Görüntüye Aldanmayın: Maskeler Düşerken

Görüntüye Aldanmayın: Maskeler Düşerken

Gündem son derece yoğun. Ancak son günlerde ülke kamuoyunun birinci sırasına yerleşen konu, medyada ve ünlüler dünyasında uzun süredir konuşulan fakat üstü örtülen çarpık ilişkilerin bir kez daha gün yüzüne çıkmasıdır. Habertürk’ün eski genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un adı etrafında şekillenen iddialar ve devamında yaşanan gelişmeler, sadece bireysel suç isnatlarından ibaret değildir; aksine bir sistem, bir ağ ve bir zihniyet sorgulamasını zorunlu kılmaktadır.

Bu süreçte en dikkat çekici hususlardan biri şudur: Görüntü aldatıcıdır.
2012 yılında TRT temsilcisi olarak kamuoyunda yer alan Mehmet Akif Ersoy, kullandığı dil ve sergilediği tavırlarla mütedeyyin, muhafazakâr bir profil çizmekteydi. Taraflı ya da tarafsız birçok kesimin ortak algısı da bu yöndeydi. Yakinen tanımıyoruz; bizler onu ekrandaki görüntüsüyle tanıdık. Ne var ki, iddiaların merkezinde yer alan olaylar, toplum olarak ne kadar kolay yanıldığımızı bir kez daha acı biçimde göstermiştir.

Uyuşturucu operasyonlarının başlangıç noktasının bir “torbacının cep telefonu” olması, Yeşilçam filmlerinde anlatılan o kirli ilişkiler düzeninin hâlâ varlığını sürdürdüğünü düşündürmektedir. Sanatçı olmak isteyenlerin, ünlü olma hayali kuranların belli kapılardan geçmek zorunda bırakıldığı o aşağılık düzenin, sadece şekil değiştirerek devam ettiğini görmek ibret vericidir.

Özellikle son yıllarda teşhirciliğin neredeyse bir dayatma hâline geldiği bir medya ikliminde, bu tür sapkın karakterlerin rolü asla küçümsenmemelidir. Toplum olarak bu insanlara prim verilmemeli, meşruiyet kazandırılmamalıdır.

Bu noktada hafızalarımızı tazelemekte fayda var. Daha önce de sapkın söylemleriyle gündeme gelen, yine Habertürk geçmişi olan bazı isimleri unutmuyoruz. Bu tür kirli ilişkilerin sürekli aynı adreslerde ortaya çıkması ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir garabettir. “Bataklıkta gül yetişmez” sözü, yaşananları en sade şekilde özetlemektedir.

Son olarak Habertürk’ün eski genel yayın yönetmenlerinden Veysel Ateş’in de gözaltına alınmasıyla birlikte şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
Bütün bunların tesadüf olduğuna gerçekten inanabiliyor musunuz?

Hayatta tesadüflere ayrılan alan sandığımızdan çok daha dardır. Zaafı olan insanlar daha kolay yönlendirilir, daha kullanışlı hâle gelir. İp elinizdeyse, istediğiniz tetikçiliği yaptırabilirsiniz. İşte tam da bu noktada, FETÖ’nün yıllarca uyguladığı yöntemler akla gelmektedir. Bal tuzakları, kayıtlar, şantajlar… Bugün herkesin bildiği bir sırdır ki, FETÖ’nün elinde bürokratlara ve gazetecilere ait görüntüler vardı. Bu kişilerin bir kısmı örgüt mensubu olmasa bile, rezil olmamak ya da koltuğunu kaybetmemek adına örgüt çıkarlarına “ölçülü” hizmet etti.

Bu yüzden artık şunu öğrenmeliyiz:
Her sakallıyı dedemiz zannetmeyeceğiz.
Her muhafazakâr jargon kullananın gerçekten muhafazakâr olduğunu sanmayacağız. O maskenin altında nasıl bir çirkinliğin gizlenebileceğini Mehmet Akif Ersoy örneği üzerinden net biçimde gördük.

Elbette altı çizilmesi gereken pek çok soru vardır:
Bu evlerde kimlere yer verildi?
Bunun karşılığında ne tür çıkarlar sağlandı?
Gelen gidenlerin profilleri kimlerdi?
Aralarında nüfuz sahibi kişiler varsa, bu nüfuz hangi amaçla kullanıldı?

Bunların tamamı titizlikle incelenmelidir. Ancak şunu da özellikle vurgulamak gerekir: Yapay zekâ çağında her şey mümkündür ve masumiyet karinesi asla göz ardı edilmemelidir. Buradaki amaç linç değil; uyanıklık, bilinç ve feraset çağrısıdır.

Aksi hâlde her seferinde büyük hayal kırıklıkları yaşamaya devam ederiz.

Son söz:
Uyuşturucu kullanan, kullandıran, buna aracılık eden her kim olursa olsun—ister medya mensubu, ister sanatçı, ister siyasetçi, ister bürokrat—toplum önünde teşhir edilmelidir. Herkes ibret alsın. Sevdiği sanatçının, değer verdiği kişinin gerçekte ne olduğunu herkes görsün.

Görüntüye aldanmayın.
Selametle kalın.

Yazar