Şapkadan Zorla Tavşan Çıkartmaya Çalışmak
Ocak 5, 2017
Ne Oluyor Bu Elektriklere?
Ocak 8, 2017

Türkmenistan İran’a Verdiği Gazı Kesti: Peki Yaklaşımımız Ne Olmalı

Türkmenistan, İran ile devam eden gaz ticaretini, sonuç alınamayan müzakereler neticesinde durdurma kararı aldı. Bu durum İran’ın özellikle kuzeydoğusunda yer alan Golestan, Kuzey ve Güney Horasan vilayetlerinde gaz kesintisinin yaşanmasına sebep oldu. Bölgesel ve uluslararası kamu oyunca önemli yankı bulan bu gelişme, İran’ın Türkiye’ye olan gaz tedariğini de etkileyip, etkilemeyeceği gibi konularda soruların gündeme gelmesine sebep oldu.

Peki Türkmenistan niçin böyle bir kesintiye gitme ihtiyacı duydu?

Ne kadar zamandır süren bir ticaret sonlandırıldı? Süreç nasıl etkilendi?

İran’ın Türkiye’ye gaz tedariki bu durumdan etkilenir mi?

Türkiye bu gelişmelere hangi pencereden yaklaşmalı?

***

Türkmenistan yetkililerinin açıklamalarından anlaşılmaktadır ki; 2013 yılından bu yana İran Milli Gaz Şirketi gaz satış bedellerini düzenli olarak ödememektedir. Bunun neticesinde, İran’a gaz tedariki yapan ilgili sahalardaki ve nakil hatlarındaki operasyonel faaliyetlerinin devamı için gerekli finansı temin etmek zor hale gelmiştir. Bahsi geçen finansal sebeplerle gaz tedarikinde kesintiye gidilmiştir.

Bu konuya İran tarafından bakıldığında ise; ambargo döneminde farklı ticari ürünlerin ve servis hizmetlerinin nakli usulü ile devam eden ticaretin yeni dönemde nakdi olarak sağlanması ile ilgili olarak bazı anlaşmazlıklar bulunmaktadır. İthal edilen gazın fiyatlandırılması-hacmi-kalitesi-dönemi gibi kriterlerde net olmayan ve incelenmesi gereken durumlar bulunmaktadır. Bu sebeplerle, var olduğu iddia edilen borç tutarı da net değildir. İncelenmesi ve değerlendirilmesi gereklidir. Ödeme bunun akabinde yapılacaktır. Bununla birlikte, geçmiş ticari faaliyetler incelendiğinde İran tarafının borcunu ödememe gibi bir durumu söz konusu değildir. Aksine, Türkmenistan talebin en yoğun olduğu böyle bir dönemde kendilerini mağdur etmiştir. Bu durumun benzeri daha önce de tekrarlanmıştır. Türkmenistan bu tutumu ile gaz fiyatlarında avantaj elde etmeye çalışmaktadır. Gazın 1000m3’ü başına güncel fiyatlarla kıyaslandığında, 360 $ gibi yüksek bir rakam talep edilmektedir. Bu durum da etik değildir.

Yapılan bu söylemler yorumlanmadan önce, ikili arasındaki gaz ticaretinin genel hatlarına bakıldığında:

  • İkili arasındaki ilk gaz ticareti, 8 milyar m3/yıl kapasiteli Körpece-Kurtköy Boru Hattı üzerinden İran’ın Golestan vilayetindeki talebi karşılamak maksatlı 1997 sonunda başlamıştır.
  • Sonrasında Türkmenistan’daki Devletabat gaz sahasından, Saraks’a oradan da Kangiran gaz tesislerine çekilen ve İran iç iletim sistemlerine bağlanan, yıllık 12 milyar m3 kapasiteye sahip boru hattından da 2010 yılında gaz ticareti başlamıştır.
  • Genellikle yıllık 6 ila 9 milyar m3 arasında değişen gaz ticaret hacmi, 2016 yılında yeniden 9 milyar m3 seviyelerine ulaşmıştır.
  • İran’ın kaldırılan ambargoların akabinde, bölgesel etkinliğini arttırmak ve kaynaklarını en kısa zamanda geliştirebilmek yönündeki politikaları, bu politikaların akabinde artması beklenen gaz üretim kapasitesi, ülkenin güneyinde yer alan kaynaklarını kuzey doğusuna taşımak için planlanan IGAT 11 gibi projelerin varlığı ve Türkmen gazına artık önemli bir talebin olmayacağı yönündeki açıklamaları, mevcut ticaretin zaten uzun vadede devam etmeyeceği yönündeki beklentileri arttırmıştır.
  • Yani yaklaşık 20 yıldır devam eden ticaret, zaten nihayetine varmaya yaklaşmıştır. Finansal sebeplerle geciktiği düşünülen IGAT 11 projesi hayata geçtikten sonra, ilgili vilayetlerin gaz taleplerini karşılamak için Türkmenistan’a duyulan ihtiyaç da son bulacak gibi görülmektedir.
  • İletim ve dağıtım sistemlerinin yanı sıra, İran’ın Kuzey Doğusundaki Türkmenistan sınırında yer alan Kangiran ve Gonbadlı sahaları da, uygun yatırım ortamının oluşturulması ve bütün fazlarının revize edilerek geliştirilmesi sayesinde, ilgili bölgelerin gaz ihtiyacı karşılanabilecektir. İki sahanın toplamında yaklaşık 450 milyar m3’lük gaz rezervi olduğu tahmin edilmektedir.

Sonuç olarak, yukarıda değinilen başlıca hususlar dikkate alındığında;

  • Türkmenistan zaten orta vadede İran’ın gaz talebini sonlandıracağını bilmektedir. Bu sebeple yürüteceği müzakere sürecinde daha sert yaptırımlar alabilmektedir. Bununla birlikte, İran’dan belki bahsedildiği gibi 2 milyar $ civarında değil fakat yine de önemli miktarlarda alacağı bulunmaktadır. (Bazı İranlı yetkililerin yaptığı açıklamalara göre bu miktar 600 milyon $ ile 1,8 milyar $ arasında değişebilecektir.) Bu miktarın netlik kazanması için de özellikle talebin böylesi yüksek olduğu dönemlerde kesintiye giderek, süreci hızlandırmak ve pazarlık şansını arttırmak yerinde olacaktır.
  • İlgili sahalardaki üretimlerin devamlılığı açısından bakıldığında ise, üretim ve nakliyatın devamlılığı için gerekli masrafların karşılanması, bunun için de satılan ürünün geri dönüşünün olması gereklidir. Yani bir an önce bir uzlaşı ortamının sağlanması ve mümkün olan en üst seviyeden ödeme alınması Türkmenistan için önemlidir.
  • İran açısından bakıldığında ise, gaz sevkiyatının durdurulması mevsimsel faktörler dikkate alındığında ciddi sıkıntılar yaşanmasına sebep olmaktadır. Bununla birlikte, İran’ın finansal imkanları da kısıtlıdır. Borç miktarı konusunun ise öncelikle netleştirilmesi gerekmektedir.
  • Yani iki tarafın da haklı olduğu yönler mevcuttur. Bu durumun en hızlı çözümü, uzun tahkim süreçleri yerine, bir garantör ülkenin hakemliğinde uzlaşının sağlanmasıdır. Bu garantör ülkenin de Şanghay İşbirliği Örgütü Enerji Kulübü Başkanı olan Türkiye’nin olması yerinde olacaktır.

Uzlaşı sağlanana kadar da, İran’ın gaz üretim imkanlarını en üst seviyede değerlendirmesi, sanayi tüketiminde kısıtlamaya gitmesi ya da gaz ihraç potansiyelinde erteleme veya kapasite azalımı yapması söz konusu olabilir. Özellikle Türkiye’yi de ilgilendiren bir husus olan gaz ihraç potansiyeli kapsamında; İran, Türkiye’ye ve Irak’a devam eden ihracatını kısmak yerine, öncelikle 2017 başında planladığı Irak’a gaz sevkiyatının ikinci fazını bahara kadar erteleme opsiyonunu kullanabilir. Bu sayede kurguladığı ihraç potansiyelinden ek hacim kazanmış olacaktır.

Fakat böyle bir potansiyel kazanılsa dahi; ülkenin güneyinde üretilen gazı, kuzey doğuya sevk etmek için ihtiyaç duyulan nakil (boru hattı) kapasitesi ve imkanları kısıtlı olduğundan (bu fonksiyonu yerine getirecek olan IGAT11 projesi de hayata geçmediğinden) ihraç potansiyelinden kısılarak elde edilen kapasitenin, ilgili mağdur bölgelere nakledilebilmesi mümkün değildir. Diğer bir ifade ile “İran’ın Türkmenistan’dan aldığı hacim, Türkiye’ye verdiği hacme yakındır. Bu sebeple Türkiye’ye giden gazı kesecektir.” tarzında bir yaklaşım tutarlı değildir. Bu sebeple ihraç potansiyelinde de önemli bir kesilme olacağı beklenmemektedir.

Sonuç olarak, her ne kadar üzeri örtülmeye çalışılsa da, İran’ın finansal desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Uzun süren müzakareler kapsamında swap alternatiflerinin dahi gündeme alındığı bilinmektedir. Bunlara ek olarak, Türkmenistan’ın da hali hazırdaki elindeki tek müşteri olan Çin’in yanı sıra yeni pazar arayışları da devam etmektedir. Türkiye’nin de daha fazla gaz ithalatına ve kaynak çeşitliliğine ihtiyacı bulunmaktadır.

Türkiye Türkmenistan gazını, hali hazırdaki boş kapasiteler kullanılarak Rusya üzerinden, bazı hat kapasitesi geliştirme yatırımlarından sonra İran üzerinden (hem direk tedarik hem de swap yöntemi ile) ve yeni inşa edilecek bir Trans-Hazar Gaz Boru Hattı ile Azerbaycan üzerinden ekonomik olarak tedarik edebilecektir. Bu durumlar da göz önünde bulundurularak, medeniyet coğrafyasında etkin olmak isteyen yeni Türkiye’nin karşısına çıkan bu gibi bütün imkanları değerlendirerek, lehine çevirmesi, bunu yaparken de, ilgili ülkelerin de kazancını gözetmesi gerekmektedir.

Yani Türkiye’nin, batı bloğunun Orta Doğu’da oyuna sürdüğü yeni kartı olan sünni-şii çatışmasına sebep verecek yaklaşımlarda bulunması ve bu kapsamda sadece İran’ı kötülemeye çalışması yerine, iki devletin de arasını bularak, herkesin kabul edeceği çözümler üretmesi daha yerinde olacaktır.

Bu süreçte Türkiye:

  • Dışarıdan katacağı bir bakış açısı ile, borcun net hesaplanmasında hakemlik yapabilir.
  • Bu süreçte Türkmen gazının sevkiyatına devam etmesi konusunda garantör olabilir.
  • Bunun karşılığında İran’daki bazı karlı projelerden hisse talep edebilir.
  • Türkmen gazının swap yöntemi ile Türkiye’ye naklinin başlaması yönünde bir ortamı oluşturabilir.

Özetle, bunlar gibi Türkiye’nin diplomatik  girişimlere başlamadan önce kurgulayabileceği çok farklı alternatifler bulunabilmektedir. Bu sebeple, büyük ve etkin bir ülke olmak isteyen Türkiye’nin artık gerçekten, elinin altındaki imkaları kullanması, hedeflediği coğrafyadaki bütün sorunlara müdahil olması ve çözüm üreten, garantör ülke olmaya çalışması gerekmektedir.

Medeniyet coğrafyamız bizim ise, gelişmelere “sadece bizi etkiler mi” nazarında yaklaşmamız mümkün değildir. O coğrafyadaki bütün gelişmeler bizi ilgilendirmelidir. Ve herkes bizden çözüm beklemelidir. Bu yaklaşım uygulamada şu an için zor görülse dahi, büyük düşünmeyi tetikleyeceğinden, aydınlık akıbetin temelini hazırlayacaktır.

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: