AB ve ABD Gaza Gelmemeli!
Haziran 24, 2018
Küresel Rekabet Ortamında Türkiye’nin Yeni Ekonomi Politikası İhtiyacı- 2
Haziran 25, 2018

Küresel Rekabet Ortamında Türkiye’nin Yeni Ekonomi Politikası İhtiyacı- 1

Dr. Abdullah ALTUN

Artan üretim paylaşımı ve ara mal ticaretinin ulaştığı düzey, geleneksel brüt istatistiklerin, küresel değer zincirlerinin hâkim olduğu ekonomik rekabet ortamında iyi birer karar destek sistemi olamayacaklarını göstermektedir. Neticede brüt olarak bahsettiğimiz ithalat, ihracat ve ticaret açıklığı kavramları aslında sadece yerel katma değeri değil ciddi oranda farklı ülkelerin de katma değerlerini içermektedir. Dolayısıyla bu durum brüt istatistiklere bakarak başarı ölçütü olarak gördüğümüz bazı göstergelerin küresel değer zincirleriyle örülmüş günümüz ekonomi dünyası açısından yeniden sorgulanmasını gerektirmektedir. Ne var ki birçok ülke hâlihazırda kalkınma ve dış ticaret politikalarını geliştirirken brüt istatistiklerin ötesine pek geçememektedir.

Brüt ve katma değer istatistiklerin farkını anlamak için Çin örneği çok açıklayıcıdır. Çin’in 2000 ve 2011 yılları arasındaki İstatistik Yıllıklarından[1] hesapladığımıza göre Çin’deki yabancı firmalar 2001, 2006 ve 2011 yılları arasındaki Çin’deki endüstriyel üretimin sırasıyla %15, %21 ve %17 sinden sorumlu olmalarına rağmen, Çin’in hem ithalatında hem de ihracatında 2006 yılında %60’lara yakın oranları görmüşlerdir. Bu oranlar 2013 yılı civarı %50’ler ve biraz daha altına düşmüş gözükmektedir. Bu noktada şunu belirtmek de yarar var, buradaki yabancı firmalar kavramımız Hong Kong, Macao ve Taiwan’ı içermemektedir. Bu istatistikler Çin’in ihracatı kavramını kullanırken aslında belki kaç farklı ülkenin de katma değerinin olduğu bir kavramı ortaya koymaktadır. Gerçekten kim ne kadar üretiyor/kazanıyor ve bir ülke için gerçekten başarılı olmak demek nedir sorularına brüt istatistiklerle tatmin edici cevaplar verilemiyor.

Konuyla ilgili yaygın bir örnek de Çin ve ABD arasındaki IPhone ticareti özelinde brüt ve katma değer ayrımıyla bir ticaret açıklığı hesaplanmasıdır[2]. IPhone fiyatı’nın 187,5 dolar olduğundan hareketle Çin’in 10 milyon kadar IPhone 4 ürününü ABD’ye satması durumunda Çin 1,875 milyar dolarlık bir brüt ihracat yapmış olmaktadır. ABD’den gelen parçalar ise yaklaşık 229 milyon dolarlık bir tutarı oluşturmakta ve böylece Çin ve ABD arasındaki IPhone üzerinden ticaret dengesi 1,646 milyar dolar olarak gözükmektedir. Fakat katma değer olarak olaya baktığımızda Çin’in katma değeri ancak 65 milyon dolar, Taiwan’ın 207 milyon dolar, Almanya’nın 161 milyon dolar, Güney Kore’nin 800 milyon dolar ve diğer ülkelerin de 413 milyon dolar katma değerlerinin olduğu görülmektedir. Aslında ABD’nin Çin ile katma değer cinsinden ticaretinin IPhone açısından ticaret dengesi 1,646 milyar dolar değil 65 milyon dolar olarak gözükmektedir. Hatta IPhone açısından Çin ile ABD’nin arasındaki denge gözüken tutarın büyük bir kısmını oluşturan 800 milyon dolar aslında ABD ve Güney Kore arasındaki katma değer açısından ticaret dengesini yansıtmaktadır.

Brüt istatistiklerin çözümlenmesi son yıllarda önemli mesafeler kat etmesine rağmen, iktisadi politika yapma ve karar verme süreçlerine temel oluşturacak ampirik çalışmalar tatmin edici düzeyde değildir. Bu noktada doktora tezim sürecinde brüt ticaret istatistiklerinin katma değer alt bileşenlerini dikkate alarak çok kapsamlı ampirik çalışmalar gerçekleştirdik. Bu düzeyde farklı değişkeni içermesi açısından bir ilk olan bu çalışma, bulgularıyla ve değerlendirmeleriyle literatüre anlamlı katkı sağlamakta ve yeni çalışmalar için önemli pencereler açma potansiyeli taşımaktadır[3].

Öncelikle brüt olarak ithalat, ihracat rakamlarını ve bu ikisinin toplamı olarak hesaplanan ticaret açıklığı değişkenlerini ele aldığımızda ekonomik büyüme ve toplam faktör verimliliği açısından anlamlı bir sonuç ortaya çıkmamaktadır. Fakat katma değer ticareti ve ticaretin katma değer bileşenleri[4] dediğimiz alt bileşenlere indikçe ilginç sonuçlarla karşılaşmaya başladık. İthalat açısından brüt ithalat büyüme açısından anlamlı bir sonuç vermese de katma değer ithalatı dediğimiz yerel nihai talepteki yabancı katma değer oranı anlamlı çıkmaktadır. Bununla birlikte ara malı ithalatı alt bileşeni anlamsızken, nihai mal ithalatı büyümeyi anlamlı bir şekilde pozitif olarak etkilemektedir. Diğer sonuçlardan da bahsettikten sonra hepsini bütüncül bir şekilde kalkınma ve dış ticaret politikamız açısından değerlendireceğiz.

İşin ihracat kısmında da brüt ihracatın büyümeye anlamlı bir etkisi gözlenmezken, ara mal ihracatının anlamlı bir pozitif etkisi gözükmektedir. Bununla birlikte katma değer ihracatı olarak adlandırılan başka ülkelerin nihai taleplerindeki ihracatçı ülkenin katma değer oranı da ihracatçı ülkenin büyümesini pozitif olarak etkilemektedir.

Peki ihracat yapılan sektöre kendi sektöründen gelen katma değer mi yoksa başka sektörlerden gelen katma değer mi ekonomik büyüme açısından olumludur diye sorduğumuzda, aynı sektörden gelen katma değerin büyüme üzerinde anlamlı etkisi görülmektedir. Bu da aynı sektörden firmaların bir araya toplandığı yapıların önemini ve etkinliklerin arttırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. İlginçtir ki toplam ihracattaki yabancı katma değerin ekonomik büyümeye anlamlı bir pozitif etkisini gözlemleyemedik.

Ticaretin sanayi ve hizmet sektörü olarak alt bileşenlerini yerel ve yabancı katma değer alt bileşenlerine çözümleyerek ele aldığımızda ise büyüme açısından sanayideki yerel katma değerin pozitif etkisini gözlemlemekteyiz. Hizmet sektörünün ve onun yerel ve yabancı katma değer bileşenlerinin büyüme açısından anlamlı bir etkisini gözlemlemedik.

Buradaki en önemli değişkenlerden biri ülkelerin başka ülkelerin ihracatındaki yerel katma değerleridir. Bunun büyümeye anlamlı bir şekilde pozitif etkisini bulduk. Yani başka ülkelere ara mal satmak, bununla birlikte o ülkelerde üretiminizle de yer almak ve o ülkelerden başka ülkelere de ihracat yapmak önemli bir konu olarak durmaktadır.

Bu değişkenlerin büyümeye etkilerinin toplam faktör verimliliğini arttırarak mı yoksa faktör birikimi yoluyla mı gerçekleştiğini incelediğimizde, ara malı ihracatının, ihracattaki doğrudan katma değerin (aynı sektörden), tekrar ithal edilen yerel katma değerin, endüstriyel ihracattaki yerel katma değerin ve başka ülkelerin ihracatındaki yerel katma değerin toplam faktör verimliliği pozitif olarak etkilediklerini gördük.

Bu sonuçlar ülkede üretilen ürünlerdeki ve ihraç edilen ürünlerdeki yerel katma değerin önemini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara tırmanırken yurtdışında başka ülkelerin ihracatlarında katma değer payına sahip olmanın önemini ortaya koymaktadır. Nihai mal ithalatının ve ara malı ihracatının büyümeye anlamlı etkileri, yurtdışında başka ülkelerin ihracatlarında katma değer sahibi olmanın da ekonomik büyümeye pozitif etkisi ile birlikte ele alındığında ilginç bir durum ile karşılaşıyoruz: “hem kalkın hem kalkındır veya kalkındırırken kalkın” kavramlarıyla ifade edilebilecek bu durumu şöyle izah edebiliriz[5]. Başka ülkelere yerelden ara mal satarak[6] o ülkelerde üretim yaparak, sonrasında üretilen nihai malı hem ithal ederek, zaten orada iç piyasalarına da satılabilir, başka ülkelere de oradan ihraç ederek böyle bir küresel değer zincirlerinde etkinlik arttırma stratejisi geliştirilebilir. Nihai ürünü alacak olmamız oradaki üretim yatırımının sürdürülebilirliğine katkı sağlayacaktır. Burada ara malın bizden gitmesi, içeride de yapacağımız üretime ara malın yerelden temini acısından ayrıca bir güç katacaktır. Aslında ara mal ithalatını ikame edebilecek yerel ara mal üretimini teşvik stratejisi bahsettiğimiz “kakın- kalkındır veya kalkındırırken- kalkın (kazan- kazan)” stratejisi ile bir düşünülebilir. Bu strateji kapsamında muhatap ülkeler İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) ülkeleri, Afrika Ülkeleri ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkeleri vb. ülkeler olabilirler (daha da ötesi olabilir). Bu tarz bir strateji bizim Gayri Safi Milli Hasılamızın (GSMH) artışını da tetikleyecektir[7]. Burada kilit nokta başka ülkelerden yapılan ara mal ithalatına bağımlılığın hızla azaltılması ve yerel katma değerli ara mal üretiminin ve ihracatının hızlı bir şekilde büyümesini sağlamaktır. Aynı şekilde sermaye malları açısından da konu benzer şekilde ele alınmalıdır.

Yazı dizimizin ikincisinde Türkiye açısından ticaretin yerel ve yabancı katma değer bileşenlerinin yıllara göre sektör bazında nasıl değiştiğini inceleyeceğiz.

 

[1] Çin’in İstatistik Yıllıklarına bu linkten ulaşılabilir: http://www.stats.gov.cn

[2] Daha detaylı incelemek açısından OECD ve Dünya Ticaret Örgütü’nün ortak veri tabanı TiVA için hazırlanan kavramsal notlara bakılabilir(https://www.oecd.org/sti/ind/49894138.pdf).

[3] Kitap olarak yayınlanmış versiyonu için referans: Altun, A. (2018). Essays on Global Value Chains and Their Macroeeconomic Effects, Lambert Academic Publishing, Berlin, 2018.

[4] Analizlerimize temel oluşturan brüt ticaret istatistikleri, katma değer ticareti istatistikleri ve ticaretin katma değer bileşenleri istatistikleri Dünya Ticaret Örgütü ve OECD ortak girişimi olan TiVA Veri Tabanından kullanılmıştır (http://www.oecd.org/sti/ind/measuring-trade-in-value-added.htm)

[5] Açıkçası kazan-kazan ilkesine dayanan uluslararası ekonomik iş birliği olanaklarımız açısından konuyu ele alabiliriz.

[6] Bazı analizlerimizde açıkça sermaye malları ihracatının da ekonomik kalkınmaya anlamlı katkılarını da tahmin ettik. Dolayısıyla sermaye malları satan bir pozisyona gelmek ve ara mal ihracatı yapmak birlikte düşünülmelidir.

[7] Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) artışı bazı noktalarda ekonomi güvenliği açısından birkaç yıldır ciddi tartışılmaktadır. Bilhassa İrlanda’nın 2015 yılı %25 GSYH büyümesi vb. bu tartışmaları iyice tetiklemiştir. Neticede GSYH belli sınırlar içerisindeki yabancı ve yerel bütün büyümeyi kapsadığı için olası bazı manipülatif büyütme durumlarını gizleyebilmektedir. Neticede ekonomi güvenliğine yönelik bazı riskler fark edilememektedir. Biz de bu kapsamda GSMH ve GSYH’nin belirleyicileri arasında anlamlı farklar olduğunu ortaya koyduk.

Abdullah ALTUN
Abdullah ALTUN
Dr. Abdullah ALTUN, ODTÜ İktisat bölümünden 2006 yılında mezun olmuştur. Yine iktisat alanında yüksek lisansını 2008 yılında Selçuk Üniversitesinde ve doktorasını da 2017 yılında Gebze Teknik Üniversitesinde tamamlamıştır. İş yaşamına 2006 yılında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Danışmanlığı ile başlayan Dr. Altun, sonrasında iş hayatına özel sektörde ve kamuda farklı görevlerde devam etmiştir. İş ve akademik yaşamında birçok ülkeyi gezme ve oralardaki iş hayatını öğrenme fırsatı bulmuştur. Doktora çalışmalarına devam ederken 1 yıl Malezya’nın Melaka şehrinde ziyaretçi araştırmacı olarak bulunmuştur. Hâlihazırda TÜBİTAK’ta iş hayatına devam eden Dr. Altun’un Küresel Değer Zincirleri ve makroekonomik etkileri üzerine İngilizce bir kitabı, The Sistem: Senkronize Yönetim adlı bir Türkçe kitabı ve yakında yayına hazır olacak bir iktisat romanı bulunmaktadır. Uluslararası ekonomi ve işletmecilik alanlarında yayınlanmış veya hakem değerlendirmesinde olan makaleleri de bulunmaktadır.

Bir cevap yazın