Trump’ın Kabinesindeki Pruitt Kömür İçin Ne Anlama Geliyor?
Aralık 14, 2016
Açlık Oyunları: Enerji Terörü-Amerika ve İngiltere
Aralık 21, 2016
 Oğuzhan AKYENER
TESPAM Başkanı
oakyener@tespam.org

İsrail Enerji Bakanlığı genel direktörü olan Meridor:

  • Leviathan sahasının 2019 sonunda üretime alınacağından,
  • Bu gazın aynı yıl sonunda Türkiye’ye gelebileceği ve oradan nakil edilebileceğinden,
  • Kıbrıs üzerinden bir boru hattı çekilebileceğinden,
  • Bu konuda (tanımadıkları KKTC’nin vatandaşları olan) Kıbrıslı Türkler ile de görüşebileceklerinden,
  • İsrail’in Leviathan ve Tamar sahalarında 950 milyar m3 civarında gaz bulduğundan,
  • Bu miktarın Türkiye’nin yıllık ihtiyacının 19 katı olduğundan,
  • Enerji konusundaki gelişmelerin, siyasi gelişmelerin ve olumsuzlukların dışında tutulacağından,

bahsetmiştir.

Böylesi önemli bir konu için, sürekli paneller, söyleşiler, basın açıklamaları ve toplantılar yapılabilirken; acaba niçin bu konuya teknik açıklık getirebilen söylemler pek dillendirilememektedir?

Bu soruya cevap vermeyi bir kenara bırakarak, Meridor’un söylemlerini değerlendirecek olursak:

  • Leviathan sahası 2019 sonunda üretime alınacaktır.
  • Fakat üretilecek gazın 2020’de Türkiye’ye nakli mümkün görülmemektedir. Çünkü;
    • Kaynak açısından değerlendirildiğinde:
      • Üretime alınan bir saha teknik olarak, hemen maksimum üretim seviyelerine erişemeyecektir. Maksimum seviyeye adım adım, birkaç yıl içinde ulaşılacaktır.
      • Üretilen gaz ise öncelikle; Ürdün ve bazı elektrik üreticisi firmalar ile zaten yapılmış olan anlaşmalar gereği satılacaktır.
      • Geriye kalan miktar ise öncelikle artan iç tüketimi karşılamak için değerlendirilecektir.
      • Bunun da sonrasında ancak geriye kalan: ortalama düzenli olarak (2020-2040 arasında) yıllık 2,5 milyar m3’lük kısmın Türkiye’ye ihraç edilmesi mümkün olabilecektir.
    • Bu gerçeği ancak şu beklenmedik olaylar değiştirebilecektir:
      • İsrail yeni gaz kaynakları keşfeder ve bunları geliştirir. Bu da “doğmamış çocuğa don biçmek” tabirinden dahi olasılığı düşük bir beklentidir. Bununla birlikte keşfedilen bir gaz sahasının geliştirilerek üretime alınması için en az 5 yıla ihtiyaç duyulmaktadır.
      • İsrail, üretimini iç tüketimde kullanmak yerine, üretiminin kalan kısmını Türkiye’ye satar ve kendisine Mısır yada Güney Kıbrıs’ın var olduğu iddia edilen gaz kaynaklarından tedarik sağlar. Bu seçenek en ekonomik tercih olmamakla birlikte, yapılacak anlaşmalar çerçevesinde, stratejik olarak değerlendirilebilecektir. Sonuçta Güney Kıbrıs’ın, var olduğu iddia edilen kaynaklarını ekonomik ve siyasi olarak geliştirmesi ve ihraç etmesi için tek yol İsrail (en ekonomik ve uygulanabilir) olarak gözükmektedir. (Mısır seçeneği dahi değerlendirilse, bunu da İsrail ile birlikte yapmak daha ekonomik olacaktır.) Bu avantajını kullanarak İsrail, ilgili gaz ticaretini çok uygun koşullarda gerçekleştirmeyi deneyebilecektir. İsrail’in zaten bu konuda da algı operasyonu yürütüyor olduğu tahmin edilmektedir.
    • Ortada büyük miktarda ihracat kapasitesi olarak değerlendirilebilecek kaynak olmadığına göre, diğer maddelerin incelenmesine zaten gerek yoktur. Lakin yine de, en azından 2,5 milyar m3/yıllık bir gaz hacminden yola çıkarak bazı varsayımlar yapılırsa:
      • 2,5 milyar m/yıl hacminde bir gaz için, siyasi çözümsüzlüğü olan bir Kıbrıs rotasının hayata geçmesi zor görülmektedir.
      • 2,5 milyar m/yıl hacmindeki gaz Türkiye için de çok büyük anlam ifade etmemektedir.
      • Bu gaz için bir boru hattı inşa etmek yerine, gazı mevcut boru hatları ile Mısır’dan LNG olarak satmak (boş kapasite bulunabilir ise) yada kurulacak daha küçük çaplı bir LNG tesisi ile uluslararası piyasalara nakil etmek, en azından siyasi açılardan daha uygulanabilir görülecektir.
      • Yine de gaz Kıbrıs’a getirilir, Güney Kıbrıs’ın varsayılan gaz sahası da geliştirilir, siyasi anlaşmazlıklar çözülür ve buradan yaklaşık 10 milyar m3’lük (2,5 İsrail + 7,5 Güney Kıbrıs) bir hacim Türkiye ve oradan da AB’ye nakil edilmek istenmekte ise; bu konu ekonomik olsa da, siyasi olarak çok zor görülmektedir. Çünkü Türkiye, Kıbrıs Türklerine yapılan katliamları unutmamıştır ve kendi düşmanlarını bile bile ihya etmeye yanaşmayacaktır.
    • Demek ki, geriye kalan en tutarlı seçenek, zaten Afrodit sahasına yakın olan Leviathan ve Tamar sahalarından elde edilecek fazla ihraç kapasitesini, Afrodit sahasının üretimi ile birleştirerek, Kıbrıs yada İsrail’e nakil etmek ve orada kurulacak bir LNG tesisi ile ihraç etmektir. Bu noktada da İsrail’in çok daha önce üretime aldığı/alacağı Leviathan ve Tamar sahalarından kendi kara alanlarına (mevcut gaz satış anlaşmalarına bakılarak) nakil hatları çekmesi gerektiği yani, bu tesisin ekonomik (ve stratejik) olarak İsrail’de kurulacağı varsayılır ise, İsrail’in Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı da oyaladığı anlaşılacaktır.
    • Yani Kıbrıs üzerinden de bir boru hattı geçecek gibi görülmemektedir.
    • Kıbrıs’a bir LNG terminali yapılacak gibi de görülmemektedir. Güney Kıbrıs var olduğunu iddia ettiği kaynaklarını geliştirebilir ise, üretimini sahasına yakın olan Leviathan sahasının tesislerine bağlayarak, İsrail’de kurulabilecek bir LNG tesisine nakledeceği daha uygulanabilirdir. Bu seçeneğin de yanı sıra, illa ki Kıbrıs’ta bir LNG tesisi kurulacak ise, İsrail fazla gaz ihraç kapasitesini, tüm finans yükünü Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a bırakarak, ilgili tesislere de nakil edebilecektir. Fakat bu senaryonun finansal ve ekonomik olarak uygunluğunda büyük şüpheler bulunmaktadır.
    • Kıbrıslı Türkler ile görüşülmesi için öncelikle onların resmi devletlerinin tanınması gerekmektedir.
    • Leviathan ve Tamar sahalarındaki rezervler, bir anda değil, 20 ila 30 yıllık bir süreçte üretileceği için, ilgili rezervlerin Türkiye’nin gaz tüketimi ile karşılaştırılması tamamen mantıksız bir kıyaslamadır.
    • Enerji konuları nasıl siyasi gündemi etkiliyor ise, siyasi gündem de enerji konularını etkileyebilecektir. Bu durum sadece, uluslararası anlaşmalar ile karara bağlanmış ve devam eden ticari anlaşmalar için farklılık gösterebilecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin İsrail ve Kıbrıs politikaları üzerinde ciddi algı operasyonları oynanmaya devam etmektedir. Zor imtihanlardan geçen ve sonunda bütün oyunlardan galip olarak çıkacağına inandığımız Türkiye, bu alanda da hakikatin farkında olarak çıkarlarını sonuna kadar savunmayı bilecektir.

 

 

“Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları TESPAM’a aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

“Türkiye’deki enerji politikaları odaklı ilk ve tek sivil yapılanma…” 

“Enerji politikaları alanında gündemi uzaktan takip etmeye çalışan bir Türkiye yerine, gündem belirleyen bir Türkiye’ye ulaşma idealiyle…”

TESPAM-Türkiye Enerji Politikaları ve Araştırmaları Merkezi

TESPAM, Uluslararası Enerji Politikaları Araştırma Derneğinin Bir Kuruluşudur
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER (Balıkesir), ODTÜ, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü mezunu olan Oğuzhan AKYENER, 2006 yılı mezuniyetinden bu yana enerji ile alakalı bazı kurumlarda birçok yurt içi ve yurt dışı görevlerde bulunmuş ve yöneticilik yapmıştır. Bunların yanı sıra, Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya ve Kafkas enerji politikaları üzerine uluslararası arenada ses getiren çalışmalara imza atmıştır. Farklı konularda yazmış olduğu 3 adet kitabı bulunan Akyener, halen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) başkanlık görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: