Fransa Seçimleri 2017
Mayıs 9, 2017
Bir İsrail Yetkilisinin Açıklamaları Üzerine
Mayıs 9, 2017

Uzun süredir TESPAM bünyesinde dillendirildiği üzere, İsrail’in tüketim ve keşfedilen sahalarının üretim projeksiyonları karşılaştırıldığında, ciddi miktarda bir ihracat potansiyeli bulunmamaktadır. Bu dengeleri ancak yeni büyük keşifler ya da ithalat yaparak, fazladan ihracat kapasitesi oluşturmak değiştirecektir.

Peki ortada yoruma katılabilecek yeni keşifler ile ilgili hiç bir somut veri olmadığına göre, İsrail’in ısrar ile çok büyük ihracat potansiyeli varmış, bunu da birkaç yıla kadar Türkiye’ye satacakmış gibi söylemlerde bulunmasının sebebi nedir?

Yeni keşif ihtimalleri somut olmadığına göre, bu soruya ancak iki türlü cevap verilebilecektir.

  • İsrail ihracat kapasitesini arttırmak maksatlı ithalat yapacaktır.
  • Bu söylemler tamamen algı operasyonu amaçlıdır.

Algı opsiyonunu bir kenara bırakırsak, İsrail’in bu söylemlerini tutarlı kılması için geriye kalan tek planı ithalat yapmak olacaktır.

Peki ithalatı nereden ve nasıl yapacaktır?

Bunun için de sadece 2 seçeneği bulunmaktadır. Bunlar:

  • Şu an kendisi bir gaz ithalatçısı konumunda olan Mısır’dan, yeni keşiflerini geliştirerek üretime döndürdükten sonra Arish – Ashkelon boru hattı ile gaz ithal etmek.
  • Afrodit sahasını geliştirip, gaz ithal etmek.

İlk seçenek olan Mısır’dan gaz ithalatı yaparak, o gazı birçok sıkıntılı süreci aşarak, Türkiye’ye satmaya çalışmak, ekonomik koşullar sağlansa bile, çok da kar edilebilecek bir opsiyon değildir. Çünkü Tespam – Energy Policy Turkey Dergisi’nde yayınlanan, uluslar arası literatürdeki ilgili alandaki ilk çalışma olan ve Mısır’ın 2050 yılına kadarlık ihracat potansiyelini anlatan çalışma da göstermektedir ki; Mısır’ın zaten ihraç potansiyeli hemen hemen kendi boş LNG tesis kapasitesi kadar olacaktır. Yani Mısır’ın yeni ihracat opsiyonları arama derdi bulunmamaktadır. Üreteceğini LNG olarak ihraç edecektir. Yani İsrail’in Mısır’dan ucuza gaz alıp, buna kar koyup, taşıma risklerini ve maliyetleri de dikkate alarak, Türkiye’ye sevk etme ihtimali oldukça düşük görülmektedir. Kısacası bu seçenek tercih edilmeyecektir.

Geriye tek seçenek kalmaktadır. Ki, bu seçenek de, İsrail’in kurguladığı algı operasyonlarındaki dillendirilmeyen planlarını ortaya koymaktadır.

Bu seçenek İsrail’in:

  • Kuzey Kıbrıs’ın da hakkı olan Afrodit sahasını illegal olarak geliştirerek, Leviathan sahası üzerinden üretime alması,
  • Buradan üreteceği gazı gayet makul fiyatlara satın alması,
  • Satın aldığı gaz ile kendi iç piyasasını beslemesi,
  • Bu sayede ihraç potansiyelinde plato seviyesinde 7 milyar m3/yıl’lık bir artış elde ederek, bu hacmi de Türkiye’ye satmasıdır.

Bu seçenek her ne kadar hem Türkiye, hem İsrail, hem de Güney Kıbrıs tarafından faydalı gözükse de, genel anlamda Türkiye’nin bölgedeki ali menfaatleri ile çelişmektedir. Yani elindeki imkanlar, Türkiye’nin ilgili pazarlık süreçlerini çok daha fazla uzatarak, istediğini almasını sağlaması için yeterlidir. Çünkü dolaylı olarak Türkiye olmadan Afrodit zaten geliştirilemeyecektir.

Afrodit gibi aslında çok da büyük bir rezerve sahip olmayan bir saha için;

  • Gaz kimyası sebebi ile çok pahalıya gelecek LNG tesisinin kurulma ihtimali mevcut koşullarda çok olası gözükmemektedir.
  • Mısır’ın Zohr sahasına, oradan da ilgili LNG tesislerine nakledilerek üretime başlanması, Mısır’ın ilgili LNG tesis kapasiteleri 2032’ye kadar dolu olacağı için mümkün görülmemektedir.
  • Üretimin İsrail’in Leviathan sahasının tesislerine yönlendirilerek, İsrail’e satılması, en ekonomik opsiyon olarak görülmektedir. Çünkü Afrodit sahası zaten Kıbrıs adasına uzak, fakat Leviathan sahasına yakındır.

Bu son seçenek sayesinde İsrail gaz denklemindeki pozitif hacmi arttıracak ve bir Afrodit sahası üretimi kadarlık fazladan ihracat kapasitesi elde edecektir.

Bu yeni elde edeceği ihracat kapasitesinin projeksiyonuna aşağıdaki grafikte yer verilmiştir.


Grafik1: İsrail + Kıbrıs’ın Toplam Gaz İhraç Potansiyeli 2050 (Kaynak: https://www.tespam.org/kibris-sorunu-cozulse-turkiyeye-ne-kadar-gaz-gelecek/)

Zaten mevcut koşullar dikkate alındığında, örneğin saha bazlı analiz yapılırsa, Leviathan ortakların üretecekleri gazın belli bir bölümünü İsrail’e satmak zorundadırlar. O zorunluluk dışındaki hacmi ise ihraç edebilme yetkilerine sahiptirler. Bu noktada, haliyle verecekleri karar ilgili market fiyatları ve farklı opsiyonların siyasi-ekonomik uygulanabilirliklerine bağlı olacaktır. Fakat tüm bunların yanı sıra, İsrail’in elinde her zaman bu anlaşmada bazı değişikliklere gitme yetkisi de bulunmaktadır. Zaten bu konuda faaliyet gösteren bir “anti-trust” komitesi de görevine devam etmektedir. Yani Leviathan ortaklarının gaz ihracat izni olsa dahi, İsrail’in iç tüketiminde açık olması durumunda, bu komite gerek fiyatlarda, gerek de hacimlerde değişiklikler yaparak müdahale edebilecektir. Bunların yanı sıra, mevcut uluslararası satış anlaşmaları tamamlandıktan sonra, ilgili anlaşmaları etkileyecek bir değişiklik beklenmese de, İsrail’in ilgili yatırım ortamındaki bu gibi ciddi belirsizliklerin ve risklerin etkileri göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak, Leviathan ortakları ile Türkiye arasında bir gaz ihracat anlaşması yapılması durumunda, İsrail’in iç tüketimini karşılamak için açık vereceği bilinmektedir. Bunu da karşılayabilecek en ekonomik opsiyon, ipleri önemli ölçüde ellerinde olan Afrodit sahasıdır.

Yani Afrodit sahasından gelecek gaza güveni olmasa, İsrail ilgili ihracat politikalarını, Leviathan ortaklarına verdikleri izinleri, yapmayı hedefledikleri satış anlaşmalarını tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaktır.

Tam da bu noktada Türkiye’nin atacağı adımlar ve hamleler tüm dengeleri değiştirecektir.

Ayrıca tekrar vurgulamak gereklidir ki; bu konularda algı oluşturulmak amaçlı dillendirilen Mısır ve EastMed opsiyonları ise zaten tutarlı ve uygulanabilir değildir. Türkiye pazarı İsrail için en ekonomik ve tercih edilebilir seçenektir.

Tüm bu hususlara bütün teknik yönleri ile hakim olan bir Türkiye, yapacağı müzakere süreçlerinde beklentilerinden çok daha fazlasını alabilecek imkanlara sahiptir.

Ayrıca olası bir İsrail – Türkiye gaz satış anlaşması neticesinde, Kuzey Kıbrıs’ın da hakkı olan Afrodit’ten ve ilgili ihtilaflı deniz alanlarından vazgeçmek zorunda kalınacağı riskini de sürekli göz önünde bulundurması önemlidir.

Tüm bunların yanı sıra, yine de yeni kontrat müzakerelerinde İsrail gazı bir pazarlık argümanı olarak kullanılmak istenecek ise de; bunun çok da etkili bir yöntem olmayacağı anlaşılabilecektir.

Not: Bu konuların daha net anlaşılması için aşağıda linkleri verilen çalışmaların incelenmesi faydalı olacaktır.

https://www.tespam.org/israilin-bize-verecek-gazi-kalmadi/

https://www.tespam.org/kibris-sorunu-cozulse-turkiyeye-ne-kadar-gaz-gelecek/

https://www.tespam.org/dogu-akdeniz-eastmed-boru-hatti-projesi/

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: