Bir İsrail Yetkilisinin Açıklamaları Üzerine
Mayıs 9, 2017
Energy Policy Turkey Dergimizin 3. Sayısı Yayında!
Mayıs 9, 2017

Malumunuz üzere; Türkiye’nin enerji alanında söz sahibi olmak için attığı adımlar gerek yerel gerekse uluslararası basında yer almaya devam ediyor. Bu haberlerin veya resmi düzeyde yapılan açıklamaların, genel anlamda ülkemizin bir takım amaçlarına hizmet ettiği veya açıkça söylemek gerekirse ülkemizin enerji alanında bir güç sahibi olmaya çalışma gayreti aşikardır. Bu amaçla, dışa bağımlı olduğumuz doğal enerji kaynaklarının millileştirilmesi veya kendi kaynaklarımızı kullanarak dışa olan bağımlılığımızı ortadan kaldırmak milli bir politika haline getirilmek isteniyor, Akdeniz ve Karadeniz’de petrol aramacılığı için adımlar atılıyor.

Aslına bakarsanız, buraya kadar her şey, hem ülkemiz hem de milletimiz açısından oldukça takdire şayandır ve hükümetimizi ve dolayısıyla Enerji Bakanımızı tebrik etmek ve desteklemek gerekir. Nitekim; bu bağlamda Energy Policy Turkey ve Tespam bünyesinde birçok farklı çalışma dahi yayınlanmıştır.

Ancak madalyonun iki yüzü olduğu gerçeğini de göz ardı etmenin mümkün olmadığını ifade etmek yerinde olur. Peki; bugün gördüğümüz, duyduğumuz ve yapılan her şey, ülkemiz ve milletimiz adına harikulade ise madalyonun diğer yüzünü neden önemseyelim? Veya gerçekten önemsemeli miyiz?

Aslına bakarsanız, dışa bağımlılıktan kurtulmak istiyorsanız ve buna ek olarak enerji alanında söz sahibi olmak istiyorsanız, bırakın madalyonun diğer yüzünü madalyonun iciğini-cücüğünü irdelemelisiniz çünkü bugün o söz sahibi ülkeler sizin sahneye çıkıp, bugüne kadar uğruna savaşlar ve büyük yatırımlar verdikleri veya heba ettikleri koltuklarını ellerinden almanızı seyretmeyeceklerdir. Daha net bir şekilde söylemek gerekirse; büyük olmak için büyük düşünmek yetmez, büyük olabilmek için küçük kabuğunuzdan çıkmanız ve kendinizden büyük bir kabuğa (ki bu kabuğu kendiniz inşa etmek zorundasınız aksi takdirde birinin kabuğunu ele geçirmeniz gerekir) yerleşmeniz ve bu yeni kabuğu benimsemeniz gerekir.

Bazılarınızın “Şimdi bu ne demek?” diye sorduğunu duyar gibiyim. Merak etmeyin! Birkaç önemli noktaya değinerek ne demek istediğimi açıklayacağım. İlk olarak, Enerji Bakanlığı ve ilgili kuruluşları ile özel sektör firmalarının ülkemizin çıkarları doğrultusunda attığı veya atmak istediği adımları inceleyelim.

Bu adımların büyük bir kısmı yenilenebilir enerji kaynakları ve yatırımları üzerinde yoğunlaşıyor. Özellikle ülkemizin oldukça verimli yenilenebilir enerji kaynakları olan güneş ve rüzgar üzerine atılan adımları ve kurulan yeni santralleri yerinde bulmamak elde değil. Zira bu kaynakların değerlendirilmesi elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı azaltmamıza menfi yönde etki edecektir. Kullanılan teknolojiyi yerlileştirilme çabaları yönünde atılan adımlar ve bu anlamda verilen teşvikler de umut vericidir.

Nükleer enerji konusu ile ilgili de; nükleer teknolojiye sahip olmanın önemi aşikar olmak ile birlikte, atık konusunda da ciddi bir altyapıya sahip olunması gereği sürekli göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca bazı büyük petrol şirketlerinin özellikle az gelişmiş ve konuya hakim olmayan ülkelerin sınırları içerisinde açtıkları derin deniz arama sondajlarından keşif yapılamayanlarında nükleer atık depolama yaptıkları gibi söylentilerin de incelenerek, dikkatle yaklaşılması önemlidir.

Bu konulardan sonra, Türkiye için en önemli gündem maddesi olması gereken petrol ve gaz konusuna gelindiğinde; Karadeniz ve Akdeniz için basında çıkan haberler ve demeçler konusunda da birkaç noktaya değinmek yerinde olur. Daha düne kadar, ortalıkta dolaşıp ülkemizin kıt kaynaklara sahip olduğunu adeta gözümüzün içine soka soka söyleyenler bugün Akdeniz ve Karadeniz’de 3 Boyutlu sismik veri toplayarak yapılacak analizlerde nokta atışı ile petrol ve doğalgaz rezervleri bulunacağını iddia ediyorlar. Hatta sismik geminin yer altında kesin var olduğunu bilinen kaynaklarını direk üretime alacağı gibi bir algı da kamu oyunun aklını bulandırıyor. Bununla birlikte dün Türkiye’de petrol yok diyenler bugün ülkemizin büyük rezervlere sahip olduğunu ve bu rezervlerin artık nokta atışı ile bulunacağını söylüyorlar. Fakat bu çelişkili durumu açıklamak için ortaya konan bilimsel ve teknik bir teori veya hipotez olmadığı da aşikar. Zavallı halkımıza, sismik gemiyi sondaj gemisi / platformu olarak göstermeye çalışanlar veya sismik bir geminin ne iş yaptığını dahi bilemeyenler bugüne kadar açılan kuyularda bulunamayan Akdeniz veya Karadeniz petrolünün nasıl bulunacağını düşünüyorlar? 2-3 yıl sonra bu sürecin neticesinde açılabilecek potansiyel kuyular da boş çıkarsa Sn. Bakana veya halkımıza ne cevap verecekler?

Konuyu netleştirmek adına sismik gemilerin ne iş yaptıklarını ve ne amaçla kullanıldıklarını anlamakta fayda vardır. Bir sismik gemisi, arka kısmından denize birbirine paralel birkaç hat (kablo) çeker. Seyir halindeyken hava tabancası aracılığıyla oluşturduğu ses dalgalarını bu hatların içinde yer alan basınç ölçer cihazlarla (hidrofon) kaydeder. Hatların sayısı veya çalışmanın özelliğine göre 2 veya 3 Boyutlu sismik kayıtlar alınabilir. Alınan bu sismik kayıtlar işveren şirket tarafından işlenir ve yorumlanır. Yapılan yorumlara göre de muhtemel hidrokarbon rezervleri tespit edilerek sondaj noktaları belirlenir. Sondaj yapmak için sondaj platformu gerekir (belki hatırlarsınız birkaç yıl önce boğazdan geçen platform haberlere konu olmuştu) veya sığ sondajlar için Jack-up platformu -ki bunların hiçbiri bir sismik gemi değildir- sondaj noktasına götürülür. Daha açık söylemek gerekirse: sismik gemiler rezervuar tespitinde bulunmaz veya sondaj yapmaz! Sismik gemiler, rezervuarların tespiti için veya sondaj noktalarının belirlenmesi için veri toplar. Bu toplanan veriler işlenmek zorundadır ve işlenen veriler yorumlandığında olası rezervuarlar ve sondaj noktaları ortaya çıkar. Bu bağlamda halkımızı yanlış yönlendirenler işin aslını öğrenmek durumundadırlar. Özellikle bu yanlış yönlendirmeye sebep olan kimseler bir yetkiye haiz ise o zaman durum çok daha vahim bir hal alabiliyor. Zira, bunun neticesinde küresel ortamda, ülkemizin enerji alanında bilgisiz veya cahil olduğu izlenimi oluşuyor!

Önemli bir başka nokta ise petrol aramacılığında ne zaman 3 Boyutlu sismik verilere ihtiyaç duyulduğu konusudur. 2 Boyutlu sismik verilerde elde edilen olumlu bulgular, olası rezervuarları daha iyi çözümleyebilmek amacıyla çözünürlük ve daha fazla detay sağlayan 3 Boyutlu verilerin toplanmasını meşru kılar. Akdeniz ve Karadeniz’de kamu oyuna yansıyan bilgiler ve yapılan açıklamalara göre; 2 ve 3 Boyutlu sismik verilerin mevcut olduğunu ve açılan kuyularda herhangi bir somut petrol ve gaz emaresine rastlanılmadığı dikkate alınırsa; ülkemizin sismik gemiler ile bu denizlerde 3 Boyutlu sismik veri toplayarak nokta atışı sondajlar yapacağını ifade etmek ne kadar gerçekçidir?

Ülkemizin, enerji alanında söz sahibi olabilmesi için öncelikle konuya gerçekten bilimsel ve milli yaklaşan ekipler ile yoluna devam etmesi gerekir. Torpil-adam kayırma sarmalı içerisinde koltuk sevdası-makam-mevki-para hırsı ile hareket eden, kendinden iyi olanları saf dışı ederek onların fikirlerini kendi fikirleriymiş gibi gösterip nemalanmaya çalışanların sahip olduğu zihniyet, inandığımız ve uğruna gayret gösterdiğimiz Yeni Türkiye’ye sadece ve sadece vakit kaybettirir. Nitekim, biz ülkemizde sismik gemi ile sondaj yapacağımızı zannederken ülkemiz dışından bize gülünüyorsa, biz ne enerjide öncü olabiliriz ne de dışa bağımlılığımızdan kurtulabiliriz.

Necdet Karakurt
Necdet Karakurt
Jeofizikçi, Yük. Lis.
%d blogcu bunu beğendi: