TESPAM ENERJİ PROJEKSİYONLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

TESPAM ENERJİ PROJEKSİYONLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

TESPAM ENERJİ PROJEKSİYONLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ:

2019 VE 2025 KÜRESEL ENERJİ GÖRÜNÜMÜ RAPORLARININ METODOLOJİK VE BULGUSAL İNCELEMESİ

Özet

Bu çalışma, TESPAM (Türkiye Enerji Stratejileri ve Araştırmaları Merkezi) tarafından 2019 ve 2025 yıllarında yayınlanan ‘Küresel Enerji Görünümü 2100’ raporlarının kapsamlı bir karşılaştırmalı analizini sunmaktadır. İki rapor arasındaki beş yıllık sürede, küresel enerji projeksiyonlarında önemli metodolojik gelişmeler ve bulgusal farklılıklar ortaya çıkmıştır. 2019 projeksiyonları, demografik ve sosyoekonomik faktörlere dayalı rasyonel bir yaklaşımla %91’lik bir birincil enerji tüketim artışı öngörürken, 2025 güncellemesi yapay zeka destekli metodolojilerle bu oranı %74’e revize etmiş, ancak elektrik tüketiminin ikiye katlanacağını ve nükleer enerjinin baskın elektrik kaynağı olarak ortaya çıkacağını öngörmüştür. 2019 raporunda doğalgazın %38.85 ve yenilenebilirlerin %37.21 paya ulaşacağı belirtilirken, 2025 raporu karbon emisyonlarında %23’lük azalma ve bölgesel farklılaşmaları (Çin %71 azalma, Hindistan %33 artış) vurgulamaktadır. Bu karşılaştırmalı analiz, TESPAM projeksiyonlarının iklim hedefi merkezli senaryolardan nasıl ayrıştığını, metodolojik evrimini ve küresel enerji dönüşümünün gerçekçi dinamiklerini ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler: TESPAM, enerji projeksiyonları, karşılaştırmalı analiz, metodolojik evrim, küresel enerji görünümü, nükleer enerji, karbon emisyonları, rasyonel projeksiyon metodolojisi

1. Giriş: Enerji Projeksiyonlarında Metodolojik Yaklaşımların Önemi

Küresel enerji sistemlerinin geleceğini anlamak, politika yapıcılar, yatırımcılar ve akademik topluluk için kritik öneme sahiptir. Ancak enerji projeksiyonları alanında metodolojik yaklaşımlar arasında temel bir ayrım bulunmaktadır: iklim hedeflerinden geriye doğru çalışan normatif senaryolar ile ampirik gerçekliklerden ileriye doğru inşa edilen pozitivist projeksiyonlar. TESPAM’ın 2019 ve 2025 yıllarında yayınladığı ‘Küresel Enerji Görünümü 2100’ raporları, bu ikinci yaklaşımın öncü örneklerini temsil etmektedir.

2019 raporunun yayınlanmasından bu yana geçen beş yıl, hem küresel enerji dinamiklerinde hem de projeksiyon metodolojilerinde önemli gelişmelere tanıklık etmiştir. COVID-19 pandemisi, Ukrayna savaşı, enerji krizleri, yapay zeka teknolojilerindeki atılımlar ve iklim politikalarındaki paradigma değişimleri, enerji görünümünün yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, 2025 raporunun yayınlanması, sadece güncellenmiş bir projeksiyon seti sunmakla kalmamış, aynı zamanda ilk raporun doğruluğunu test etme ve metodolojik yaklaşımın geçerliliğini değerlendirme fırsatı yaratmıştır.

Bu çalışmanın temel amacı, TESPAM’ın 2019 ve 2025 projeksiyonları arasındaki metodolojik evrim ve bulgusal farklılıkları sistematik olarak analiz etmektir. Çalışma, (1) her iki raporun metodolojik temellerini karşılaştırmakta, (2) temel bulguları ve projeksiyon değişikliklerini incelemekte, (3) farklılıkların nedenlerini açıklamakta, ve (4) bu karşılaştırmalı analizin küresel enerji politikaları için çıkarımlarını tartışmaktadır.

2. Metodolojik Karşılaştırma

2.1. 2019 Raporunun Metodolojik Temelleri

2019 TESPAM Küresel Enerji Görünümü raporu, iklim hedefi merkezli teyit edilmemiş senaryolara nazaran muhafazakar bir yaklaşımla sergileyerek, mevcut mevzuatlara ve iklim uyumlanma süreçlerinin dikkate alındığı demografik ve sosyoekonomik gerçekliklere dayanan rasyonel bir projeksiyon metodolojisi geliştirmiştir. Raporun metodolojik çerçevesi şu temel unsurlara dayanmaktadır:Normatif Değerlendirme: Ülkelerin Ekonomik değerlendirmelerinde esas alınan finansal kapasiteleri ve Paris İklim Anlaşmasına dayalı Enerji, Çevre ve Ekonomi mevzuat dönüşüm ihtiyaçları gözönüne alınmıştır. Kamu tarafında Kurumsal ve Hukuki mevzuat dönüşümü için gerçekleşmelere dayalı ihtiyaç analizlerinin uzun bir süreç alacağı  çevresel beklentilere dayalı kaygı projeksiyonlarının bu normatif dönüşümü hızlandırmaya yeterli olmayacağı öngörüsü hakimdir.

  • Demografik Katmanlı Analiz: Rapor, küresel nüfusu düşük, orta ve yüksek gelir gruplarına ayırarak, her grubun enerji tüketim modellerini, teknolojiye erişim kapasitelerini ve tercih önceliklerini ayrı ayrı modellemektedir. Bu yaklaşım, toplam nüfus projeksiyonlarının ötesine geçerek, gelir dağılımı dinamiklerinin enerji trendleri üzerindeki etkisini yakalar.
  • Gelir-Ağırlıklı Enerji Etkisi Kavramı: Rapor, farklı gelir gruplarının küresel enerji trendlerini şekillendirmedeki etkilerini ölçmek için yenilikçi bir metrik geliştirmiştir. Bu metriğe göre, 2050-2070 arası dönemde düşük gelir grupları %20, orta gelir grupları %65, yüksek gelir grupları %15 oranında etki sahibi olacak; 2070-2100 arasında ise bu oranlar sırasıyla %23, %64 ve %12’ye evirilecektir.
  • Teknoloji Yayılımı Modelleme: Temiz enerji teknolojilerinin benimsenme oranları, teknoloji maliyetleri, finansmana erişim, altyapı gereksinimleri ve rekabet eden kalkınma öncelikleri dikkate alınarak modellenmiştir. Bu yaklaşım, teknoloji difüzyonunun uniform olmadığını, gelir düzeylerine göre önemli ölçüde farklılaştığını kabul eder.
  • Davranışsal Gerçekçilik: Rapor, farklı gelir gruplarının enerji tercihlerinin farklı öncelikleri yansıttığını kabul eder. Düşük gelirli popülasyonlar için öncelik, temizlik veya verimlilik değil, erişilebilir maliyetle yaşam standartlarını iyileştirmektir. Bu sosyolojik gerçeklik, projeksiyon modellemesinin merkezine yerleştirilmiştir.

2.2. 2025 Raporunda Metodolojik Gelişmeler

2025 güncellemesi, 2019’un temel metodolojik çerçevesini korurken, önemli gelişmeler sunmaktadır:

  • İklim Anlaşması: Anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmenin telafisi için ortaya konan finansmanın ülkelerin ekonomileri ve istihdama olumlu etkisi gerekçeleri doğrultusunda anlaşmanın ratifikasyonlarında ve normatif altyapıda tespit edilen  gerçekleşmelerin enerji denklemlerindeki yansımaları analiz edilmiştir.
  • Yapay Zekâ Entegrasyonu: 2025 raporu, çok daha büyük veri setlerini işlemek ve karmaşık etkileşimleri modellemek için yapay zekâ destekli metodolojiler kullanmaktadır. Bu, daha ince taneli analizlere ve bölgesel farklılaşmaların daha iyi yakalanmasına olanak tanımıştır.
  • Sektörel Ayrıştırma: 2025 raporu, birincil enerji tüketiminin ötesinde elektrik sektörünü ayrı ayrı modellemektedir. Bu, elektrikleşme trendlerinin, şebeke modernizasyonunun ve nükleer enerjinin yükselen rolünün daha iyi anlaşılmasını sağlar.
  • Karbon Emisyon Takibi: 2025 raporu, enerji tüketim projeksiyonlarını karbon emisyon hesaplamalarıyla entegre ederek, iklim etkilerinin daha açık değerlendirmesini mümkün kılar. Bu, 2019 raporunun daha örtük emisyon muhakemesinden önemli bir gelişmedir.
  • Jeopolitik Faktör Entegrasyonu: 2025 raporu, ABD-Çin rekabetinin ve Paris İklim Anlaşması’ndan uzaklaşmanın enerji dinamikleri üzerindeki etkilerini açıkça dikkate almaktadır. Bu, 2019 raporunun daha apolitik yaklaşımından bir kaymayı temsil eder ve yeni jeopolitik gerçeklikleri yansıtır.

3. Temel Bulguların Karşılaştırması

3.1. Toplam Birincil Enerji Tüketimi

İki rapor arasındaki en göze çarpan farklardan biri, toplam birincil enerji tüketim artış projeksiyonlarındaki revizyondur:

  • 2019 Projeksiyonu: 2019-2100 arası %91’lik artış, 583 milyon GJ’den yaklaşık 1,113 milyon GJ’e yükselişi,
  • 2025 Projeksiyonu: 2024-2100 arası %74’lük artış, 620.5 milyon GJ’den 1.08 milyar GJ’e yükseliş, öngörmektedir.

Bu %17’lik projeksiyon düşüşü (91%’den 74%’e) önemli bir revizyonu temsil eder ve birkaç faktörü yansıtır: (1) Yoğun Enerji kullanan sektörlerde rekabetin getirdiği Enerji Verimliliği uygulamalarının ve teknolojilerindeki gelişim,(2) COVID-19 pandemisinin kalıcı davranışsal etkileri, (3) Enerji fiyat şoklarının ekonomik büyüme üzerindeki baskısı,  (4) Teknoloji maliyetlerindeki beklenenden daha hızlı düşüşler, (5) Ukrayna-Rusya savaşının AB üzerinde fiyat ve bağımlılık temelli olumsuz yansımaları sonucunda gerçekleşen yapısal dönüşümler ve (6) Yüksek verimlilikteki E- Mobilite teknolojilerindeki hızlı gelişme sıralanabilir.

Ancak %74’lük artış hala önemli bir büyümeyi temsil eder ve iklim hedefi merkezli senaryoların çoğundan önemli ölçüde daha yüksektir. Bu, TESPAM’ın demografik artışın, gelişmekte olan ekonomilerde yaşam standartlarının yükselmesinin ve sınırlı enerji erişiminin hala önemli talep büyümesi yaratacağı temel öncülünün geçerliliğini onaylar.

3.2. Enerji Karması Projeksiyonları

2019 raporu, 2100 yılı için birincil enerji karması açısın

Enerji Kaynağı 2019 2050 2100
Petrol %30.79 %29.84 %21.39
Doğalgaz %22.28 %28.37 %38.85
Yenilenebilir %12.19 %20.08 %37.21
Kömür %25.74 %18.57 <%2
Nükleer %2.21 %3.14 %2-3

dan detaylı projeksiyonlar sunmuştur:

Tablo 1: 2019 Raporuna Göre Birincil Enerji Karması Projeksiyonları

Tablo 1’de görüldüğü üzere, 2019 raporu fosil yakıtların kademeli bir dönüşüm geçireceğini ancak toplam enerji karmasında önemli rollerini sürdüreceğini öngörmektedir. Kömürün keskin düşüşü (%25.74’ten <%2’ye) ve doğalgazın yükselişi (%22.28’den %38.85’e), fosil yakıt tercihlerinde bir temizlenme eğilimini karbon emisyon hedefleri doğrultusunda yansıtmaktadır. Yenilenebilir enerjinin üç kattan fazla artışı (%12.19’dan %37.21’e) ve doğalgaza yakın bir paya ulaşması, temiz enerji dönüşümünün hızla

Enerji Kaynağı 2024 2050 2100
Petrol %31.5 %27.4 %24.9
Doğalgaz %23.5 %20.3 %14.8
Yenilenebilir %14.3 %19.7 %23.9
Kömür %26.6 %16.8 %10.8
Nükleer %4.1 %14.2 %22.4

nacağı beklentisini göstermektedir. Nükleer enerjinin ise mütevazi bir büyüme kaydetmesi (%2.21’den %2-3’e), 2019 raporunun bu teknolojinin geleceği konusunda temkinli bir yaklaşım benimsediğini ortaya koymaktadır.

2025 raporuna göre ise ilgili dağılım aşağıdaki tabloda belirtildiği gibidir:

Tablo 2: 2025 Raporuna Göre Birincil Enerji Karması Projeksiyonları

Tablo 2’de görülen 2025 projeksiyonları, 2019 raporundan önemli ölçüde farklılaşmaktadır. En çarpıcı değişiklik, nükleer enerjinin dramatik yükselişidir: %4.1’den %22.4’e ulaşması, nükleer teknolojisinin artık enerji dönüşümünün merkezinde görüldüğünü göstermektedir. Özellikle yaşanan enerji krizi ile dünyanın yeniden nükleere dönmek zorunda olduğunu anlaması bu minvalde dengeleri etkilemiştir. Buna karşılık, 2019’da baskın kaynak olarak öngörülen doğalgaz, 2025 raporunda ciddi bir gerileme göstermektedir (%23.5’ten %14.8’e). Bunun da sebebi ilgili talebi karşılayacak ekonomik ve sürdürülebilir doğalgaz rezerv potansiyelinin olmayışıdır. Petrol tüketimi hala önemli olmakla birlikte (%31.5’ten %24.9’a) daha ılımlı bir düşüş sergilerken, kömür her iki raporda da keskin düşüş göstermektedir ancak 2025’te daha yüksek bir taban seviyesinde kalmaktadır (%26.6’dan %10.8’e). Bunun da sebebi temiz kömür teknolojilerindeki ümit verici uygun maliyetli gelişmelerdir. 

En dikkat çekici farklılık yenilenebilir enerji projeksiyonlarındadır: 2019’da %37.21’e ulaşması beklenirken, 2025 raporu sadece %23.9 öngörmektedir. Bu önemli revizyon, yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşma hızının başlangıçta tahmin edilenden daha yavaş olacağı ve nükleer enerjinin temiz enerji geçişinde daha merkezi bir rol üstleneceği yönündeki güncellenmiş değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Çünkü yenilenebilir enerji sürdürülebilir ve ucuz enerji arzı sağlamamakta, depolama maliyetlerindeki düşüş hızı yeterli görülmemekte ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde ihtiyaç duyulan nadir toprak elementleri ve kritik minerallere erişim hususunda sorunlar gözlemlenmektedir. 

3.3. Elektrik Sektörü: Yeni Bir Odak Noktası

2025 raporunun en önemli katkılarından biri, elektrik sektörünün ayrıntılı modellemesidir:

Elektrik Tüketimi Artışı: 2019 raporu elektrik tüketiminin %175 oranında artacağını belirtirken, 2025 raporu daha spesifik olarak elektrik tüketiminin ikiye katlanarak (%110 oranında bir büyüme ile) 61,582 TWh’a ulaşacağını projeksiyon eder.

Nükleer Enerjinin Yükselişi: 2025 raporunun en çarpıcı bulgusu, nükleer enerjinin dramatik yükselişi ve fosil yakıtları geride bırakarak baskın enerji kaynağı olarak ortaya çıkacağı projeksiyonudur. Tablo 2’de görüldüğü üzere, nükleer enerjinin 2024’teki %4.1 payından 2100’de %22.4’e ulaşması öngörülmektedir. Bu beş kattan fazla artış, 2019 raporunun nükleer enerjinin ‘mütevazi büyüme’ öngörüsünden (%2.21’den %2-3’e) radikal bir ayrılmayı temsil etmektedir. Özellikle 2050 yılında nükleer enerjinin %14.2 paya ulaşacağı projeksiyonu, bu teknolojinin yüzyılın ortasına doğru hızlanan bir yükseliş yaşayacağını göstermektedir. Bunda ekonomik hale gelmesi beklenen SMR ve Mikro ölçekli reaktörlerin etkisi büyüktür. 

Kömürün Aşamalı Çıkışı: Her iki rapor da kömür tüketiminin azalacağını projeksiyon etse de, yaklaşımları farklılık göstermektedir. 2019 raporu kömürün %25.74’ten %2’nin altına düşerek neredeyse tamamen ortadan kalkacağını öngörürken, 2025 raporu daha ılımlı bir azalma projekte etmektedir: %26.6’dan %10.8’e. Bu revizyon, kömürün özellikle gelişmekte olan ülkelerde düşünüldüğünden daha dirençli olacağı ve tamamen ortadan kalkmaktan ziyade önemli ölçüde azalacağı yönündeki güncellenmiş değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Diğer taraftan sürdürülebilir bir elektrik arzı için birçok gelişmemiş ülke (Hindistan gibi) kömür tüketmeye de mecburdur. 

3.4. Karbon Emisyonları: İklim Gerçeklikleriyle Yüzleşmek

2025 raporu, 2019 raporunda örtük olan karbon emisyon beklentilerini açık hale getirir:

Küresel Emisyonlar: 2100’e kadar %23’lük azalma projeksiyonu. Bu, önemli bir iyileşmeyi temsil eder, ancak net-sıfır hedeflerinden uzaktır.

Bölgesel Farklılaşma: Çin %71 azalma (nükleer genişleme ve kömürden çıkış yoluyla), ABD ve AB ~%80 azalma (güçlü dekarbonizasyon taahhütleri), Hindistan %33 artış (endüstriyel gelişme).

Bu açık emisyon projeksiyonları, 2025 raporunun iklim gerçeklikleriyle daha doğrudan yüzleştiğini gösterir. 2019 raporu dekarbonizasyon politikalarının başarısız olacağını ima etse de, 2025 raporu bu başarısızlığı nicelendirir ve bölgesel sonuçları detaylandırır.

4. Projeksiyon Farklılıklarının Nedenleri

4.1. Gerçek Dünya Gelişmeleri

2019 ve 2025 projeksiyonları arasındaki farklılıklar, beş yılda gerçekleşen somut gelişmeleri yansıtır:

  • COVID-19 Pandemisi: Pandemi, ekonomik aktivitede geçici ancak önemli bir kesintiye ve uzaktan çalışma, dijitalleşme ve tedarik zinciri yeniden yapılandırması gibi kalıcı davranışsal değişikliklere yol açtı. Bu değişiklikler enerji talebini etkiledi ve bazıları tahmin edilenden daha hızlı verimlilik kazanımlarına katkıda bulundu.
  • Enerji Krizleri: 2021-2022 enerji krizleri, özellikle Avrupa’da, enerji güvenliği ve çeşitlendirme konusunda yenilenen vurguya yol açtı. Doğal gaz fiyatlarındaki volatilite, politika önceliklerini ve yatırım modellerini değiştirdi.
  • Yenilenebilir Maliyet Düşüşleri: Güneş ve rüzgâr teknolojilerindeki maliyet düşüşleri, 2019 projeksiyonlarında beklenenlerden daha hızlı gerçekleşti, bu da daha hızlı benimsenmeyi mümkün kıldı. Fakat depolama teknolojilerindeki maliyet düşüşleri yeterli olmadığı için, bu yenilenebilir kaynakların sürdürülebilir baz yük ihtiyacını karşılayabilmeleri konusundaki soru işaretlerini pekiştirdi. 
  • Nükleer Rönesans: Nükleer enerjiye olan ilgi, iklim hedefleri, enerji güvenliği kaygıları ve Küçük Modüler Reaktör (SMR) teknolojisindeki gelişmeler tarafından yönlendirilerek yeniden canlandı. Bu yenilenen ilgi, 2019’daki nükleer beklentilere kıyasla 2025’teki daha iyimser nükleer projeksiyonları açıklar.
  • E-Mobilite: 2018 de 2.1 milyon olan trafiğe çıkan elektrikli araç sayısı 2024 de 17 milyona ulaşmıştır. 6 yılda %2’den %18 lik paya ulaşmasındaki en büyük pay devletlerin uyguladıkları vergi teşvikleri olmuştur. Elektrikli araçların doğrudan rejenerasyon sistemleri sayesinde elde ettiği verimliliğin diğer tüm taşımacılıkta yaygınlaşması enerji talebinde azalmayı sağlayan bir unsurdur.
  • Enerji Verimliliği: Yüksek verimli elektrikli motorlar, led aydınlatma, yalıtım teknolojilerinin ve endüstrilerinin gelişmesi ve ucuzlaması, desteklenmesi, finansal alanda karşılık bulması ve yeni tesislerde projelendirme aşamasında uygulamalarının yaygınlaşmasını beraberinde getirmiştir.

4.2. Metodolojik Gelişmeler

Projeksiyon farklılıklarının bir kısmı gelişmiş metodolojiden kaynaklanır:

  • Gelişmiş Hesaplama Gücü: Yapay zeka destekli analizler, daha büyük veri setlerinin işlenmesine ve daha karmaşık etkileşimlerin modellenmesine olanak tanır. Bu, özellikle bölgesel farklılaşmaların ve sektörel dinamiklerin daha hassas yakalanmasına yol açar.
  • Sektörel Detay: 2025’in elektrik sektörüne ayrı odaklanması, 2019’un toplam enerji yaklaşımında gözden kaçırılabilecek dinamikleri yakalar. Elektrikleşme trendleri, şebeke modernizasyonu ve elektrik üretimindeki teknolojik dönüşüm, birincil enerji tüketim desenleriyle mükemmel şekilde korelasyon göstermez.
  • Doğrulama ve Kalibrasyon: 2019 projeksiyonlarını gerçek 2020-2024 sonuçlarıyla karşılaştırma fırsatı, model kalibrasyonu için izin verir. TESPAM, ilk projeksiyonlarının birçok uluslararası kuruluşunkinden daha tutarlı olduğunu belirtir; bu, temel metodolojik yaklaşımı doğrular.

4.3. Değişen Jeopolitik Bağlam

2025 raporu, 2019 raporunda daha az belirgin olan jeopolitik faktörleri açıkça entegre eder:

  • ABD-Çin Rekabeti: Büyük güç rekabeti enerji politikalarını şekillendirmektedir. ABD’nin kritik mineraller ve tedarik zincirleri üzerindeki Çin hakimiyetine ilişkin endişeleri, politika önceliklerini değiştirdi ve bazı iklim taahhütlerini zayıflattı.
  • Paris Anlaşması’ndan Uzaklaşma: Trump yönetiminin enerji politikalarındaki değişiklikler ve uluslararası iklim işbirliğinden uzaklaşma, enerji dönüşümü için azalan politik ivmeyi yansıtır.
  • Enerji Güvenliği Vurgusu: Ukrayna savaşı ve enerji silahlandırmasının gösterilmesi, politika önceliklerini saf dekarbonizasyondan enerji güvenliği ve çeşitlendirmeyi içerecek şekilde genişletti.

5. Karşılaştırmalı Analizin Çıkarımları

5.1. Metodolojik Geçerlilik

2019 projeksiyonlarının 2025 güncellemesinde gerekli olan revizyonların sınırlı doğası, temel metodolojik yaklaşımın sağlamlığını doğrular. %91’den %74’e toplam enerji büyümesindeki azalma önemli olmakla birlikte, temel dinamiklerin – demografik artış, gelir etkisi, teknoloji yayılımı kısıtlamaları – geçerliliğini gösterir. Her iki rapor da:

  • Önemli enerji talebi artışı projeksiyonu (2019: %91, 2025: %74)
  • Fosil yakıtların yüzyıl boyunca devam eden önemi
  • Yenilenebilir kaynakların önemli büyümesi ancak kademeli dönüşüm
  • Net-sıfır hedeflerine ulaşılamaması
  • Düşük ve orta gelirli ülkelerin geleceği şekillendirmedeki kritik rolü

Bu tutarlılık, TESPAM’ın demografik temelli, sosyoekonomik olarak temellendirilen yaklaşımının, iklim hedefi merkezli senaryolardan daha güvenilir öngörüler sağladığı argümanını destekler.

5.2. Nükleer Enerjinin Evrimleşen Rolü

İki rapor arasındaki en çarpıcı farklılıklardan biri, nükleer enerjiye ilişkin projeksiyonlardır. 2019’un %2.21’den %2-3’e mütevazi büyüme beklentisinden, 2025’in %4.1’den %22.4’e dramatik yükseliş ve baskın enerji kaynağı öngörüsüne geçiş, birkaç gelişmeyi yansıtır. Tablo 2’ye göre, nükleer enerjinin 2050’de %14.2, 2100’de ise %22.4 paya ulaşması beklenmektedir. Bu beş kattan fazla artış, enerji dönüşümünde nükleer teknolojinin merkezileşmesini işaret etmektedir:

  • Teknolojik İlerleme: Küçük Modüler Reaktörler (SMR’ler) ve mikro reaktörler, nükleer enerjinin maliyet profilini ve dağıtım esnekliğini dönüştürmektedir. Bu teknolojiler, geleneksel büyük ölçekli reaktörlerin finansal ve siyasi engellerinden kaçınırken, güvenilir temel yük gücü sağlar.
  • İklim İmperatifleri: Dekarbonizasyon hedeflerine ulaşmanın zorluğunun farkındalığı, intermittent yenilenebilir kaynaklardan daha güvenilir sıfır-karbon güç sağlayan nükleer enerjiye yeniden ilgi uyandırdı.
  • Enerji Güvenliği: Jeopolitik belirsizlik ve enerji silahlandırmasının gösterilmesi, yerli yakıt kaynaklarına dayanan ve uzun yakıt döngüleriyle uzun vadeli enerji güvenliği sağlayan nükleer enerjinin cazibesini artırdı.

2025 raporunun nükleer baskınlığı projeksiyonu, belki de aşırı iyimser görünse de, trendler bu yöndedir. Çin’in agresif nükleer inşa programı, Avrupa’nın ve Japonya’nın nükleer enerjiye yeniden bağlanması ve gelişmiş reaktör teknolojilerindeki ilerleme, 2019’un konservatif nükleer projeksiyonlarının artık yetersiz olduğunu göstermektedir.

5.3. İklim Hedefleri ile Gerçekliğin Karşılaşması

2025 raporunun açık karbon emisyon projeksiyonları (%23 azalma, net-sıfıra ulaşılamama), uluslararası iklim hedefleri ile olası sonuçlar arasındaki boşluğu keskin bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu dürüstlük hem entelektüel dürüstlük hem de politika yararlılığı açısından değerlidir:

  • Gerçekçi Beklentiler: Politika yapıcıların ulaşılamaz hedefler yerine olası sonuçlar için plan yapmasını sağlar.
  • Adaptasyonun Vurgulanması: Net-sıfıra ulaşılamaması muhtemel olduğundan, iklim adaptasyon stratejilerine daha fazla vurgu yapılması gerektiğini gösterir.
  • Finansman Önceliklendirmesi: Emisyon azaltımı için finansmanın en etkili olacağı yerleri (örneğin, Hindistan’ın kömürden çıkışını desteklemek) belirlemeye yardımcı olur.

Çin’in %71’lik azalma ve Hindistan’ın %33’lük artış arasındaki bölgesel farklılaşma, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklı sorumluluklara ve yeteneklere işaret eder. Bu farklılaşma, uluslararası iklim müzakerelerinde merkezi bir mesele olan, gelişmekte olan ekonomilerin ekonomik büyümeyi iklim taahhütleriyle dengelemelerinin zorluğunu vurgular.

5.4. Petrol Endüstrisi İçin Çıkarımlar

Her iki rapor da petrol tüketiminin azalacağını ancak yüzyıl boyunca önemli kalacağını projeksiyon eder, ancak farklı yörüngelerle. Tablo 1’e göre 2019 raporu, petrolün %30.79’den %21.39’a düşerek 2100’de üçüncü sıraya gerileyeceğini öngörmektedir. Buna karşılık, Tablo 2’ye göre 2025 raporu daha ılımlı bir azalma projeksiyon etmekte ve petrolün %31.5’ten %24.9’a düşerek yüzyılın sonunda ikinci sırada kalacağını belirtmektedir. Bu revizyon, ulaşım sektöründeki elektrifikasyonun beklenenden daha yavaş ilerleyeceği ve petrokimya kullanımının daha dirençli olacağı yönündeki güncellenmiş değerlendirmeyi yansıtmaktadır.

Petrol endüstrisi paydaşları için bu, ani çöküş yerine kademeli geçiş anlamına gelir. Petrokimya hammadde talebi, ulaşımdan daha dirençli kalacak ve petrol tüketimi için dayanıklı bir taban sağlayacaktır. Ancak endüstri, düşen pazar payına, volatil fiyatlara ve gelişmiş ülkelerde artan düzenlemelere uyum sağlamalıdır.

6. Sonuç: Rasyonel Projeksiyonların Değeri

TESPAM’ın 2019 ve 2025 Küresel Enerji Görünümü raporlarının karşılaştırmalı analizi, demografik temelli, sosyoekonomik olarak grounded projeksiyon metodolojisinin değerini doğrular. Geçen beş yılın gelişmeleri, bu yaklaşımın temel öncüllerini doğrulamıştır:

  • Enerji talebi, düşük ve orta gelirli nüfusların demografik ağırlığı ve yükselen tüketim istekleri tarafından yönlendirilmeye devam etmektedir.
  • Fosil yakıtlar yüzyıl boyunca önemli kalacak, azalan ancak önemli bir rol oynayacaktır.
  • Enerji dönüşümü kademeli olacak, iklim hedefi merkezli senaryoların çoğunun varsaydığı hızlı dönüşümden daha yavaş.
  • Net-sıfır hedeflerine ulaşmak olası değildir; daha gerçekçi beklentiler gereklidir.
  • Bölgesel farklılaşma önemlidir; tek boyutlu küresel yaklaşımlar yetersizdir.

Aynı zamanda, karşılaştırma önemli gelişmeleri ortaya çıkarır. 2025 raporunun nükleer enerjiye daha iyimser yaklaşımı (%4.1’den %22.4’e yükseliş projeksiyonu), teknolojik ilerlemeyi ve değişen politika önceliklerini yansıtır. Buna paralel olarak, doğalgazın 2019 raporunda öngörülen baskın konumundan (%38.85) 2025’te çok daha mütevazi bir role (%14.8) gerilemesi, enerji dönüşümünün yönündeki temel değişimi göstermektedir. Yenilenebilir enerjinin beklenen payındaki revizyonlar da dikkat çekicidir: 2019’da %37.21 öngörülürken, 2025 raporu %23.9 projeksiyon etmektedir. Bu, yenilenebilir teknolojilerin yaygınlaşma hızının başlangıçta tahmin edilenden daha yavaş olacağı ve temiz enerji geçişinde nükleer enerjinin daha merkezi rol üstleneceği yönündeki güncellenmiş değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Elektrik sektörüne odaklanması, ana değişim vektörü olarak elektrikleşmenin artan önemini tanır. Açık emisyon projeksiyonları, iklim gerçeklikleriyle dürüst yüzleşmeyi temsil eder.

Politika yapıcılar için mesaj açıktır: rasyonel, ampirik temelli projeksiyonlar, iklim hedeflerinden geriye doğru çalışan aspirasyonel senaryolardan daha güvenilir planlama araçları sağlar. TESPAM yaklaşımı, dünyayı olması gerektiği gibi değil, olduğu ve muhtemelen evrimleşeceği gibi modeller. Bu metodolojik alçakgönüllülük, tutarlı politika yapımı için esastır.

Enerji endüstrisi paydaşları için, karşılaştırma stratejik sabırın mesajını güçlendirir. Fosil yakıt varlıkları ani değer kaybına uğramayacak; ancak kademeli geçişe uyum sağlamak gereklidir. Petrol, 2019 raporunda öngörülen %21.39 yerine 2025 raporunda %24.9 ile daha dirençli bir seyir izleyecek ve yüzyılın sonunda ikinci sırada kalacaktır. Doğalgaz ise beklenen baskınlığa ulaşamayacak ve %38.85 yerine %14.8 ile daha mütevazi bir role sahip olacaktır. Nükleer enerji, 2019’da öngörülen mütevazi büyümeden (%2-3) çok daha büyük bir role (%22.4) yükselerek, iklim ve güvenlik hedeflerine hizmet eden uzun vadeli fırsatlar sunmaktadır. Yenilenebilir kaynaklar büyümeye devam edecek ancak 2019’da beklenen %37.21 yerine %23.9 ile daha ılımlı bir paya ulaşacak ve fosil yakıtları yüzyılın ortalarından önce tamamen yerinden etmeyecektir.

Akademik topluluk için, karşılaştırma belirli bir enerji projeksiyonu setinden daha geniş metodolojik dersler sunar. Demografik katmanlı analiz, gelir-ağırlıklı etki metrikleri, davranışsal gerçekçilik ve jeopolitik faktör entegrasyonunun değeri, enerji modellemesinin ötesinde alanlara uzanır. TESPAM yaklaşımı, küresel gelecekleri projeksiyon etmeye yönelik daha genel olarak sosyal olarak temellendirilen, normatif değil pozitivist metodoloji için bir model sağlar.

İleriye bakıldığında, TESPAM’ın 2030 raporunun beklenmesi, bu karşılaştırmalı analizde belirlenen trendlerin doğrulanması veya daha fazla revizyonu için fırsatlar yaratacaktır. Sürekli metodolojik iyileştirme, gerçek sonuçlara göre kalibrasyon ve değişen koşullara uyum, yüzyılın geri kalanı boyunca enerji projeksiyonlarının değerini korumak için gerekli olacaktır.

Küresel enerji geçişi devam ederken, TESPAM’ın rasyonel, sosyoekonomik olarak temellendirilen yaklaşımı, muhtemel yolları anlamak için vazgeçilmez bir araç olarak kalıyor. Aspirasyonel hedefleri gerçek olasılıklarla dengeleyerek, bu metodoloji etkili politika yapımını, bilgili yatırımı ve gerçekçi iklim stratejilerini mümkün kılar. Enerji geleceği belirsizliğini korurken, rasyonel projeksiyonların değeri hiç olmadığı kadar açıktır.

Kaynaklar

TESPAM. (2019). Küresel Enerji Görünümü 2100. Ankara: TESPAM Yayınevi.

TESPAM. (2025). Küresel Enerji Görünümü 2100 (2. Baskı). Ankara: TESPAM Teknoloji ve Yazılım A.Ş. ISBN: 978-625-95113-5-1.

Yazar