Dünya LNG Dengeleri-2
Nisan 13, 2017
Güneş Enerjisinin Kimyasal Akışkan Yöntemiyle Depolanması
Nisan 19, 2017

Keystone XL Boru Hattı: Kanada mı ABD mi Daha Kazançlı?

 

ABD Başkanı Trump, Mart ayında Keystone XL boru hattının genişletilmesine onay vermiştir. Halihazırda söz konusu boru hattı Kanada’nın petrollü kum arazilerinden (Alberta) ABD’nin körfez kıyısına (Kuzey Amerika’nın çoğu petrol rafineri burada bulunmaktadır) günde 550 bin varil petrol taşınmaktadır. Alberta bölgesi  kara ile kuşatılmış bir bölge olduğu için uluslararası piyasalara ancak bu boru hattıyla ulaşabilmektedir.

Planlanan genişlemeyle Alberta’dan, ABD’nin Nebraska eyaletindeki Steele şehrine 1897 km uzatılacak ve böylece toplamda günde 830 bin varil petrol taşınacaktır. Küçük miktarda da ABD’nin kendi ürettiği petrolün taşınması planlanmaktadır. 8 milyar dolarlık projenin finansmanının çoğunluğunu boru hattının sahibi TransCanada şirketi karşılayacaktır.

Keystone XL boru hattı projesinin Orta Doğu petrollerine olan bağımlılığın azaltacağı, petrol fiyatlarını düşüreceği, 28 bin yeni iş imkanını oluşturacağı gibi bazı avantajları olduğu öne sürülmektedir. Söz konusu proje 2010 yılında Obama’nın önüne gelmiş ve kendisi EPA’nın (Çevre Koruma Kurumu) tavsiyesine uyarak söz konusu projenin petrol fiyatlarını düşürmeyeceği, uzun dönemli istihdam oluşturmayacağı ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmayacağı gerekçeleriyle kabul etmemiştir.

Trump göreve geldikten kısa bir süre sonra boru hattında ABD yapımı çeliğin kullanılması koşuluyla projeye onay vermiştir.

Kanada’nın petrollü kumundan petrol elde edebilmek için normal bir petrol üretimine göre oldukça fazla enerji ve kimyasallar kullanılması gerekmektedir. Ayrıca boru hattından sızıntı riski de çevreye tehlike oluşturabilmektedir. Ayrıca bu yöntemle petrol üretmek daha maliyetli olmaktadır. Bazı petrol şirketleri bu üretim yöntemini terketmişir. Örneğin Statoil ve Total bu tür petrol üretim projelerinden vazgeçmiş, Shell kumlu petrol varlıklarının çoğunu 8.5 milyon Dolara satmış ve Exxon Mobil ekonomik bulmadığı için 3.5 milyar varillik rezervini varlıklarından çıkartmıştır. Petrol fiyatlarının düşük seyrettiği bir dönemde, maliyeti yüksek bu petrolün kar marjının çok düşük olacağı hatta zarar edebileceği riski de bulunmaktadır.

Kanada açısından düşünüldüğünde maliyeti yüksek, uluslararası piyasaları ulaşımı kısıtlı “kirli” petrolünü en büyük müşterisi ABD’ye satması avantajlı görünmektedir. Ancak projenin 8 milyar dolar maliyetininin büyük bir bölümüne Kanadalı şirketin  katlanması (dolayısıyla riskin büyük bir bölümünü üstlenmesi) ve Kanada’nın 2015 Paris iklim anlaşmasında söz verdiği sera gazı salınımını düşürme taahhüdüne yerine getirmede zora düşeceği de unutulmamalıdır.

Altyapı yatırımlarıyla ekonomik büyümeyi artırmayı hedefleyen Trump yönetimi daha çok boru hattının yapımı sırasında oluşacak istihdama yoğunlaşmaktadır. Projenin yapımı aşamasında 28 bin (dolaylı da dahil 42 bin) yeni istihdamın oluşacağı söylense de boru hatları faaliyete geçtikten sonra sadece 35 sürekli çalışanın bulunacağı tahmin edilmektedir. Kısaca Trump yönetiminin üstünde durduğu yeni iş imkanlarının oluşması kısa bir süre söz konusu olacaktır.

Erişimi kolaylaşan ve talebi artan kumlu petrolün fiyatının artacağı ve bundan da en çok (Kanadalı bazı şirketler hariç) Exxon Mobil şirketinin (eski CEO’su Rex Tillerson şu anda ABD Dışişleri Bakanıdır) fayda göreceği iddia edilmektedir.

Projeyle beraber ABD’de petrol fiyatlarının düşeceği iddia edilse de, boru hattı hemen tamamlanmadığı için benzin fiyatlarına etkisi hemen görülmeyecektir. Ayrıca boru hatlarıyla taşınacak maliyeti yüksek petrolün düşük fiyatlara neden olmayacağı da öne sürülmektedir.

Projedeki boruların üretiminde kullanılacak çeliğin ABD’de üretileceği öne sürülse de bu koşulun bu proje için uygulanamayacağı sadece yeni projeler için uygulanabileceği iddia edilmektedir. TransCanada şirketinin kullanılacak borularını önceden beri depoladığı ve bunların yarısının Kanada, İtalya ve Hindistan menşeli olduğu ortaya çıkmıştır.

Özetlemek gerekirse, maliyeti yüksek, kısıtlı talebi bulunan, çevresel zararları çok fazla olan bir petrol kaynağını ABD piyasasına daha fazla sürebilmesi ve ABD’nin Kanada’ya bağımlılığının artması (her ne kadar ABD’nin dışa bağımlılığın azaltılması amaçlansa da) Kanada’nın bir başarısıdır. Diğer taraftan belirli petrol şirketleri haricinde ABD’nin bundan fazla bir yarar sağlayamayacağı düşünülmektedir.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: