Ren Nehri Neden Petrol Rezervleri Oluşturamıyor?
Petrol denilince akla genellikle Ortadoğu’nun uçsuz bucaksız çölleri, Kuzey Denizi’nin hırçın dalgaları veya Teksas’ın düzlükleri gelir. Kıta Avrupası’nın kalbi, özellikle de romantik şatoları ve üzüm bağlarıyla ünlü Ren Nehri havzası, zihinlerde bir enerji merkezi olarak canlanmaz. Oysa bu, tarihin ve jeolojinin bize oynadığı bir algı oyunudur. Avrupa anakarasında petrol olmadığı düşüncesi büyük bir yanılgıdır; zira petrol endüstrisinin emekleme çağı ne Teksas’ta ne de Arabistan’da, tam olarak bu “eski kıta”nın ortasında, Ren Nehri kıyısında başlamıştır.
18.yüzyılın ortalarına, Fransa krallarının hüküm sürdüğü zamanlara dönelim. Alsas bölgesinde, Ren Nehri’nin batı yakasında yer alan Pechelbronn (kelime anlamı “Zift Çeşmesi”), yerel köylülerin topraklarından sızan garip, siyah ve yanıcı bir maddeyi kullandıkları bir yerdi. Köylüler bu maddeyi arabalarının tekerleklerini yağlamak ve bazı cilt hastalıklarını tedavi etmek için kullanıyordu. Ancak bu “yeryüzü yağı”, kısa sürede Fransız Sarayı’nın dikkatini çekti. Kral XV. Louis döneminde verilen kraliyet imtiyazlarıyla, burada dünyanın ilk ticari petrol çıkarma çalışmaları başladı.
O dönemde sondaj teknolojisi henüz icat edilmediği için petrol, tıpkı kömür gibi yerin altına kazılan galeriler ve tüneller aracılığıyla, kumların arasından süzülerek toplanıyordu. Hatta dünyanın ilk petrol rafinerisi ve modern petrol jeolojisi eğitiminin temelleri bu bölgede atıldı. Yani Ren Nehri havzası, petrolün beşiği olarak görebiliriz. Ancak tarih ilerledikçe garip bir durum ortaya çıkacaktı. Petrol endüstrisi burada doğmuş olmasına rağmen, burası asla bir petrol devine dönüşemedi.
Buna karşılık, kıtanın diğer büyük arteri olan Tuna Nehri, bugün Karadeniz’e döküldüğü noktada devasa doğalgaz ve petrol rezervlerinin kapısını aralıyor. Peki, aynı kıtada yer alan bu iki nehir, hidrokarbon oluşumu ve depolanması konusunda neden bu kadar farklı sonuçlar üretti?
Tuna Nehri’nin neden bir hidrokarbon devi olduğunu anlamak için onun bir nehirden ziyade devasa bir “taşıyıcı bant” olduğunu görmemiz gerekir. Tuna, Avrupa’nın içlerinden topladığı organik maddeleri (bitki kalıntıları, algler, ağaçlar) binlerce kilometre sürükleyerek Karadeniz’e taşır. Karadeniz’in tabanı, dünyada eşine az rastlanan “anoksik” (oksijensiz) bir ortamdır. Tuna’nın getirdiği bu organik zenginlik, dipteki oksijensiz ortamda çürümeden korunur ve milyonlarca yıl boyunca üst üste yığılır. Tuna sadece malzeme taşımaz, aynı zamanda bu malzemenin üzerini örtecek kumu ve kili de taşır. Yeterli basınç, doğru sıcaklık ve mükemmel bir kapanlanma (sızdırmazlık) sayesinde Tuna havzası ve deltası, bugün Türkiye’nin de meyvelerini topladığı (Sakarya Gaz Sahası) devasa bir enerji deposuna dönüşmüştür.
Ren Nehri havzasında, özellikle Yukarı Ren Grabeni’nde petrol oluşumu için gerekli bileşenler mevcut olsa da, bazı aşamalarda jeolojik felaketler zinciri yaşanmıştır. Tuna’nın başardığını Ren’in başaramamasının üç temel jeolojik nedeni vardır:
Kırıklı yapı, petrolün yer altında birikebilmesi için sadece oluşması yetmez; sızdırmaz bir kavanozda saklanması gerekir. Ren Nehri’nin aktığı vadi, yer kabuğunun iki yana doğru çekilerek yırtıldığı bir “Graben” sistemidir. Bu yırtılma, bölgedeki kayaçları paramparça etmiştir. Fay hatları o kadar yoğundur ki, yer altında oluşan petrol tek bir büyük havuzda birikmek yerine, yüzlerce küçük “cepçik” içine hapsolmuştur. Daha da kötüsü, bu kırıklar petrolün yukarı sızıp, Pechelbronn’daki köylülerin bulduğu gibi yüzeye çıkmasına ve buharlaşıp kaybolmasına neden olmuştur. Tuna havzası gibi sakin ve bütüncül bir yapı yerine, Ren havzası delik deşik bir kova gibidir; ne kadar su doldurursanız doldurun, sızdırır.
Jeotermal Etki, Petrol oluşumu hassas bir ısı dengesi gerektirir. Yer altı sıcaklığı 60-120 derece arasındayken petrol oluşur (buna “Petrol Penceresi” denir). Ancak Ren Grabeni, yer kabuğunun çok ince olduğu bir bölgedir. Bu incelik, mamanın ısısının yüzeye çok fazla yaklaşmasına neden olur. Bölge, jeotermal açıdan o kadar aktiftir ki, yer altındaki organik maddeler adeta “yanmıştır”. Yüksek ısı, oluşabilecek petrolü hızla gaza çevirmiş, hatta hidrokarbon zincirlerini parçalayarak yok etmiştir. Tuna havzasında “kısık ateşte” pişen yemek, Ren havzasında “yüksek ateşte” dibi tutmuş bir tencereye benzer.
Çökelme Ortamı, Ren Vadisi’nin jeolojik tarihinde, petrolün oluştuğu denizel dönem (Oligosen dönemi) jeolojik zaman çizelgesinde sadece bir “göz kırpma” süresi kadar kısa sürmüştür. Sığ bir deniz kolu vadiyi doldurmuş, ancak organik madde birikimi Tuna’nın beslediği Karadeniz veya Tetis Okyanusu tortulları kadar kalın ve sürekli olamamıştır. Yeterli “hammadde” birikemediği için, ortaya çıkan ürün de sınırlı kalmıştır.
Ancak Ren Nehri’ne haksızlık etmemek gerekir. Kendisinin çevresinde büyük petrol rezervleri oluşturamamış olsa da Ren Nehri kuzeydeki komşuları için hayati bir “inşaat” faaliyeti yürütmüştür.
Nehirler sadece su taşımaz, aynı zamanda parçaladıkları kayaçları denize taşırlar. Ren Nehri, milyonlarca yıl boyunca Alplerden ve Orta Avrupa’dan kopardığı kum ve çakılları Kuzey Denizi’ne taşımıştır. Bugün Kuzey Denizi’nde (Norveç, İngiltere, Hollanda açıklarında) çıkarılan petrol ve gaz, genellikle Ren Nehri’nin taşıdığı bu kumtaşlarının gözenekleri içinde saklıdır.
Buradaki kritik ayrım şudur: Kuzey Denizi’ndeki petrolü oluşturan organik madde (kaynak kaya) Ren Nehri’nden gelmemiştir; o, daha eski okyanusların ürünüdür. Ancak o petrolün içine dolup biriktiği depo kayaları (rezervuar), Ren Nehri’nin taşıdığı tortullarla inşa edilmiştir. Yani Ren, petrolü “yaratan” değil, petrolün saklanacağı “kasa”yı inşa etmiştir. Tuna ise hem petrolü yaratan malzemeyi taşımış hem de kasayı inşa etmiştir.
Sonuç olarak, Ren Nehri civarındaki hidrokarbon rezervlerinin “yok” denecek kadar az veya parçalı olmasının sebebi, nehrin kendisi değil, aktığı zeminin huzursuz yapısıdır. Yüksek jeotermal aktivite (aşırı ısı), yoğun faylanma (kırıklar) ve kısa süreli denizel geçmiş, Ren Vadisi’ni büyük bir petrol sahası olmaktan alıkoymuştur.
Ren Nehri, petrol endüstrisinin doğumuna şahitlik eden tarihsel bir onura sahip olsa da, jeolojik piyango Tuna Nehri’ne vurmuştur. Tuna, taşıdığı zenginliği Karadeniz’in sakin ve korunaklı sularına emanet ederek devasa rezervler oluştururken; Ren, hırçın ve sıcak bir graben içinde elindeki hazineyi parça parça kaybetmiş, ancak taşıdığı kumlarla Kuzey Denizi’ndeki enerji servetinin temelini atmıştır. Biri evin içindeki hazineyi koruyamamış, diğeri ise komşusunun sarayını inşa etmiştir.