İnsan doğumundan ölümüne kadar (ve hatta belki ölümünden de sonra) her daim bir yolculuk halindedir. Bu yolculuğu ise manalı kılan, keyifli hale getiren, zorluklara karşı insanı cesur, gayretli ve diri tutan ise; inanç, aşk ve bu bağlamda kurgulanan mefkûrelerdir.
Mefkûre olarak ifade edilen yaklaşımlar, sadece kısacık dünya hayatı ile kısıtlanacak bir düzlemde kalarak insanoğlunun idrakine arz edildiğinde, kısırlaşacak ve insanın ilgili hedeflere inanarak, aşk ile tutunmasına engel olacaktır. Dolayısıyla, ortaya koyulan hedefler doğrultusunda gerçek sinerji;
- Ancak inananların erişebileceği,
- Gayretlerinin ebediyet düzleminde fayda sağlayacağı,
- Ruhu aşka yönlendiren niyetler ihtiva edebildiği ölçüde elde edilebilecektir.
Tabii bunların yanı sıra, ilgili niyet ve hedeflerin akıl ve mantık ile de çelişmemesi elzemdir.
İşte bu sebeple, her inananın, adım adım yürüyeceği, yürürken kendini yetiştireceği, her düşüp kalkmasında yeni şeyler öğreneceği, cesaretini, şevkini, gayretini yitirmeyeceği, mantıksız bulmayacağı, inanabileceği bir hikâyeye, serüvene ve yola ihtiyacı vardır.
İşte bu ihtiyaç dâhilinde;
- Yol: ömür,
- Menzil: kabir,
- Hedef ise: “kızıl-elma”dır…
“Kızıl-Elma” dendiğinde, bazen Ömer Seyfettin’in bir hikâyesi (Seyfettin, 2018), bazen Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine yeni kaydedilen milli bir uçak, bazen de Ziya Gökalp’in (Gökalp, 2018) ortaya koymaya çalıştığı bir kurgu akla gelebilmektedir. Fakat her ne kadar “kızıl-elma” günümüzde sloganlar üzerine inşa edilmiş, çok da derin düşünceler ihtiva etmeyen kurgular üzerinde şekillenmeye çalışılan, bugünün ve geleceğin dinamiklerini tasavvur ve idrak edebilmekten yoksun bir düşünce ekseninde siyasallaştırılmış olsa da, aslında bu bağlamda ortaya koyulan yaklaşımlar gerçek anlamda “kızıl-elma” olarak tasavvur edilemeyecektir.
“Kızıl-Elma” Türk tarihi boyunca heyecan uyandıran, hayal kurmayı ve büyük düşünmeyi teşvik eden, en küçük neferden en yaşlı kocaya kadar bütün kesimlerin idrakinde yer etmeyi başarmış, akıl ve ruhla bağdaşan, inancı ve inanmayı gerekli kılan Muhammed-i bir mefkûre olmuştur. Bu sebeple akılda kalmış ve çok büyük yıkımlara rağmen nesillerden nesillere aktarılabilmiş ve günümüze dek yaşatılabilmiştir.
Aslında her inananın (sahip olduğu iman, akıl ve enerji ile doğru orantılı olarak) kendisini;
- Şahsı, ailesi, çevresi, ülkesi, kendisini ait hissettiği medeniyeti, insanlık ve dünya için neler yapabileceğini düşünmeye sevk etmeye,
- Bu düşünceler etrafında aksiyon almaya ve gayrete,
- Adım adım daha iyiye ve güzele erişmeye,
- Bu bağlamdaki adımları gaye edinmeye,
- Bu gaye doğrultusunda, hep daha adil, daha iyi, daha gayretli, daha doğru olarak, fenalık ve azgınlıklarından arınabilmeye,
- Tüm bu ihtiyaçlar dâhilinde aklını ve ruhunu odaklayabileceği bir mefkûreye,
- Bu mefkûreye aşkla, şevkle kabre kadar yürünebilecek ve (kabir öncesinde de) gelecek nesillere emanet edilebilecek bir güzergâha,
- Diğer bir ifade ile bu minvaldeki güzergâhları da ihtiva eden, bir nevi dava olarak da nitelendirilebilecek “kızıl-elma”lara ihtiyacı vardır.
İşte bu sebeple “Kızılelma”;
- Heyecanlandıran ve büyük düşüncelere sevk eden,
- Anlık sıkıntılara, vesveselere, kişilere ve olaylara takılmadan yola devam ettiren,
- Gayretlerin ahiret hayatında da fayda vereceği,
- İmanı ve cesareti arttıran,
- Boşa uğraşmamış olma hissiyatı oluşturan,
- Her nefeste benlikten, çevreye, ülkeden uluslararası sisteme kadar geniş bir düzlemi sorgulamaya vesile olan,
- Bu sorgulamaları yaparken, idraki ve feraseti geliştiren,
- Büyük düşündüren ve hayal kurmayı sağlayan,
- Akla yatan, fakat aklın da aciz kaldığı birçok yönü bulunan,
- Zor ama imkânsız olmayan,
- İmkânı; gayrete, aşka ve nasibe bağlı olan,
- Dolayısıyla akılla çıkılan bütün yollardan gayretle geçilen ve akabinde nihayete erilen bütün kapıların Mevla’nın takdirine bağlı olduğunun idrakiyle her nefeste Hakk’a varılan,
- Uğruna cana varana kadar birçok fedakârlık yapılabilecek olan bir mefkuredir!
Kızılelma her daim; ağacın erişilmesi en güç dalındaki, en lezzetli ve kızıl renkteki elma örneğinde olduğu gibi,
- “Kızılelma” ruhunun,
- Dinamizminin,
- Akılcılığının,
- İnancının,
- Cesaretinin,
- Gayretinin,
- Cazibesinin,
- Şevkinin,
- Mefkûresinin,
- Birleştiriciliğinin
7’den 70’e bütün Türk Milletini ve inananları kuşatarak diri kalmasıdır.
Bu sebeple, yapılan kurgulardan da daha önemli olan, “kızıl-elma” ruhunun ve idrakinin yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılabilmesidir.
Bu bağlamda, “kızıl-elma” ifadesinin siyasi bir algıya büründürülerek;
- Üretkenliği düşük,
- İdraki ve akli melekeleri zayıf,
- Kendi içerisinde sözde cihana hükmetmeyi hayal ederken, dünyayı tanımayan,
- Tanımak için de gayret göstermeyen,
- Gerçek anlamda sorgulamayan,
- Akletmeyen ve iman edemeyen,
- Tembel, uyuşuk, korkak, risk alamayan, ezik gibi sıfatlarla tanımlanabilecek niteliklere haiz,
- Çıkarları, hevesleri, yönetme arzusu ve diğer nefsi dürtülerinin peşinde gitmekten asla vazgeçmeyen,
- Geçmişe dair etnik övüntülerin etrafında debelenen,
- Okumayan ve ince düşünemeyen, kıt bir aklın, sert söylemlerle ifade ettiği basit bir gaye düzlemine sokulması kabul edilmemelidir.
Çünkü Muhammed-i ruh ile yeniden uyanmış, çok daha etkin, üretken ve dinamik bir yapıya kavuşarak, fani cihanının çok ötesindeki hedeflerle idrakini genişletmiş Türk Milleti için “kızıl-elma”;
- Türkçülük,
- Töre,
- Dünyaya hâkim olma,
- Ötüken ve Turan gibi terimlerle sınırlandırılacak bir hedef olarak düşünülemeyecektir.
“Kızıl-elma” kuru bir cihangirlik davası değildir!
Ruhtur, imandır, yaşayıştır, üretkenliktir, gayrettir, aşktır, merhamettir, akıldır, idraktir, ferasettir, yaşamdır, doğruluktur, sabırdır, adalettir, inceliktir, imandır, zarafettir, önden gitmektir!
“Kızıl-elma” Hakk’tır…
Hakk’a yolculuktur…
Türk Milletinin daha rahat anlayabileceği şekliyle; Ruh-u Ahmet Yesevi’dir!
Dolayısıyla, “Kızıl-elma” bireyler için:
- Doğumdan ölüme kadar devam eden ve gelecek nesillere aktarılan manalı bir yolculuk,
- Muhammed-i bir yaşayış
- Ve Seyr-ü suluktur…
Devletler için ise “kızıl-elma” başından sonuna dek adalettir!
Bütüncül değerlendirildiğinde ise, bireyin, toplumun, milletin ve devletin doğruluk güzergâhında, aynı gaye üzere oluşudur.
Not: Bu bölüm “Kızılelma-1 Adil Bir Dünya 2225” isimli kitaptan alıntılanmıştır.





