Meyve Veren Ağaç Taşlanır

Meyve Veren Ağaç Taşlanır

Son günlerde Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’e yönelik karne polemiği üzerinden yürütülen linç kampanyasını izlerken hafızam beni yıllar öncesine götürdü. Aynı senaryoları daha önce de gördük. Aynı yöntemler, aynı merkezler, aynı zihniyet…

Aklıma ilk gelen iki isim oldu: Berat Albayrak ve Mustafa Varank Her ikisi de görev yaptıkları dönemde sistematik biçimde hedef alındı, itibarsızlaştırılmaya çalışıldı, yıpratıldı. Çünkü çalıştılar. Çünkü sonuç ürettiler. Çünkü statükoyu sarstılar.

Özellikle Berat Albayrak’ın Enerji Bakanlığı dönemini hatırlayalım. Türkiye’ye sismik araştırma ve sondaj gemileri kazandırdı. Bu hamle sadece bir yatırım değil, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolunda bir kader değişimiydi. Kilyos açıklarında bugün çıkardığımız doğalgazın bulunduğu sahada daha önce Amerikan şirketleri sondaj yapmış ve “burada gaz yok” demişti. Kendi gemilerimizle yapılan arama ise uluslararası ölçekte devasa bir keşifle sonuçlandı. Ardından Gabar’da günlük 100 bin varil petrol üretimine ulaştık. Bunlar sıradan gelişmeler değildir; bir ülkenin ekonomik ve stratejik bağımsızlığı açısından tarihi kırılmalardır.

Ancak bu başarıların hiçbir önemi yoktu bazıları için. Çünkü mesele hizmet değildi. Mesele ülke menfaati değildi. “Damat” diyerek küçümseyen, aşağılayan ve kamuoyu nezdinde linç eden bir yapı devreye sokuldu. Aynı yapı bugün Yusuf Tekin’i hedef alıyor.

Dünyanın her yerinde muhalefet, eksikleri eleştirir; yanlışları düzeltmeye çalışır; ülkenin daha ileri gitmesi için rekabet eder. Bizde ise tam tersi yaşanıyor. Kim bu ülkeye faydalı bir iş yapıyorsa doğrudan hedefe konuluyor. Başarılı olan yıpratılıyor. Çalışan cezalandırılıyor. Hizmet eden linç ediliyor.

Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:
Türkiye’nin en büyük talihsizliği muhalefetsizliğidir.

Yerelde de durum farklı değil. CHP’nin yönettiği belediyelerde ortaya çıkan tablo da bunun göstergesi. Hayatında gerçek anlamda muhalefet kültürü üretmemiş bir yapı, bugün muhalefet etmeyi sadece engellemek, karalamak ve itibarsızlaştırmak olarak görüyor.

Oysa 23 yıllık AK Parti iktidarında eleştirilecek hiçbir alan mı yok? Elbette var. Konuşulacak, sorgulanacak, tartışılacak birçok başlık bulunabilir. Ama bunlarla uğraşmak yerine sürekli çalışan insanlara saldırmak tercih ediliyor. Çünkü üretmek zor, çamur atmak kolay.

Şuna yürekten inanıyorum: Eğer Berat Albayrak kötü bir yönetici olsaydı, başta CHP olmak üzere muhalefet onu yere göğe sığdıramazdı. Çünkü onun başarısızlığı doğrudan Cumhurbaşkanımıza yazılacaktı. Ama başarılı olduğu için hedef oldu. Çünkü yaptığı işler Türkiye’ye güç kattı.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. AK Parti’den kopmuş bazı isimleri —Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, hatta Sözcü TV ekranlarına çıkarılan Bülent Arınç gibi figürleri— sırf AK Parti’ye zarar verir düşüncesiyle parlatan bir muhalefetin bu millete sunabileceği hiçbir vizyon yoktur.

Muhalefet; ülkeye katkı sunanları değil, ülkeye zarar verenleri eleştirmelidir. Başarılı bakanları değil, başarısızlıkları hedef almalıdır. Aksi halde ortaya çıkan şey demokrasi değil, sadece yıkıcılıktır.

Dipnot olarak şunu da söylemek gerekir:
Özeleştiri iyidir. AK Parti’nin de zaman zaman şapkayı önüne koyması elbette faydalıdır. Çünkü güçlü olan, kendini sorgulayabilendir.

Ama muhalefet için asıl sorun şudur: Yanlıştan değil doğrudan rahatsız olan bir anlayışın ülkeye verebileceği hiçbir şey yoktur.

Selametle.

Yazar