Elektrik Santralleri Toplu Açılış Töreni & Bazı Değerlendirmeler
Kasım 11, 2016
Saudi Aramco İle Türk Şirketlerin Buluşması & Bazı Hayaller
Kasım 15, 2016
Oğuzhan AKYENER
TESPAM Başkanı
oakyener@tespam.org

 

 

“Libya’ya petrol değil, vicdan gözüyle bakın!”

Recep Tayyip Erdoğan, 2011

 

Birçok uzmanın yaptığı tahminlerin aksine, büyük petrol kartellerinin de desteğini alan Trump yeni ABD başkanı olarak seçildi. Bu seçim aslında sadece ABD’de değil, Avrupa ve dünya genelinde eş zamanlı yaşanan farklı değişimlerin ABD’deki yansıması gibiydi. Diğer bir ifade ile dünyada zaten önemli bir değişimin eşiğindeydi. (Brexit bunun göstergelerinden bir tanesiydi.) ABD’nin de bu sürece uygun bir başkana ihtiyacı bulunmaktaydı. Dolayısı ile ABD de değişimi tercih etti. ABD’den sonra da (özellikle birçok Avrupa ülkesinin yönetiminde; Fransa ve Almanya gibi) dünya genelinde muhtelif değişimler sırası ile beklenebilecektir.

Seçim sonuçlarını, ABD’nin Obama döneminde el uzattığı eski düşmanları ile birlikte, özellikle AB’nin önemli üyelerinden olan birçok devletin lideri endişe ile takip etti. Lakin, uluslararası kamuoyuna yansıyan bu endişe hali, küresel politikalarda önemli değişimlerin göstergesi olarak algılanabileceği gibi, beklenen algıların tutarsız komplo teorilerine kaynak oluşturma seviyesinde olmaması gerektiğinin idraki de önemliydi. Çünkü ABD yönetiminde her ne kadar büyük petrol kartelleri gibi farklı güç odaklarının etkisi bilinse de, ABD tutarsız maceralara kolay sürüklenmeyecek sistematiğe sahip bir devlettir.

Peki, ABD’deki bu değişim, küresel politikaların yanı sıra, enerji politikalarını nasıl etkileyecektir? Malum, yukarıda bahsedildiği üzere, petrol kartellerinin Trump’u desteklediği, anlaşılabilir basit bir göstergesidir.

Bu noktada Trump ya da danışmanlarının yaptığı açıklamalar dikkate alınırsa, seçim sonrası uluslararası enerji politikaları, genel olarak iki yolla etkilenecektir. Birincisi; ABD’nin kendi iç piyasalarına yönelik attığı adımların neticesinde etkiler görülecektir. İkincisi ise ABD’nin uluslararası politik girişimlerindeki değişimler neticesinde, enerji ile ilgili bazı dengeler değişecektir.

Bu kapsamda ortaya koyulabilecek bazı çıkarımlar maddeler halinde sayarsak:

  • ABD ulusal enerji politikalarında beklenen değişimler ve uluslararası etkileri:
    • ABD’nin yerli enerji kaynakları geliştirilecek. İthalat en aza indirilecek. Bu kapsamda:
      • Çevre kirliliğinin önlenmesi ve temiz enerji gibi hususlar ikinci plana atılacak.
      • Kömür kaynaklarının geliştirilmesi ile ilgili yaptırımlar kaldırılacak ve destekler getirilecek.
      • Petrol ve gaz aramacılığı alanındaki kısıtlama ve yaptırımlar kaldırılarak, teşvik edici yeni düzenlemeler getirilecek.
      • Ankonvansiyonel kaynak üretiminin arttırılması sağlanacak.
      • Nükleer santrallere destek verilecek.
      • Güneş, rüzgar gibi verimliliği düşük ve geri dönüş zamanı uzun olan teknolojilere yönelim ve destek azalacak.
    • ABD uluslararası politikalarındaki değişikliklerin neticesinde olası etkiler:
      • Uluslararası politikalar belirlenirken, atılan adım ve girişimlerin ticari getirileri ön planda tutulacak.
      • Rusya ile ilişkiler mevcut duruma nazaran, iyileştirilecek.
      • İran ile yapılan anlaşma tekrar gözden geçirilip düzenlenecek. (ya da iptal edilecek.)
      • Avrupalı ülkeler ile iyi ve yakın ilişkiler sürecek. Lakin bazı hususların tekrar gözden geçirilecek.

Küresel enerji politikalarını etkileyecek olması öngörülen yukarıdaki ifadeler, etkileri ve uygulanabilirlikleri açısından kısaca değerlendirildiğinde:

  • ABD’nin kömür, ankonvansiyonel, petrol ve gaz, deniz aramacılığı gibi alanlarda hamleler yapması beklenilen ve uygulanabilir bir adımdır. Doğal olarak fosil kaynaklara yönelen ve bu alanda teşvikler yapan bir yönetimin, çevreci yaklaşımları ve temiz enerji alanlarındaki gelişimleri ikinci plana atacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, yeni yönetimin arkasında petrol kartelleri bulunmaktadır.
  • Kömür açısından bakıldığında;
    • Üretim ve tüketimi hemen hemen birbirine eşit olduğu için, bu durum uluslararası kömür piyasalarını çok etkilemeyecektir.
    • Yerli kömür kaynaklarının geliştirilmesi ve kömür çevrim santrallerinin teşviki ile, kömürden elektrik üretim miktarının arttırılması mümkün olacaktır.
    • Bu seçeneklerin yanı sıra teşvik ile üretilecek arz fazlası kömürün ihracatı da mümkün olacaktır.
    • Yine de, çok dikkat çekmesine karşın, kömür uluslar arası enerji politikalarını etkileyecek en zayıf unsurlardan bir tanesidir.
  • Petrol ve doğal gaz açısından bakıldığında:
    • ABD dünyadaki en büyük petrol ithalatçısıdır. Bununla birlikte en büyük üreticilerden de bir tanesidir. İç tüketimin fazla oluşu kendisini en büyük ithalatçı konumuna getirmektedir. Bununla birlikte ABD, ciddi miktarda petrol rezervine de sahiptir.
    • Bu rezervler ve potansiyel ihtiva eden bölgeler göze alındığında, yerli petrol kaynaklarının aranması ve geliştirilmesi, cari açığın en aza indirilmesi açısından çok önemlidir. Bu noktada çevresel mevzuatlarda esnetmeler ve mevcut düşük petrol fiyatları evrelerinde sağlanabilecek teşvikler, atılacak adımları hızlandıracak ve yatırımları cazip hale getirecektir.
    • Olası artan yerli petrol ve gaz arzı ise ABD’nin kısmen petrol ithalatını azaltacaktır. (Kısmen azaltmasının sebebi, petrolün işlendiği rafinerilerde kullanılan petrolün belli özelliklerde olmasıdır. Yani ABD bundan 50 yıl sonra toplam tüketiminden çok daha fazla petrol dahi üretse, bazı rafinerilerin çalışmaya devam etmesi için ithalata devam etmek zorunda kalınabilecektir. Ya da ilgili rafinerileri revize etmek gerekecektir.) İthalattaki azalma ve olası ek üretimler ile küresel piyasalarda oluşan arz fazlası petrol fiyatlarına da düşürücü etki yapacaktır.
    • Gaz ve ankonvansiyonel gaz kaynaklarının geliştirilmesi ve üretilmesi ise; zaten gaz konusunda kendisine yeten bir ülke konumunda olan ABD’nin orta ve uzun vadedeki önemli gaz ihracatçılarından biri olma hedefine destek olacaktır.
    • Özellikle ankonvansiyonel kaynakların geliştirilmesinde çevresel mevzuat ve yaptırımların esnetilmesi, sektörün gelişimini daha da hızlandıracaktır.
    • Yine de genel olarak düşük seyreden petrol fiyatları, gaz piyasalarını da etkilediğinden, projelerin ekonomik hale gelmesi için, küresel petrol fiyatlarının seviyelerine, milli sektörlerin en az etkilenmesini sağlayacak şekilde müdahale etmek ABD yönetiminin dikkat etmesi gereken önemli hususlardan bir tanesi olacaktır.
  • Çevresel açılardan bakıldığında:
    • AB merkezli başlayan, çevreci ve temiz enerjiye yönelim politikalarının tüm dünyaya dayatılması imkansız hale gelecektir.
    • Zaten bu hususta geleceğin en büyük tüketicileri olan Çin ve Hindistan’ın bu politikalara realitede çok da fazla dikkat etmeyeceği gerçeği, fosil kaynaklara sahip olan, lakin buna rağmen kendini temiz ve çevreci olma eğiliminde hisseden diğer ülkeleri de etkileyecektir.
    • Ayrıca, AB’de bu akımı başlatan ve bu alanda yatırım ve teşvikler yapan ülkeler, genellikle fosil kaynaklara sahip olmayan ve enerji ithalatı ile gelişimlerini sürdüren devletlerdir.
    • Sonuç olarak, AB merkezli başlayan ve AB içerisinde dahi uygulamaya geçemeyen (zaten zayıflayan ve parçalanma eğiliminde olan AB’nin bu konularda uluslararası kamu oyunu etkilemeye pek de gücü kalmayacaktır.) çevreci ve temiz enerji politikalarının gelişimi yavaşlayacaktır. Yine de, gelişen teknoloji ile yenilebilir yatırımlara ve enerji verimliliği hususlarına devam edilecektir. Lakin Paris iklim zirvesi gibi ortak deklarasyonlarda alınan kararlar uygulanmayacaktır.
    • Trump yönetimi ise; iklim değişikliği ve çevresel hususların, ülkelerin gelişimini kısıtlamak amaçlı ortaya atılan ve alınan önlemler nezdinde etkili olmayan girişimler olduğuna inanması sebebi ile bu gibi yaptırımlara kulak asmayacaktır.
  • Nükleer enerji açısından:
    • Trump ve yönetimi, yüksek teknoloji sayesinde, güvenli bir şekilde nükleer enerji kullanımını yaygınlaştıracaklarını ifade etmişlerdir. Yani ABD’nin de bu alana eğilmesi, dünya enerji denklemindeki nükleer enerji kullanımı tahminlerini oldukça değiştirecektir.
  • Güneş & Rüzgâr:
    • Trump ve yönetimi güneş ve rüzgâr enerji santrallerinin, petrol gibi fosil yakıtlara kıyasla, hem ürettiği birim enerji başına yüksek maliyetli, hem geri dönüşü uzun zaman alan, hem de düşük verimli yatırımlar olduğu için tercih edilmemesi gerektiği görüşündedir.
    • Bu görüş fosil kaynaklara sahip olan bütün ülkeler için geçerli ve yerinde bir görüştür.

ABD ulusal enerji politikalarında beklenen eğilimler ve onların olası uluslararası etkileri yukarıdaki gibi kısaca değerlendirildiğinde, önemli değişimler beklenmektedir. ABD, Obama dönemindeki (tutarsız) temiz ve çevre dostu enerji politikaları neticesinde, Rockefeller grubunun dahi (siyasi) söylemlerindeki değişikliklerden, yeniden mantıklı, tutarlı ve net söylemlere geri dönmüştür. (Bu konuda bknz: https://www.tespam.org/petrolun-devri-kapaniyor-mu/)

Projeksiyonlar ve tahminler, her ne kadar yenilenebilir enerji önemli de olsa, göstermektedir ki, önümüzdeki 50 yılda doğal gaz, petrolün tahtını elinden alsa da, petrol ve doğal gaz yine dünyanın en önemli enerji kaynakları olmaya devam edecektir. Dolayısı ile Trump yönetiminin bu yaklaşımları, fazla kapitalist algılansa da, gerçekçi ve yerindedir.

(Ayrıca şuna da dikkat edilmelidir ki, Trump yönetiminden çok önce Türkiye, (petrol arama ve üretimi dışında) buna benzer yerli politikalara, yenilenebilir enerji desteğini de öngörerek niyetlenmiştir. Bu noktada adımlar atmaya da devam etmektedir. Eksik olan yönü, petrol ve gaz kaynaklarıdır. Ki, bunun da çözümleri ve bu hususlarda atılabilecek adımlar mevcuttur. TESPAM bu konularda da çalışmalar yapmaya devam etmektedir.)

Trump yönetiminin dış politika söylemlerinden çıkarılabilecek ve uluslararası enerji politikalarını etkileyebilecek olası konulara bakıldığında:

  • Uluslararası politikalar belirlenirken, atılan adım ve girişimlerin ticari getirilerinin ön planda tutulması:
    • Bu noktada Trump söylemlerinde, Obama’nın ABD’ye bir milyar dolar civarında bir harcamaya mal olan Libya operasyonunu örnek vermiştir. Bu örneğinde ise böyle bir operasyonun ancak Libya’nın petrol kaynaklarının en azından yarısının 25 yıllığına alınması karşılığında yapılabileceğinden bahsetmiştir.
    • Yani bu örnek; kirli petrol kartellerinin, günümüzde ve geçtiğimiz yüzyıllarda oynadıkları kanlı oyunların (sadece kaynak temini ve para kazanmak maksatlı) artarak ve daha da çirkinleşerek devam edeceğini, buna da bizzat dünyanın en güçlü devletinin öncülük edeceğini göstermektedir.
    • Bu söylem bütün dünyanın, petrol/gaz kaynaklarına sahip olan güçsüz devletlerin ve ezilen toplumların endişe etmesi gereken bir tablodur.
    • (Hatta bir açıdan değerlendirildiğinde; Arap Baharı Projesi ile ABD üst aklı (ki bu aklın içerisinde Trump’u iktidara taşıyan kirli petrol kartelleri olması muhtemeldir) ve bazı Batılı güç odakları, önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip geniş İslam coğrafyasını iyice güvensiz ve muhtaç hale getirmiştir. Şimdi ise sıra; daha keskin ve sert adımlar ile pastayı bölüşmeye gelmiştir. Bu noktada Orta Doğu’da körüklenmeye çalışılan sünni-şii çatışması ve Suudi Arabistan konusundaki politik değişimler oldukça düşündürücüdür. Böylesi bir oyunun karşısında hamle yapma ve mazlumları savunma ihtimali olan tek devlet ise Türkiye’dir. Zaten bu sebeple dünyanın güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın 2011 yılında Libya ile ilgili: “Libya’ya petrol değil, vicdan gözüyle bakın!” söylemi tabloyu ve aradaki farkı net olarak ortaya koymaktadır.)
    • Özetle, ABD’nin önümüzdeki dönemlerde, Suudi Arabistan gibi petrol zengini olan bazı ülkelere askeri müdahalede bulunması ihtimali söz konusu olabilir. (Tabii bunun için de İslam dünyasının istenen kıvama getirilmesi ve böyle bir müdahaleye Mısır ve belki İran gibi devletlerin de alınması gerekebilir.) (Ayrıca unutulmamalıdır ki, böyle bir müdahale petrol fiyatlarını arttıracağı için, ABD’nin iç piyasalarını canlandırmasına ve aramacılık faaliyetlerine hız verilmesine yarayacaktır.)
  • Rusya ile iyileşeceği ifade edilen ilişkiler neticesinde:
    • AB’nin Rusya’nın gaz ihracat politikalarını engelleyici tutumu zayıflayacaktır. Çünkü bu noktada en büyük etki ve AB’ye destek ABD tarafından sağlanmaktadır. Lakin zaten son dönemlerdeki Ukrayna ve Nord Stream 2 ile ilgili gelişmeler, ABD’nin ilgili politikalarının da başarısız olduğunu göstermektedir.
  • İran ile revize edilme yada iptal edilme olasılığı olan nükleer anlaşma hususunda:
    • İran her ne kadar Obama’nın son dönemlerinde sünni-şii çatışmasının körüklenmesi amaçlı tercih edilen Orta Doğu’daki müttefik olarak algılansa da, bölgedeki etkin Türkiye gerçeği bazı planların revize edilmesi gerektiği düşüncelerini de uyandırmıştır.
    • Bu noktada İran ile kaynaklarının paylaşımı ve geliştirilmesi hususunda iş birliğine gidilebileceği gibi, petrol fiyatlarını kontrol altında tutmak amaçlı, mevcut anlaşmanın revize edilerek sürdürülmesi hususu da tercih edilebilecektir.
  • AB ile ilişkiler:
    • Brexit sonrası süreçte, Almanya etkisi hissedilen AB’den soğuma sinyalleri veren ABD’nin, Trump sonrası AB’nin birliğine verdiği siyasi-politik ve askeri desteği biraz daha azaltabilmesi söz konusu olabilir. Ayrıca AB üyesi ülkelerde de, artan milliyetçilik akımı, göçmen karşıtlığı, AB’de de bir ayrışmanın ve zayıflamanın tetikçisi olması beklenebilecektir.
    • Bu durumda ABD’nin, enerji politikaları ve enerji arz güvenliği hususlarında, AB’yi desteklemek yerine, zaten ortak stratejiler uygulayamayan AB’nin tamamı yerine, sadece kendisine politik olarak yakın duran üyelerini desteklemeyi tercih etmesi beklenecektir.
    • Bu beklenti dahilinde ABD ile İngiltere arasında bazı gaz (LNG) satış anlaşmaları üzerinde de çalışmalar yapıldığı bilinmektedir.

Yukarıda yapılan tahminler, Türkiye açısından yorumlandığında; petrol ve gaz fiyatlarının düşük seviyede devam etme ihtimali, FETÖ’ye destek veren ve arkasında olan (ABD’de Obama yönetiminin ve AB’de diğer ilgililerin) yönetimlerin zayıflamaları, bölgesel rakip konumunda olan İran ile ilgili oluşan soru işaretleri, olumlu bir tablo ortaya koyulmasına sebep olmaktadır.

Bununla birlikte yukarıda ifade edilen, ABD’nin petrol kartellerinin kirli oyunları doğrultusunda, sadece gelir ve kaynak temini amaçlı petrol ve gaz kaynakları ihtiva eden ülkelere, askeri müdahalede bulunabilme ihtimali, bütün olumlu senaryoları altüst etmektedir.

Sonuç olarak, Trump yönetimi ile birlikte, yeni başkanın seçilmesinde desteği olduğu düşünülen ve seçim sonrasında borsadaki hisse değerlerinde artış gözlenen petrol kartellerinin, uluslararası politikalara nasıl etki edebileceği geleceği şekillendirecek en önemli konu olacaktır. Bununla da birlikte, geleceğin; temiz ve yenilenebilir kaynakların değil, yine beklenildiği üzere: petrol ve gaz kaynaklarının devri olacağı kesinlik kazanmıştır.

 

 

“Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları TESPAM’a aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

“Türkiye’deki enerji politikaları odaklı ilk ve tek sivil yapılanma…” 

“Enerji politikaları alanında gündemi uzaktan takip etmeye çalışan bir Türkiye yerine, gündem belirleyen bir Türkiye’ye ulaşma idealiyle…”

TESPAM-Türkiye Enerji Politikaları ve Araştırmaları Merkezi

TESPAM, Uluslararası Enerji Politikaları Araştırma Derneğinin Bir Kuruluşudur
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: