Kıbrıs Müzakere Sürecinde Algı Operasyonu
Aralık 3, 2016
İsrail’in Bize Verecek Gazı Kalmadı
Aralık 9, 2016

Türkiye’yi Kuzey Irak’da Bekleyen Fırsatlar

Burak KAYAEL
TESPAM Ortadoğu Uzmanı
bkayael@tespam.org3

 

 

Bilindiği üzere Türkiye’nin genelde Irak’la ve özelde de K. Irak’la arasındaki ilişkiler çoğunlukla dalgalı olmuştur. Geçmişe baktığımızda karşılıklı olumsuz görüşlerin öne çıktığı zamanların maalesef ilişkilerin karşılıklı güven ve anlayışa dayandığı dönemlere ezici bir üstünlük sağladığını görüyoruz. Bu durumu yaratan sebepler arasında geçmişte Irak’ın başında diktatörlük rejiminin olması, Amerika’nın Irak’a müdahalesi sonrası kurulan hükümetlerin uyguladığı politikaları Türkiye’ninkilerle uyuşmaması ve Irak’ın kuzeyi kaynaklı terör saldırılarının Türkiye’yi sürekli olarak tehdit etmesi sayılabilir.

Ancak bu durum son dönemlerde Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkilerini düzeltmeye çabalaması, bölgenin Türkiye kaynaklı stabiliteye ihtiyaç duyması ve merkezi hükümetin olmasa bile bölgesel Kürt yönetiminin Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duymasıyla değişim göstermeye başladı. Türkiye’nin bölge ve Orta Doğu’daki “yumuşak gücünün” farkına varmasıyla birlikte  bölgeye olan ekonomik ilgisi de artmaya başladı.

Irak özelinde inceleme yapıldığında bölge üzerinde etkisi olan 3 bölge ülkesi olduğu görülüyor; Türkiye, Irak ve İran. Irak’ın hali hazırda bahsi geçen bölgeyi içeren ülke olması onu ön plana çıkartmaya realitede yetmiyor. 1991’deki 1. Körfez Savaşı’ndan beri yüksek sesle dillendirilen bağımsız Kürdistan hayalleri bölgeyi her zaman merkezi Irak hükümetlerine mesafeli tutmuştur. Bu durumun tersine ise Türkiye ve İran her zaman farklı yollarla bölgenin içinde olmuştur. G.Doğu Anadolu’daki aşiretlerin uzantılarının bölgenin kuzeyinde olması ve aynı durumun İran’ın kuzey batısı ile bölgenin doğusu arasında da geçerli olması bu iki ülkenin bölge ile sürekli olarak temasta olmasını sağlamıştır. Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı ise “sert gücünü” gösterebildiği bir diğer alan.

Türkiye’nin bölgeye olan bakışının değişmesiyle birlikte bölgenin doğal kaynaklarına olan ilgisi de arttı. Merkezi Irak hükümetini karşısına almayı göze alarak bölgeden çıkarılan petrolün kendi toprakları üzerinden taşınarak Ceyhan limanı aracılığıyla satılmasına izin verdi. Bu durum sadece Türkiye-Irak ilişkilerini değil Irak ve Kürt bölgesel yönetimi arasındaki gerginliği de arttırdı.

Petrol ticareti konusu gündeme geldikten sonra ise 2013 yılında Turkish Energy Company (TEC) adıyla bölgede çalışacak bir kamu şirketi kurulduğu gazetelere yansıdı. Daha sonra ise bir anda Enerji eski Bakanı Taner Yıldız’ın ağzından Kandil’de petrol arayacağımızı öğrendik. Kamuoyu üzerinde fazla durmasa da bu durum Türkiye’nin bölgeye olan ilgisini taşımacılık/ticaretin dışına taşımaya kararlı olduğunu anlamamız için önemli bir işaret oldu. Ancak Mart 2015’teki bu açıklamadan sonra yaklaşık 1 sene TEC hakkında kamuoyunda herhangi bir habere rastlanmadı. Nisan 2016’da yayınlanan haberlere göre TEC’in Genel Energy’nin bölgede sahip olduğu Bina Bawi ve Miran doğal gaz sahalarına ortak olmakla ilgilendiği kamuoyuna yansıdı. Bu iki saha bölgede şu ana kadar keşfedilenler içinde önemli iki saha olarak ön plana çıkıyor. Bölgedeki daimi elektrik kesintilerine çözüm bulmak amacıyla inşa halinde olan elektrik santrallerinin kullanacağı gazın arzı bölge için önemli bir konu. Ancak bu konu hakkında da ilerleyen günlerde herhangi bir gelişme paylaşılmadı.

Bu durumu petrol piyasalarındaki durgunluğa bağlayan yorumların aksine hali hazırdaki küresel konjonktürde bölge Türkiye’nin yatırım yapması için cazip fırsatlar içeriyor.

İlk göze çarpan veri bölgenin günlük petrol üretimi. 2015 yılı günlük ortalama üretim 576 bin varil iken 2016’nın ilk 9 ayında bu değer 527 bin varile gerilemiş durumda. Yaşanan düşüş küçük gibi gözükse de Türkiye’nin yurtiçi günlük üretimine yakın bir değer olması azımsanmaması gereken bir miktar olduğunu bize anlatıyor. Bölge yönetiminin içinde bulunduğu ekonomik kriz göz önünde bulundurulduğunda üretilecek her bir varil petrole ihtiyaç duyduğu aşikar.

Bir yandan da bölgede faaliyet gösteren bazı petrol şirketlerinin düşük petrol fiyatlarını bahane ederek çalışmalarını askıya alması ya da son vermesi de Türkiye için bir fırsat penceresi yaratıyor. Şu an bölgede üretim yapan 8 saha var. Yaklaşık bir bu kadar da keşfi yapılmış ve üretim için gerekli yatırımı bekleyen petrol sahası var. Aynı zamanda bölgede keşfedilmiş ve sadece 1’i üretim yapabilen 6 doğal gaz sahası bulunmakta. Sadece bu rakamlar bile Türkiye’nin bölgeye olan ekonomik bakışını acilen güncellemesi gerektiğini gösteriyor.

Türkiye’nin bölgede faaliyet gösteren az sayıda kamu ve özel kökenli petrol şirketi var. Günlük petrol tüketimi 835 bin varil (2015 ortalaması) ve yıllık doğal gaz tüketimi 43,6 milyar m3 (2015 ortalaması) olan Türkiye’nin acil olarak kendi kaynaklarını toprak altında güvenceye alması lazım.

Yapılması gerekenleri sırasıyla saymak gerekirse;

  • Türkiye’nin küresel petrol fiyatlarını fırsat bilerek kendisine en yakın petrol/doğal gaz kaynağı olan K. Irak’a olan enerji yatırım politikalarını güncellemesi gerekmektedir,
  • Bölgede faaliyet gösteren özel Türk petrol şirketlerine yenilerinin eklenmesi için devlet talepkâr ve teşvik edici olmalıdır,
  • Kamu şirketlerinin bölgede sahip olduğu sahalarda faaliyetlerine hızla başlaması ve bu sahaların potansiyellerini ivedilikle profesyonelce değerlendirmelidir,
  • Kamunun elinde bulunan ileri tecrübe ve büyük ekipman imkanının bir araya getirilerek bölgeye yönlendirilmesi gerekmektedir. Yurt içinde atıl halde duran ekipman ve personelin bölgeye yönlendirilmesi ile hem yurt içine ekonomik girdi sağlanacak hem de Türkiye’nin bölgede söz sahibi olmasının önü açılacaktır. Bu amaçla farklı faaliyet alanları bulunan kamu petrol şirketlerinin bir araya getirilerek verimli bir çalışma ortamı sağlanmalıdır,
  • Bölgede yapılan faaliyetler sonucunda elde edilecek veriler doğrultusunda sahalarda üretim faaliyetlerine geçilmeli ya da yeni alanlarda çalışmalar yapılması değerlendirilmelidir.

Umarız TEC, Genel Energy ve Petoil gibi bölgede faaliyet gösteren şirketler kamu desteğini de alarak bu fırsatı iyi değerlendirirler ve bölgede söz sahibi operatör şirketler konumuna bir an evvel erişirler.

Türkiye’nin enerji arz güvenliğini temin amaçlı ivedilikle harekete geçerek bölgesindeki fırsatları değerlendirmeye başlaması dileğiyle…

 

 

“Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları TESPAM’a aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

“Türkiye’deki enerji politikaları odaklı ilk ve tek sivil yapılanma…” 

“Enerji politikaları alanında gündemi uzaktan takip etmeye çalışan bir Türkiye yerine, gündem belirleyen bir Türkiye’ye ulaşma idealiyle…”

TESPAM-Türkiye Enerji Politikaları ve Araştırmaları Merkezi

TESPAM, Uluslararası Enerji Politikaları Araştırma Derneğinin Bir Kuruluşudur
Burak KAYAEL
Burak KAYAEL
Lisans eğitimimi ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2008 yılında tamamladı. 2009 Ocak ayında TPAO’da sondaj mühendisi olarak çalışmaya başladı. TPAO’da 5 sene boyunca deniz sondaj operasyonlarında görev aldı. Aralık 2013’te TPOFS (Turkish Petroleum Oil Field Services) şirketinde göreve başladı ve deniz sondaj projelerinde görev almaya devam etti . Sonrasında Irak ve Afganistan’da kara sondaj operasyonlarında çalıştı. Master programını ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2012 tamamladı ve halen aynı bölümde doktora eğitimime devam etmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: