Enerji Diplomasisi
Ocak 25, 2018
Irak Petrolünün Geleceği
Şubat 2, 2018

Türkiye’de Jeotermal Enerji Sektörünün Geleceği

BURAK KAYAEL 

(Not: Bu çalışma Enerji Panorama Dergisinin Ocak 2018 Sayısında Yayınlanmıştır. http://www.tenva.org/wp-content/uploads/2013/08/EP-Web-Ocak-2018.pdf)

 

Şu Anki Durum

Bilindiği gibi ülkemiz son dönemde enerji arz güvenliğinin önemini daha fazla kavramaya ve bu konuda ciddi adımlar atmaya başladı. 2005 yılında yürürlüğe giren “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun” ve sonrasında 2011’de yürürlüğe giren ve piyasa şartlarına göre birkaç defa güncellenen “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi Ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik” ile özel yatırımcılar ülkemizde yer alan yenilenebilir enerji kaynaklarının ekonomimize kazandırılması için teşvik edilmiştir. Özellikle Kasım 2015’te yaşanan Rus savaş uçağının düşürülmesi olayı sonrası yaşadığımız enerji arz güvenliği endişesi hepimize yerli enerji kaynaklarımızı azami oranda kullanmak zorunda olduğumuzu zor yoldan hatırlattı.

Jeotermal enerji de yukarıda ismi geçen kanun ve yönetmeliklerde yenilenebilir enerji olarak tanımlanmış ve kamu teşviki almaya başlamıştır. Kısaca YEKDEM olarak adlandırılan bu destekleme mekanizmasının 2020 itibariyle sona ereceğini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sn. Berat Albayrak açık bir şekilde belirtti. Bu açıklama jeotermal sektöründe yatırım yapan şirketler de tabiri caizse şok etkisi yarattı. Çünkü uzun süreli ve yüksek maliyetli yatırım gerektiren bu sektör yapılan yatırımların meyvelerini yeni yeni vermeye başlıyordu ya da daha açık bir şekilde söylemek gerekirse yatırımcısına yeni yeni para kazandırmaya başlıyordu.

Geçmişte Yaşananlar

Jeotermal enerji sektörü YEKDEM destek mekanizması öncesi birkaç büyük ölçekli firma dışında yatırım alamayan bir alandı. Kamu teşvikinin ilanı sonrası serbest piyasa ekonomisi şartları gereği ve yerli enerji üretimini hızla artırmak adına yapılan başvuruların neredeyse tamamı kabul edildi ve yatırım izni verildi. Bu sağlıksız ve ani büyüme sebebiyle sektörün asli iki unsuru olan operatör (yatırımcı) ve servis (hizmet) şirketlerinde hızlı bir artış gerçekleşti. Bu durum yapılan yatırımların kontrolsüzce gerçekleşmesine ve çoğunlukla da gereksiz yatırımların yapılmasına sebep oldu. Burada açık sözlülükle belirtmemiz gereken bir etmen de piyasanın bu aşırı hızlı büyümesine orantılı olarak bir anda türeyen sözde uzman/danışmanlar ve kamu teşvikinden olabildiğince fazla yararlanabilmek için ellerinde bulunan sahaların kapasitelerini olduğundan fazla görmeye meyilli yatırımcı şirketler. Elbette burada işini layıkıyla yapmak için çabalayan gerçek uzmanları ve akılcı yatırımlar yapan firmaları ayırt etmek gerekiyor.

 

Başka önemli bir handikap da maalesef devletimizin jeotermal sektörü için teşvik mekanizmasını kurarken lisans dağıtma ve elektrik üretme aşamaları arasında kalan arama/sondaj/üretim aşaması (ki ileride yapılacak üretimi doğrudan etkileyen bir süreç) için etkili bir denetleme mekanizması kurmamış olması. Aslına bakıldığında nihai hedefleri farklı olmakla birlikte jeotermal sektöründe yapılan arama/sondaj/üretim faaliyetleri de petrol ve doğalgaz sektörüne çok benziyor. Ülkemizin Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (PİGM) ile bugüne kazandığı tecrübe jeotermal sektörüne de aktarılabilirdi. Ne yazık ki yüz milyonlarca belki de milyarlarca doların yatırıldığı bu sektör için bu denetleme mekanizması kurulamadı.

Sektörün en büyük handikaplarından birisi de sondaj faaliyetlerinden başlayarak santral kurulum aşamasına değin birçok teknolojinin dış kaynaklı olması, ki bu da gerekli birçok hizmet ve ekipman için paramızın yurtdışına gitmesi demek. YEKDEM mekanizmasının sona erecek olması gümrük masraflarından tutun da elektrik satış fiyatına kadar devletin desteğini almaya alışmış ve yatırımlarını neredeyse hep krediyle yapan şirketleri zor durumda bıraktı. Burada tüm sorumluluğu kamuya yüklemek gerçeklikten uzak bir yaklaşım olur. Sayın Bakanın açıklaması sonrası jeotermal şirketlerinin yurt içi kredi kaynaklarından faydalanmakta zorlandığı bildiriliyor. Bu da asli görevi ülkemizin kalkınmasına hizmet etmek olan finans kuruluşlarının bu görevini yerine getirmekte isteksiz olduğunu gösteriyor. Bu duruma bir de Avrupa ve diğer dış kaynaklı kredi kuruluşlarının son dönemde ülkemize uyguladığı gizli kredi ambargosu da eklendiğinde jeotermal yatırımcısının gelecekte bu sektöre yatırım yapmakta çekingen davranacağı tahmin edilebilir. Sistemin kamu ve finansman ayaklarından sonra yatırımcı kısmını da değerlendirmek lazım. Sektöre yatırım yapan ya da bu yönde niyet belirten birçok firma bunu devlet teşviki sebebiyle yaptı ve bu teşvikin biteceğini öğrenmek onları geri adım attıracak gibi duruyor. Bu durum haklı gibi gözükse de esasında işletmenin temel prensiplerinden olan risk olmadan kazanç olmaz mantığı ile hareket eden firmalar daha kamu teşviki yokken bu sektöre yatırım yapmışlardı ve yerli enerjinin gözde duruma gelmesiyle ciddi kazançlar elde ettiler. Yani kendi öz kaynağı ve ekibine güvenerek sektöre yatırım yapmaya devam eden şirketler kazanç elde etmeye devam edeceklerdir.

 

Ki sektörde şu an belirli bir bilinç seviyesi (deneme yanılma yoluyla da olsa) elde edilmiş olması çok önemli. Devlet ve kamuoyunda jeotermal enerjiye karşı duyulan olumlu algı, bölgesel bazda kalkınmayı hızlandırma ve işsizlik değerlerini düşürmedeki etkisi ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma desteğiyle jeotermal enerji ülkemizde önemli yeri olan bir sektör.

Yapılması Gerekenler

3 Aralık 2017 tarihi itibariyle EPİAŞ’ın sağladığı verilere göre jeotermal enerji santralleri YEKDEM sistemine kayıtlı en büyük 3. kapasiteye sahip sektör (Bkz. Tablo-1 & Şekil-1)

Kaynak Kurulu Güç (MW)
Rüzgar
Jeotermal
Biyogaz
Kanal Tipi
Biyokütle
Çöp Gazı
5.991,19
810,51
85,27
5.880,85
181,30
48,22

Tablo 1 – YEKDEM Sistemine Kayıtlı Kaynakların Kurulu Güç Verileri1

 

 

2020’ye kadar kurulacak yeni santrallerle bu oranın artış eğiliminde olacağı tahmin edilmekte. Bilindiği gibi ülkemizde jeotermal enerji yatırımları jeolojik uygunluk sebebiyle en çok Ege Bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Bu durum uzun zamandır jeotermal potansiyeli bilinen bölge için bir fırsat. Şekil-2’de de görülebileceği gibi özellikle kıyı Ege’de yer alan şehirler tüketici sayısı olarak ileri sıralarda yer alıyor. Bu da kurulacak yeni santraller için avantaj durumunda.

Ancak coğrafi bölge ayrımında Ege’de yer alan 8 şehire Çanakkale ve Balıkesir’i de dahil ettiğimizde 17.972 MW kapasiteli 255 adet elektrik santralinin var olduğunu görüyoruz2. Bu santrallerin 36’sı doğalgaz çevirim santrali (5.306 MW kapasite)3 ve 4’ü ithal kömürle çalışan termik santraldir (2.615 MW kapasite)4. Bahsi geçen 40 santrale hali hazırda lisans alınmış veya ithal kömürle çalışması planlanan 2.195 MW kapasiteli 3 santralin daha eklenmesi için çalışmalar sürmektedir4. Bu da jeotermal enerjiden üretilen elektriğin piyasaya girebilmesi için büyük bir handikap ve ülkemizin enerji arz güvenliğinin yerli kaynaklarla temini için geri doğru atılmış bir adım.

 

Şekil 2 – İl Bazında Kayıtlı Tüketici Miktarı2

 

Burada aslında sadece Ege Bölgesini ön plana çıkarmanın yanı sıra ülkemizde potansiyeli yüksek olan diğer bölgeleri de düşünmemiz lazım. Özellikle son dönemde ciddi kaynak potansiyelinin tespit edildiği Yozgat, Niğde ve Aksaray gibi illerimizin ülkemizin merkezi olan İç Anadolu Bölgesinin gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir yeri olacağını değerlendiriliyor.

Elbette YEKDEM gibi teşvik mekanizmalarını devam ettirip ettirmemek hükümetin takdirindedir. Ancak bu takdirin yanında ülkemizin tüm geleceğini etkileyecek enerji yatırımlarını desteklemek de aynı şekilde hükümetimizin görevidir. Açık kaynaklardan elde edilen bilgiye göre hali hazırda faaliyet gösteren 39 jeotermal enerji santralinin 37’si YEKDEM’den faydalanmaktadır. Bu noktadan sonra atılması gereken adım YEKDEM sonrası dönemde Sayın Bakanın da dediği gibi kamu, tüketici ve üreticiyi memnun edecek bir sistemin yaratılmasıdır. Böylece jeotermal enerji sektöründe faaliyet gösteren onlarca operatör ve servis firması çalışmaya devam ederek binlerce insana iş vermesini sağlayacak ve çok kıymetli bir yerli enerji kaynağımızı kullanarak gelecek nesillerimizin enerjide dışa bağımlılığını minimize etme yolunda önemli bir adım atmış olacağız.

 

Kaynaklar

 

 

Burak KAYAEL
Burak KAYAEL
Lisans eğitimimi ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2008 yılında tamamladı. 2009 Ocak ayında TPAO’da sondaj mühendisi olarak çalışmaya başladı. TPAO’da 5 sene boyunca deniz sondaj operasyonlarında görev aldı. Aralık 2013’te TPOFS (Turkish Petroleum Oil Field Services) şirketinde göreve başladı ve deniz sondaj projelerinde görev almaya devam etti . Sonrasında Irak ve Afganistan’da kara sondaj operasyonlarında çalıştı. Master programını ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2012 tamamladı ve halen aynı bölümde doktora eğitimime devam etmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

1 Comment

  1. Burak Buyukkagnici dedi ki:

    Burak Bey, vurguladığınız noktaların gerçekten mühim olduğunu düşünüyorum. Yeni yazılarınızı yakından takip ediyor olacağız. Kaleminize sağlık, iyi çalışmalar.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: