Akdeniz’de Önemli Bir Oyuncu: ENI
Mayıs 19, 2017
Milli Enerji Stratejisi (MES)
Mayıs 23, 2017

İsrail’in Ertelenen Arama İhalesi & Türkiye’nin Rolü

 

İsrail kendisine ait olduğunu iddia ettiği deniz alanlarında 24 adet ruhsatı Kasım 2016’da hidrokarbon aramacılığı için ihaleye çıkartmıştı. Bu ihale süreci için son başvuru tarihi Nisan 2017 olarak öngörülmüştü. Fakat Şubat ayında yapılan açıklama ile daha önce belirlenmiş olan ihale son başvuru tarihi Temmuz ayına ötelendi.

Bu gecikmenin sebepleri olarak, bazı uzmanlar tarafından mevzuatsal eksiklikler, Lübnan’da devam eden ihale süreci gibi hususlar ortaya atıldı. Fakat bu yaklaşımlar ne kadar yerinde ve yeterliydi?

Şimdi bu ihale sürecindeki yaşanan ve belki bundan da sonra yaşanacak olan gecikmenin sebeplerini yorumlayalım;

  • Öncelikle sosyal medyada yapılan gayri resmi paylaşımlar, İsrail’İn açtığı ihale ile çok az sayıda şirketin ilgilendiğini ifade etmektedir. 24 ruhsat alanı ile ilgilenen toplam şirket sayısının 3 ya da 4’tür.
  • Yakın coğrafyada Güney Kıbrıs ve Lübnan’daki hidrokarbon aramacılığına yönelik yürütülen ve tamamlanan ihalelere ise ilgi, İsrail ile kıyaslama yapılamayacak kadar yüksektir.
  • Demek ki, ihale sürecindeki ertelemenin asıl sebebi uluslararası yatırımcıların konu ile ilgilenmemesidir.
  • Tabii bu noktada asıl önemli olan konu, bu ilgisizliğin sebeplerini bulmaktır.

Yabancı yatırımcıların illegal olmasına rağmen Güney Kıbrıs ve her türlü başarısızlığa rağmen Lübnan’daki ihaleler ile ilgilenirken, İsrail deniz alanlarında hidrokarbon aramacılığı ile ilgilenmemelerinin sebepleri olarak;

  • İsrail’de bir keşif yapılsa dahi üretilecek gazın hangi koşullarda, hangi pazarlara sevk edileceğinin belli olmaması,
  • Üretimin iç piyasalara yönlendirilmesi durumunda da, iç piyasa rekabet koşullarının yönetilebilir olmaması,
  • İsrail’in devlet yapısının ve oluşturduğu “anti trust” komitesi gibi yapıların, yatırım kararlarını sürekli değiştirebilerek, projenin yönetilebilirliğini ve netliğini negatif etkilemesi,
  • Mevzuatsal eksikliklerin olması,
  • Zaten mevcut sismik veriler neticesinde büyük yapıların test edilmiş olması,
  • Mevcut keşiflerin üretime alınması ile ilgili ciddi gecikmelerin ve devlet ile uzlaşı problemlerin yaşanmış olması ve yaşanmaya devam ediyor olması,
  • Düşük petrol fiyatlarının etkileri,
  • Güvenlik riskleri,
  • Ruhsat başvurularında ilgilenen şirketlere yönelik, uluslararası örneklerin ötesinde çok daha fazla ve külfetli yaptırım ve koşulların olması olarak özetlenebilecektir.

Bu koşulların bazılarının Güney Kıbrıs ve Lübnan’daki ihale süreçleri için de geçerli olduğu aşikardır. Fakat en basiti ile iki ülke de, mevcut siyasi-güvenlik-finansal risklerinin ötesinde, uluslararası büyük yatırımcılar tarafından daha kolay yönetilebilecek ve yönlendirilebilecek ülkelerdir.

Bu sürecin daha rahat anlaşılabilmesi için, Doğu Akdeniz ile ilgilenen örnek bir yatırımcı gözü ile değerlendirme yaptığımızda;

  • Doğu Akdeniz ile ilgileniyorsunuz.
  • Erişilebilir sismik veriler Levant havzasında bir potansiyel olduğunu gösteriyor.
  • İsrail’deki keşifler de bu potansiyeli kanıtlıyor.
  • Fakat asıl potansiyelin Kuzeye yani Lübnan’a doğru devam ettiğini, uzman yerbilimcilerinizden öğreniyorsunuz.
  • Güney Kıbrıs’ta da Zohr sahasının keşfi akabinde yeni ümitler söz konusu, fakat yine mevcut veriler, potansiyelin batı yönünde azaldığını ifade ediyor. Yani Güney Kıbrıs’ın 3. Arama ihalesi belki Mısır’da hali hazırda keşifler yapmış olsanız, sizi ilgilendirir fakat yapmadı iseniz, çok da tercih edilebilir değildir.
  • Ayrıca Güney Kıbrıs bölgedeki en güçlü devlet olan Türkiye’nin ve onun himayesindeki Kuzey Kıbrıs’ın deniz alanlarını da ihlal etmektedir. Zaten keşfini açıkladığı Afrodit sahasını bile geliştirebilmiş değildir. Yani çok da ilgilenilebilecek bir yatırım alanı değildir.
  • Geriye kalan Lübnan ve İsrail arasında tercih yapmanız gerekirse;
  • İsrail’de hali hazırda keşifler vardır. Fakat büyük yapılar zaten test edilmiştir. Yani tahmininiz geriye daha küçük balıklar kalmıştır. Bir de yapılan keşifler dahi üretime kolaylıkla alınamamıştır.

Diyelim tüm bunları göz ardı edip, İsrail’i tercih ettiniz;

  • Tüm riskleri alıp, ruhsatın en az %25’ini alarak, operatör oldunuz,
  • Arama planlarınızı, İsrail’li yetkililer ile yoğun müzakereler neticesinde kabul ettirdiniz,
  • Sondajı yaptınız, Şansınıza, keşif de yaptınız!
  • Sonra?
  • Sıra geldi geliştirme planlarına ve son yatırım kararına.
    • Lakin nasıl bir üretim yapacaksınız?
    • En önemlisi ürettiğiniz gazı nereye satacak ve kar edeceksiniz?
    • Büyük rezervler bulunduğu için siz küçük bir rezerv bulabildiniz,
    • O küçük rezervi sağıp, üretimi satmak için bir LNG tesisi hatta yüzer LNG tesisi kursanız; çok maliyetli; proje kendini kurtaramaz!
    • Karaya sevk edip, İsrail’de iç piyasaya satsanız; eski üretim yapan sahaların daha ucuz olan gazları ile, İsrail’in vergilendirme ve ceza sistemleri ile, yatırımcıyı sürekli engelleyen komiteleri ve mevzuatları ile mücadele verirken, bir hayli zorlanacaksınız.
    • Bir de acaba iç piyasada o derece büyük bir talep olacak mı?
    • Üretiminizin bir bölümünü iç piyasaya zaten vermek zorundasınız. O zaman karada kuracağınız bir tesise gaz sevkiyatı yapmak gerekli. Tamam yaptınız. Kalan kısmı da ihraç etmek için, “anti trust” komitesini bir şekilde ikna ettiniz.

Peki kime ihraç edeceksiniz?

    • Bir LNG tesisi boyunuzu aşar.
    • Mısır’a sevk etseniz, farzedin ki; yıl 2024; orada da boş kapasite yok!
    • Ürdün, Suriye piyasalarında da talep yok.
    • Filistin gibi küçük bir marketin zaten çok farklı riskleri var.
    • O zaman?
    • Türkiye?
    • En güzel, en güvenilir ve en büyük pazar! Fakat nasıl gazı oraya ulaştıracaksınız?
    • Ortada bir boru hattı ve somut bir anlaşma yok ise: İMKANSIZ!
    • Yani keşfi yapsanız da, geliştirme senaryolarını İsrail’deki ilgili kurumlara büyük zorluklar ile kabul ettirseniz de; üreteceğiniz gazı satma konusundaki belirsizlikler sebebi ile bir türlü saha geliştirme için son yatırım kararını alamayacaksınız!
    • O zaman? Siz de büyük oyuncuların tercih ettiği ve bakir olduğu için daha büyük balıklar bulma şansınız olan Lübnan’daki arama ihalesi ile ilgileneceksiniz.

Bir yatırımcı gözüyle kısaca analiz edildiğinde, İsrail’deki arama ihalesinin neden ertelendiği, neden ilgi görmediği ve bundan sonra da neden yeniden ertelenebileceği kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Meşhur Leviathan sahasının dahi, üreteceği gazı nereye satacağı tam olarak netleşmeden, birkaç erteleme neticesinde, (uluslar arası algıyı düzeltmek maksatlı gözüken) son yatırım kararı alınması gibi, düşündürücü ve olağan dışı bir durumun arkasındaki sebepleri daha iyi anlayabileceksiniz.

Demek ki; İsrail’in;

  • mevcut keşiflerinden elinde kalan ihraç kapasitesini satabileceği,
  • hatta bu kapasiteye ucuza kapatabileceği Afrodit gazını da ekleyebileceği,
  • ve en önemlisi hidrokarbon aramacılığına devam edebilmek maksatlı yatırımcı çekebileceği bir ortam oluşturabilmek için Türkiye’ye ihtiyacı bulunmaktadır.

Demek ki Türkiye; İsrail’in sadece mevcut kaynakları için değil, bu kaynaklarından da ötesi; gelecek beklentileri için de çıkış kapısıdır.

Olası bir boru hattı ve Türkiye ile bir gaz satış anlaşması neticesinde, İsrail ertelemek zorunda kaldığı ihale sürecini, istediği gibi başlatacak ve hayata geçirebilecektir.

Bu sebeple, Türkiye’nin bu konumunu bilerek, dış politikasında karşı taraflar için daha zorlayıcı adımlar atmayı sürdürmesi ve müzakerelerde daha sert ve tavizsiz yaklaşımlar sergilemesi gereklidir.

Tekrar vurgulamak gerekirse; Türkiye’nin İsrail’e değil, İsrail’in Türkiye’ye ihtiyacı bulunmaktadır!  

 

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.
%d blogcu bunu beğendi: