Kanlı Darbe Girişiminin de Sebebi Enerji Mi?
Ağustos 21, 2016
İran, İran Gazı İçin Hindistan Piyasaları ve Türkiye
Eylül 9, 2016

Fırat Kalkanı Harekatı-Kürt Koridoru-Enerji

Cerablus?

Hem Türkiye hem de Suriye’deki diğer güçler açısından stratejik nokta olarak kabul edilen ve Türkiye’nin hemen sınırında yer alan Cerablus’un doğusundaki Münbiç, PYD terör örgütü tarafından ele geçirilmişti. PYD’nin Mübiç’deki varlığı ve Fırat Nehri’nin Türkiye sınırındaki batısı anlamına gelen Cerablus için de bir tehdit oluşturması Türkiye’yi harekete geçirdi.  Bunun üzerine Suriyeli bir Türkmen birliğinin Cerablus’a intikali söylentileri ortalıkta dolaşıyordu ki, Türkiye tarihinde ilk defa bir düğüne yapılan canlı bomba saldırısı neticesinde birçok vatandaşını şehit verdi. Süreç o kadar kritikti ki, yaşanan darbe girişimi, Rusya ile yakınlaşma, Batılı müttefiklerden! farklı alanlarda gelen baskılar ve terör olayları bölgede büyük bir değişimin sinyallerini veriyordu. Aslında Türk Milleti’nin kahramanca ve vefakâr tutumu neticesinde bölgede adaletin, namusun, dinin, insanlığın tek umudu ve kalesi olan Türkiye haçlı ellerine teslim edilmekten kıl payı kurtuluyordu.

Çok büyük bir oyun oynanıyordu. Lakin bu sefer Türkiye İslam coğrafyasına demokrasi ve barış adı altında; kan – tecavüz – terör ve zulüm getiren tarafın müttefiki gibi görülen bir piyon değildi. Kendi oyununu oynayan bir devletti. Kurgulanan senaryolarda çok şey değişmişti.

Türkiye güneyinde kurgulanan bu denkleme artık müdahale etmeliydi. Öncelikle zaten uzun süredir kendi sınır güvenliği tehlikedeydi. Bunun yanı sıra Türkiye’nin güney sınırında bir Kürt koridoru DAEŞ ile mücadele söylemleri arkasında adım adım oluşturuluyordu. Suriye kan gölüne dönmüştü. Mülteci sorunu sadece Türkiye’yi değil, tüm Avrupa’yı etkilemişti.

Daha önce de Türkiye bu oyuna askeri müdahalede bulunmak istemişti. Lakin Rusya ile gerilen ilişkiler, diğer siyasi dengeler sebebi ile bu gerçekleşememişti.  Belki de darbe öncesinde gerçekleşse idi, Türk Ordusu’nun içerisine sızmış olan FETÖ mensupları neticesinde büyük sıkıntılar ile karşılaşılabilecekti.

Bu sebeple, tüm dünyanın Türk Ordusu’nun ne kadar zayıfladığını düşündüğü bir dönemde, Türk sınırlarına halen DAEŞ tecavüzleri devam ederken, PYD’den de Münbiç’e yönelik böyle bir hamle gelmişken, Rusya ile de Suriye hususunda anlaşmaya varılmışken, tam da adım atma zamanıydı.

res

Harita1: Suriye’de Değişen Dengeler (Sarı: PYD-SDG/SAG, Pembe: Rejim Güçleri, Gri: DAEŞ, Yeşil: ÖSO ve Muhalif Güçler) (Kaynak: AA Haber)

Akabinde gün itibari ile Türk Silahlı Kuvvetleri DAEŞ’in kontrolünde olan Cerablus’a hava ve kara harekâtları düzenleyerek, şehri DAEŞ’in kontrolünden kurtardı. Cerablus’a da sıçrayarak hızla tamamlanacağı planlanan Kürt koridorunun önü kesildi.

Darısı Münbiç’in ve diğer terörist güçlerin elinde bulunan şehirlerin başına…

Neydi bu Kürt koridoru? Ve bu koridor ile hedeflenen?

Adından da anlaşılacağı üzere ilk adımda Irak’ın kuzeyinden başlayan ve Suriye’nin kuzeyinde de etnik temizlik neticesinde oluşturmaya çalışılan, Akdeniz kıyılarına kadar ulaştırılması planlanan, bu kapsamda da öncelikle DAEŞ’in kullanıldığı projeye takılan isimdi.

Belki de sahiplerinin ikinci ve üçüncü aşamalarda Türkiye ve İran üzerindeki Kürt nüfusu da dahil edebilecekleri düşündükleri uzun vadeli bir dönüşüm projesiydi.

Türkiye’nin hamleleri neticesinde değişen dengelerin gerçekleşme ihtimalini iyice zayıflattığı bir proje…

Peki neden önemliydi bu proje?

Uzun vadeli etki alanı kapsamına girecek ülkeler ve böyle bir koridor ile İslam’ın lideri konumunda olan Türkiye ve İslam dünyası arasına çekilecek bir hattı da teşkil ediyor oluşu göz önüne alınırsa, neden önemli olduğu anlaşılabilecektir.

Öyle ise enerji bu önemin neresindeydi?

Bu hususta uzmanlar tarafından yapılan söylemler ne kadar tutarlıydı?

Kürt koridorunun asıl hedefi enerji olan bir proje olarak nitelendirilmesinin sebeplerine ve bu hususta dillendirilen bazı yanılgılara bakıldığında:

  • Kürt koridoru sayesinde büyük Kürt devleti kurulacak ve bu devlet Kuzey Irak’taki kaynakları oluşturulacak bu koridor üzerinden Akdeniz’e nakledecek ve ihraç edecektir.
  • İsrail Kürt koridoru sayesinde büyük gaz rezervlerini geliştirerek önemli bir enerji merkezi haline gelecektir.
  • İran, Irak ve hatta diğer körfez ülkelerinin de enerji kaynakları inşa edilecek boru hatları ile bu koridor üzerinden Akdeniz’e açılacaktır.

Fakat:

  • Kürt koridorunun bir Kürt devleti kurmayı hedeflediği aşikardır. Lakin, bu kapsamda Türkiye – İran ve Irak’a rağmen böyle bir girişim yapılamaz. Yapılabilse dahi, sadece Kuzey Irak’ın kaynakları için böyle büyük bir proje hedefine girilemez. Ayrıca, mevcut Kuzey Irak yönetimi böyle bir maceranın içine giremez. Bunun da dışında petrol ihracatı kapsamında Ceyhan’a ihracı sağlayan mevcut boru hattı varken, bu hatlar üzerinden akış devam ediyorken, buna ek olarak orta vadede İran’a da 250 000 varil/gün kapasiteli bir diğer boru hattı projesi üzerine çalışmalar sürüyorken, ihraç kapasitesini arttıracak imkanlar çok kısıtlı iken, doğal gaz konusunda da bölgede karşılanamayan çok büyük bir kapasite varken ve tüm bu projelerin gerçekleştirilmesi için ekonomik – politik birçok kriterin gerçekleşmesi gerekiyorken, böyle bir senaryodan bahsetmek hiç de tutarlı değildir.
  • İsrail’in enerji alanında Kürt koridoru ile bir ilişkisi yoktur. Çünkü Kürt koridorunun coğrafi olarak İsrail’in enerji merkezi olmasına bir katkısı yoktur. Bunun da yanı sıra, İsrail bahsedildiği gibi büyük gaz rezervleri ve ihraç kapasitesine de sahip değildir. Ayrıca İsrail’in mevcut kaynaklarını geliştirmesi ve ihraç edebilmesi için en ekonomik tercih Türkiye’dir.
  • İran, Irak ve diğer körfez ülkelerinin zaten hali hazırda dünya piyasalarına ekonomik olarak ulaşabildiği hatları ve tesisleri vardır. Bahsedilen güzergahın (Kürt koridoru) güvensiz ve riskli olduğu, gereksiz ve büyük yatırımlar getireceği, gaz üreticilerinin gereksiz taşıma maliyetleri sebebi ile zarar edeceği gerçekleri dikkate alınırsa, böyle bir fikrin ütopya bile olamayacağı açıktır.

“Not: Kürt koridoru ve enerji ile ilişkisi, Kuzey Irak ve İran’ın enerji alanındaki bazı ortak projeleri, sahaları bazında İsrail gaz rezervleri, 2050 yılına kadar üretim ve ihraç potansiyeli, bu kapsamda farklı ihraç senaryoları ve Türkiye’nin bu senaryolarda önemi gibi konuların detaylı olarak incelendiği çalışmalar “Energy Policy Turkey” isimli dergimizde Eylül ayı içerisinde yayınlanacaktır.”

Peki proje kuzey Suriye ayağı kurulamadan uygulamaya geçirilemez miydi?

Sadece Türkiye’nin zayıflatılıp, bölünmesi ile hayata geçirilebilir. Tabii bu kapsamda enerji nakli de dikkate alındığında koridorun Ceyhan’a kadar uzanacağı düşünülecektir.

Yani?

Enerji genel dengeler değerlendirildiğinde, Suriye politikaları açısından da önceliklerden değildir. Her durumda öncelikli faktörlerden olması da zaten beklenemez. Bu tarz bilimsel olmayan yaklaşımlar, kurgulanacak stratejilerde asıl hedeften sapılması anlamına gelmektedir.

Özetle; enerji de bu süreçteki politikalar nezdinde önemlidir. Lakin asıl belirleyici faktör değildir. Asıl belirleyici faktör ülkemizin içinden geçtiği bu kritik süreç kapsamında sabrımız,  gayretimiz, inancımız ve birliğimizdir. Bunların akabinde enerji hâkimiyeti zaten peşimizden gelecektir.

Oguzhan AKYENER

TESPAM Başkanı

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: