Jammu ve Keşmir’de Hidro Potansiyel
Temmuz 28, 2017
ABD’nin Yeni Yaptırımları & Dengeler
Temmuz 29, 2017

Yurtdışında görev yapan bir akademisyenimizin sosyal medyada paylaşılan ve Türkiye’nin kurumları ve enerji politikaları ile ilgili yorumlarını içeren video ulusal basında dikkatlerden kaçmadığı gibi, ciddi paylaşım da aldı. İlk bakışta, çekildiği mütevazi ortamda, içinde popüler üniversite isimlerinin de yer aldığı uluslararası bir biyografi özeti ile izleyicilerde “maaşallah” deme dürtüsünü uyandırsa da, videonun ilerleyen dakikalarında yapılan yerine göre haksız veya sığ eleştiriler, edinilen ilk izlenimi biraz değiştirdi.

***

Şimdi gelelim bahsi geçen akademisyenimizin kullandığı ifadeleri yorumlamaya…

Öncelikle sayın akademisyenimizi yapmış olduğu uluslararası çalışmaları, yabancı ortamlarda ülkemizi temsili, açık yüreklilikle bazı görüşlerini dile getirebilmiş olması sebebi ile tebrik etmek gerekir. Ayrıca yapmış olduğu özverili çalışmaları, takip ettiği farklı ortamlarda yakaladığı, ülkemizi ve yatırımcılarımızı/girişimcilerimizi ilgilendiren önemli bilgileri her zaman TESPAM platformundan, bilimsel ve milli olmak şartı ile Türk Kamuoyu ile paylaşabileceğini de duyurmak isteriz. Tüm bunların yanı sıra, yapılan eleştirilerin ölçüsü ve kullanılan ifadelerin anlamının kimlere nasıl hizmet edeceğini kestirmek de çok önemlidir. Aksi halde böylesi büyük niyetleri uğruna zorlu mücadeleler veren Türkiye’mize fayda sağlamak yerine zarar vermek hiçbirimizin istemediği bir sonuç olacaktır.

Bu ön yaklaşımdan sonra maddeler halinde bir değerlendirme yapıldığında;

  • İlgili akademisyenimiz hakkında genel bir internet araştırması yapıldığında, politik yönlerden olmasa da, kendi branşı ile alakalı teknik ve maliyet alanlarında birçok uluslararası çalışmaya imza attığı görülmektedir. Fakat daha sonraki söylemlerinden de anlaşıldığı üzere, makro düzeydeki enerji politikaları alanındaki altyapısı ve ortaya koyduğu çalışmalar, sözlü olarak yaptığı irdelemelerin tutarlılığı için yeterli görülmemektedir.
  • Önemlilerinde temsili elzem olsa da, Türkiye bütün konferanslara katılımcı göndermek zorunda değildir. Bu noktada, elektrik ve/veya LNG ihracatı açısından AB’yi bir pazar olarak gören, Mısır ve İran ile Türkiye’yi kıyaslamak da mantıklı değildir. Zaten önemli görülen birçok uluslararası etkinliğe katılım noktasında özen gösterilmektedir. Bu da dikkat edildiğinde anlaşılabilecektir. Ayrıca etkinliklere katılım noktasında küçük bir örneklemden yaklaşarak, bütünü doğru analiz etmek pek mümkün değildir. Türkiye’nin uluslararası etkinliklerde temsili ile ilgili, öncelikle önem ve alaka düzeyinin analiz edilmesi, ancak ondan sonra katılım durumu ve katılımdan elde edilenlerin incelenmesi daha yerinde olacaktır.
  • Belki Türkiye’den AB hibe ve desteklerine yapılan başvurusu sayısı, bu konudaki bilinç düzeyi ve ilgi düşüktür. Bunda okuma, araştırma, yabancı dil eksikliğinin etkisi büyüktür. Fakat Türkiye zorlu sınavlardan geçerken dahi bu alandaki atılımlarını sürdürmeye devam etmektedir. Bunların yanı sıra, Türkiye ilgili hibeleri, birçok kurumu ile aktif olarak takip etmekte ve bilgilendirmeler yapmaktadır. Havada milyar Euro’ların uçuştuğu yaklaşımı ise, hibe alanları, bütçeleri gibi konularda detaylandırma yapıldığında, farklı bir anlama bürünecektir. Yani havadan milyar dolarlar kapmak diye birşey söz konusu değildir. Birçok farklı alanla ilgili, belli kriterlere göre hazırlanacak projelerin başvurabileceği belli miktarda bütçe ile sınırlı hibe programları bulunmaktadır.
  • Cari açık Türkiye’nin önemli problemlerinden biridir. Fakat bir hibrit savaşın içerisinde bölgesinde etkin olma, mazlumların haklarını koruma, atılımlarını sürdürme çabasında olan Türkiye’nin en önemli sorunu değildir. Cari açığın ise en önemli kaleminin enerji olduğu aşikardır. Fakat bu konuya da AB aklı ile yaklaşma, AB’den finans ve bilgi desteği alma zorunluluğu olmazsa olmazlardan da değildir. Çünkü zaten dünyada da güç dengeleri değişmekte, Batı zayıflamakta, Doğu ise güçlenmektedir. Ayrıca enerji politikaları konusunda AB’nin başarılı olduğunu söylemek dahi tutarlı değildir. Zaten bu konuda Türkiye’nin de kendine göre izleyeceği farklı politikalar olabilecektir. Özetle, mümkün olduğunca, AB’nin teknolojisi ve finansından faydalanmak yerindedir. Fakat bu noktada dahi fayda – zarar analizinin iyi yapılması gerekecektir. Yani dengeleri gözetmek ve her taraftan maksimum fayda sağlamaya çalışmak önemlidir. Bunu yaparken de, AB’nin bize tavrının, darbe ve terörist saldırıları süreçlerinde yaşanılanların, bu süreçlere AB’nin desteğinin, kendilerinin aslında bizi bir tehdit olarak algılayabildiğinin idrakini de kaybetmemek önemlidir.
  • Avrupa ekonomisi resesyonda olduğu için hibeleri arttırmış ise bu zaten AB üyesi olmayan Türkiye’ye pek de bu hibelerden koklatmayacakları anlamına gelecektir. Yani bu tarz yorumlar yaparken öncelikle Türkiye’nin iki yüzlü tavırlar nedeni ile yıllarca AB kapılarında oyalandırıldığı gerçeği ile bazı dini, etnik, tarihi ve sosyolojik yaklaşımların da göz önünde bulundurulması, daha bilimsel analizler için faydalı olacaktır.
  • Akademisyenimizin içindeki heyecan ile yaptığı girişimlere bakarsak;
    • Üniversitelerimizin ilgisini çekememiştir. Tamam üniversitelerimizde çok eksiklikler ve zayıf yönler bulunmaktadır. Üretim ve araştırmacılık istenilen düzeyin çok altındadır. Fakat belki de akademisyenimizin doğru noktalar ile doğru şekilde irtibat kuramamış olduğu da söz konusu olabilecektir. Çünkü bazen rektörler ile görüşmek yerine, akademik kadrodan konu ile ilgilenen birisi ile irtibat kurmak, çok daha verimli sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.
    • Başka bir ülkenin başbakanına da benzer genel eleştiriler yapılan bir mektup gönderilse sanırım geri dönüş yapılmayacaktır.
    • Bahsi geçen genel eleştirilere, herşeye rağmen, enerji bakanlığı ciddiye alıp, geri dönüşte bulunmuştur. Fakat akademisyenimiz, büyük söylemleri karşısında çalıştığı alanın ne kadar mikro düzeyde kaldığına bakmadan, toplantı ayarlanmak istenen uzmanları küçük görmüş ve “sadece bakan ile görüşürüm” egosu içerisinde bir akıl tutulması yaşamıştır.
  • Avrupa bütün enerji piyasalarını birleştirmek istemektedir. Fakat Türkiye’yi böyle bir entegrasyona ittirme işi bir akademisyenin boyunu zaten epey aşmaktadır. Bu noktada sanki tüm Türkiye yatıyor, sadece kendi çalışıyor yaklaşımı zaten tutarsızdır. Çünkü Türkiye zaten doğalgaz ve elektrik ticareti açısından birçok entegre projeye imza atmış ve atmaya devam etmektedir. Bunları görmezden gelmek cehalettir.
  • Türkiye’nin kaçırdıkları kısmına gelecek olursak;
    • Dünyada bir iklim değişikliği baskısı sebebi ile düşük karbon ekonomisine geçiş doğru değildir. Bu durum sadece AB için geçerlidir. O da büyük oranda başarılabilmiş değildir. Özellikle Brexit sonrası bu başarı çok daha fazla düşecektir. ABD’nin bu konudaki tutumu zaten dengeleri değiştirmiştir. Çin’in ise destekleyici gibi görülen tavrı mevcut veriler ve politikalar dikkate alındığında inandırıcı değildir. Bunlarla birlikte yenilenebilir kaynaklara eğilim artmaya devam edecektir. Fakat öyle büyük bir dönüşüm söz konusu değildir. Petrol ve gaz önemini sürdürecektir. Özellikle yükselen trendi ile doğalgazın artan önemi ve payı, temiz enerji eğiliminde ciddi etki gösterecektir.
    • AB ise en büyük enerji ithalatçısı olarak, kıt kaynakları ve Rus bağımlılığı sebebi ile yenilenebilir enerjiye mümkün olduğunca yönelmek zorundadır. Fakat anlaşılabilecektir ki, her türlü hibe ve bütçeye rağmen, AB hiçbir zaman enerjide kendi kendine yeten bir yapı olamayacaktır. 5,5 milyon nüfuslu küçük bir ülke ile kıyaslayarak, ne AB’nin ne de Türkiye’nin enerji politikalarını analiz etmek doğru olmayacaktır.
    • Ayrılan 30 milyar Euro’luk bütçe ile planlanan elektrik hattı projeleri ise; AB’ye bir boru hattı ile (EastMed Pipeline) ekonomik olarak gelemeyen Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarını elektirik olarak ithal edebilmeyi amaçlamaktadır. Bu sayede, Güney Kıbrıs’ın da Türkiye’nin kucağına bırakılmaması sağlanmaya çalışılacaktır. Ayrıca, doğalgaz ithalatı da bir nebze azaltılmış gibi görülecektir. Fakat ortaya konan hacimler (İsrail ve Güney Kıbrıs’ın gaz ihraç potansiyelleri) zaten büyük değildir. Tüm bunların yanı sıra ilgili elektrik hattı projeleri de aslında yatırım için ekonomik görülmediğinden, İsrail’in arzusunu yerine getirmek, Güney Kıbrıs’ı haksız davasında yalnız bırakmamak için ve siyasi olarak gerekli görüldüğü için finanse edilecektir.
    • Yani ortada böylesi siyasi yaklaşımlar varken, bu hibeleri Türkiye dururken, niye bunlar alıyor sorusu, konuya vakıf olunmadığını göstermektedir. İlgili hibe verilen elektrik hatları projesinin siyasi gayesi, finans kararı açısından daha ağır basmaktadır.
    • Hele Kuzey Kıbrıs’ı tanımayan, orada öyle bir devlet ya da bir topluluk görmek istemeyen AB’nin, Türkiye’nin çekeceği bir hattı finansal olarak destekleyeceğini söylemek çok daha gülünç bir yaklaşım olacaktır. Çünkü oradaki kavga zaten adadaki Türk varlığını sona erdirmek için sürdürülmektedir. Fakat Türkiye buna izin vermeyecektir. Zaten Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik tamamlanan su transit hamlesinden sonra, elektrik transit hamlesine de başlaması, AB’nin de ağlayan Güney Kesimi’ni teselli etmek için pek de ekonomik olmayan bir elektrik nakli projesini desteklemek zorunda kalmasına yol açmıştır. Yapılan teknik hamlelerin, ekonomik ve politik yönlerinin de irdelenmesi faydalı olacaktır.
    • Verilen desteklerden proje başvuruları ile yararlanılması kapsamında yine Türkiye’nin AB’nin bakmakla yükümlü olduğu ya da üzerlerinde kontrolünü sürdürmeye çalıştığı (Rusya’nın kucağına düşmemesi için uğraştığı) ülkeler ile kıyaslanmaya çalışması yerinde değildir. Tamam, Türkiye’deki üniversitelerin başarı seviyesi istenilen düzeyde değildir. Fakat seviyeyi Bulgaristan’ın dahi altında göstermeye çalışan bir tutum da bilimsel değildir.
  • Toplumunun önemli ölçüde memur mantığı, iletişime geçememe, araştıramama, hatta bunların yanı sıra; okumama, atalet, güvensizlik gibi eksiklikleri bulunmaktadır. Fakat özüne dönen ve yeniden cihanşümul hayaller kurabilen bir toplumun bünyesinden, zalimlerce enjekte edilmiş cehalet ve atalet zehrini atabilmesi haliyle biraz zaman alacaktır. Türkiye’de bu alanda hızla ilerleme kaydetmektedir. Zaten belki de genel anlamda kıyaslama yapıldığında, diğer ülkelerdeki toplumların çok daha büyük eksiklikleri ve hastalıkları bulunabilecektir. Bu noktada adil olmak, kızmadan, küsmeden, duruma akil yaklaşmak önemlidir. Unutulmamalıdır ki, bir toplumdan memur mantığı, iletişimsizlik, okumama, araştırmama, atalet gibi eksiklikler eğitimle kolayca giderilebilecektir. Fakat birçok batı toplumunda berligin olan merhametsizlik, kibir, samimiyetsizlik, yalnızlık, korkaklık gibi hastalıkların giderilmesi çok daha zor görülmektedir. Bu tür toplumların, ellerindeki maddi varlık, yokluğa döndüğünde çok büyük kaosların içerisine sürükleneceği tahmin edilebilecek bir gerçektir. Türk toplumu ise eksikliklerine rağmen kendi iç dinamikleri ile neler başarabileceğini tarihte defalarca göstermiştir. Bir batı organizasyonu olan, kanlı 15 Temmuz darbe girişimine verilen tepki bu yaklaşıma verilebilecek güncel örneklerdendir.
  • Haliyle henüz yaygınlaşmamış elektrikli araçlar konusunda bir elektrik altyapısı geliştirme çalışmaları eksiktir. Fakat belki de Türkiye, Batı’nın attığı adımları takip etmek yerine farklı politikalar ve açılımlar ile Batı’nın iki adım önünde farklı atılımlar ortaya koyacaktır. Türkiye’de bu tarz bazı alanlarda da (yerine göre gizli) çalışmalar yürütülmektedir. Yine de, hibrit motor ve elektrikli motor teknolojilerinin finansmanı ve bilgi alışverişi çerçevesinde AB ve diğer güç odakları ile iletişimde olmak yerindedir. Bu da zaten yapılmaktadır.
  • Türkiye’nin önünü göremediği, 6 ay sonrası için dahi planlar üretemediği tarzında söylemler, okumamaktan kaynaklanmaktadır. Bir Türk STK’sı olan TESPAM’ın dahi 2050 yılına dair birçok alanda projeksiyonları, tahminleri, çalışmaları kamuoyu ile paylaşılmış iken, Türk Devleti’nin öngörüsünü akşam yemeği ile bağdaştırabilmenin arkasında farklı emeller algılanmaktadır. Bir şehre, belli bir süre akabinde elektrik verememe konusundaki tahmin öngörüsüzlük değil, bir olasılığın ifadesidir. Böyle bir konuyu çarpıtmanın da iyi niyetli olmadığı kesindir. Ayrıca, tüm dünya 2100’de kimin nerede olacağını görecektir!
  • İrade dışında milliyetçi – muhafazakar olarak yetiştirildiğinin ifadesi, zaten öyle yetiştirilmediğini göstermektedir.
  • Ülkeninin uluslararası arenada başarı elde etme ve üretimde istenilen seviyeyi yakalayamadığı aşikardır. Fakat ülke olarak atılan somut adımların neticesinde artan başarılar, daha etkili – bağımsız – cesur adımlar birşeylerin değiştiğini göstermektedir. Zaten Türkiye’nin üzerine birçok farklı alandan bu derece gelinmesinin de sebebi budur. Saldırılar güçlenildiğinin bir göstergesidir.
  • Devlet kurumlarındaki liyakatsizlik örnekleri her zaman söz konusu olabilecektir. Fakat özellikle gelinen son süreçte devlet kadroları FETÖ üyelerinden de temizlendikten sonra, ümit edilir ki, daha yerinde görevlendirmeler ile ülke ve kurumlar uluslararası ortamlarda daha nitelikli insanlarca temsil edilebilecektir.
  • Mevcut altyapısı geniş kapsamlı bir enerji planlaması yapmak için uygun değildir. Böyle bir çalışmayı yapmak için öneride bulunmak bu sebeple ciddi karşılanmayacaktır. Bunun için, birçok farklı disiplinden oluşan geniş bir uzman kadrosundan oluşan bir ekip kurulması gerekmektedir.
  • Türkiye aslında Rus gazına düşünüldüğü kadar da bağımlı değildir. Alternatifleri bulunamabilmektedir. TESPAM bünyesinde hazırlanan Rusya’sız Gaz Denklemi 2050 Raporu bunu göstermektedir. https://www.tespam.org/rusya-krizinden-sonra-turkiye-gaz-denklemi-etkilesimli-enerji-politikalari/ Türkiye’nin bu noktada yapmaya çalıştığı yeni satış anlaşmaları, nükleer santraller, milli enerji politikası da somut adımlar arasında sayılabilecektir. Yani bu noktada hiçbirşey yapılmadığı ifadesi de gerçekçi değildir.
  • Türkiye’nin yapması gerekenler ifade edilirken sanki küçük, dertsiz bir AB ülkesinin yapması gerekenler kastedilmiştir. Türkiye’nin vizyonu, hedefleri çok daha büyüktür. Yapılması gereken birçok husus, detayları ile TESPAM ve markaları (Energy Policy Turkey) http://www.energypolicyturkey.com/ kapsamındaki yayınlarda incelenmiştir ve irdelenmiştir.
  • En ucuz ve temiz kaynaklardan olan Rus gazına bağımlılıktan AB dahi kurtulamayacak iken, bu bağımlılığı kesmek üzerine Türkiye neden politika geliştirecek ki? Kaynak çeşitliliği yapılması mantıklıdır. Fakat önemli olan en kaliteli enerjiyi, en ucuza alabilmektir. Rus gazı da çeşitlilik kapsamında önemli bir tercihtir.

Eğitim seviyesi, kurumsal altyapısı, toplumsal yaşam kültürleri bizlere nazaran çok daha iyi seviyelerde olan ülkeleri ziyaret ettiğinizde, oralarda yaşamaya başladığınızda, bazen ezilik hissedebilirsiniz. Teknolojiyi, finansı, eğitim imkanlarını, oturmuş ve riayet edilen toplumsal kuralları, sorunsuz işliyor gibi algılanan sistemleri olan devletlerin hissedilen refah seviyeleri çoğu zaman daha alt seviyelerden gelmiş olan bireyleri cezbedebilmiş ve etkilemiştir. Son ikiyüz yıldır Batı’da olan bu üstünlüğün, ondan önce de Doğu’da, hatta İstanbul’da olduğu ve diğer taraftan gelen bireyler üzerinde benzer etkiler bıraktığı söylenebilse de; günümüzde Avrupa ya da ABD’ye giden birçok insanımızda bu bağlamda farklı psikolojik tepkiler oluşabilmektedir.

Bu noktada yer yüzündeki her türlü ilmin, teknolojinin, bilimin varisi olarak, küskünlük – kızgınlık – eziklik psikolojilerinden kurtulup, üretmek, usanmadan ve yeise kapılmadan fayda sağlayabilecek yolların aranması, zor da olsa tercih edilmesi gereken yol olmalıdır.

Tekrar yukarıda incelenen ifadelere gelecek olursak; yapılan değerlendirmeler de göstermektedir ki, uluslararası popüler üniversitelerde dahi görev yapan bir akademisyen, bilimsellik dışı, haddini aşan, tutarsız yorumlarda bulunabilmektedir. İfade edilen haklı yönler tabiki mevcuttur. Fakat yıkıcı değil, yapıcı eleştirede bulunmak, yapıcı eleştiri kapsamında da üretilen çözüm yolları, fikir ve projeler ile gerçekten hizmet edebilmek önemlidir. Yoksa, ortaya farklılık koymak için abartılmış ifadeler ile, ülke zorlu bir yola girmiş iken, kime hizmet edeceği belli olmayan tutarsız sözler sarfetmenin ülkeye bir faydası dokunmayacaktır.

Tabii buradaki örnekten ayrı olarak, öz eleştiri babında; bir devlet kurumunda liyakatsizce bir pozisyona gelip de, ortaya vizyon, gayret, emek ve plan koymadan, devleti ve kurumu gülünç duruma düşüren, alaya aldıran, başarısız kılan, hatta tüm bunların yanı sıra; ortaya birşey koyamadan, devletin ve milletin zamanını çalan kimselerden de hesap sorulabilmesi ve devlet sisteminin de bu noktalara dikkat edecek şekilde güncellenmesi ayrıca önemlidir.

Böyle bir sisteme niyetlenirken de, ifadelerini irdelediğimiz akademisyenimizin ve birçok vatandaşımızın da haklı olarak yakındığı üzere, en azından kurumlarımızın gerçekten ilgili alanlarındaki uluslararası etkinliklerde ülkemizi hangi ölçüde temsil ettikleri, bu temsil kapsamında liyakate ne kadar dikkat edildiği, temsil ve katılım maksadı ile görevlendirilenlerin eğitim ve yabancı dil düzeyleri gibi temel konularda sorgulamalara ivedilikle başlanabilecektir. Sorgular akabinde devletin imkanlarını kötüye kullananlar yada oturduğu koltukların hakkını eğitimleri-ferasetleri-ahlakları-gayretleri-fikirleri-duruşları ve ürettikleri ile vermeyenlerin altlarından makamlarının alınması önemli bir gösterge olacaktır. Ki; bu başlangıçla millet devletinin adil, devlet görevinin de kutsal olduğunun idrakine varabilsin!

***

İlgili akademisyenimiz, yayınlanmış olan ve hemen akabinde bazı kesimlerin bir saldırı aracı olarak kullandığı videoda;

  • Akademik olarak elektrik arz güvenliği ve enerji politikaları çalıştığından, AB enerji birliği ile yakından ilgili olduğundan, Brüksel’deki enerji birliği toplantıları ile Avrupa’daki enerji ve elektrikle ilgili toplantılara katılıyor olduğundan,
  • Bazı enerji zirveleri, Avrupa Elektrik Dağıtım Konferansı gibi uluslararası etkinliklerde İran, Mısır gibi devletlerin dahi (sürekli karşısına çıkarak) yer almasına karşın Türkiye’den katılımcı olmamasına üzüldüğünden,
  • Katıldığı ilgili uluslararası etkinliklerde geleceğin yatırım projelerinin tartışıldığı, yüz milyarlarca Euro’nun havalarda uçuştuğu bu ortamlara Türkiye’nin katılmadığı için bihaber olduğu ve fayda sağlayamadığından,
  • Türkiye’nin bir numaralı probleminin cari açık olduğu, cari açığın temel sebebinin enerji ithalatı olduğu, buna karşın enerjide kendi kendimize yetebilmemiz gerektiği, bu kapsamda da Avrupa’dan hem bilgi birikimi hem de finans almamızın elzem olduğundan,
  • Avrupa komisyonunun, ekonomisinin resesyonda olması sebebi ile enerji konusunda şu an para saçtığından,
  • Tabii hiç kimsenin kimseye zorla bilgi ya da para aktarmayacağından,
  • Bu konuda içinde birşeyler yapma isteği uyandığı için;
    • Türkiye’deki üniversitelere “size gelip, öğrencilerin ilgisini çekmek için konuşma yapayım” şeklinde yazdığından, fakat ODTÜ ve Bilkent dışında somut adım atan olmadığından,
    • Başbakana; “temsil edilemiyoruz, ilgi ve bilgi eksikliği var, temsil kabiliyetimiz sıfır, kurumlarımız ve bürokratlarımız çok yetersiz, daha fazla katılım gerekli” tarzında bir mektup yazdığından, fakat geri dönüş olmadığından,
    • Enerji bakanlığına aynı durumu aktardığı ve bakanlığın kendisini görüşmeye davet ettiği, fakat görüşme kapsamında Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nde ilgili uzmanlarla toplantı yapılacağını öğrenmesi üzerine; “ya bakan beyle görüşürüm ya da gelmem” tarzında bir cevap verdiği, daha sonra bakan beyin özel kaleminden aranıp, iletişim bilgilerinin alındığı fakat yine geri dönüş olmadığından,
    • Maliye Bakanına ulaştığı fakat ilgilenilmediği ve yakaladığı görüşme fırsatında “yeteri kadar temsil ediliyoruz” tarzında bir cevap aldığından,
  • Şu an Avrupa’nın bütün enerji piyasalarını bir araya getirip, entegre etmek istediği, kendisinin de oradaki temel fonksiyonunun Türkiye’yi orada daha aktif olmaya zorlamak olduğundan,
  • Türkiye’nin kaçırdıklarının:
    • Dünyanın bir enerji dönüşümünde olduğu, iklim değişimi baskısından dolayı, karbon ekonomisinden, düşük karbon ekonomisine geçiş olduğundan,
    • Yenilenebilir kaynak kullanımının arttırıldığı, bu kapsamda da 2010 -2020 yılları arasında AB’nin yıllık 170 milyar Euro yatırım yaptığı/yapacağından,
    • 2020 – 2030 yılları arasında ise bu yatırımın yıllık 200 milyar Euro olacağından,
    • Bunların yanı sıra, ülkelerin enerji hatlarının birbirine bağlanması için 30 milyar Euro’luk bütçe açıldığından, bu kapsamda;
      • Yunanistan – Kıbrıs, Kıbrıs – İsrail elektrik hattı projesi,
      • Yunanistan – Girit, Girit – Mısır elektrik hattı projesi,
      • İtalya – Libya elektrik hattı projelerinin olduğundan,
    • Fakat Libya, Mısır ve İsrail’in AB ile alakası olmadığından, aksine bu hibeleri asıl Türkiye’nin alması gerektiğinden,
    • Yani bu kapsamda aslında Kuzey Kıbrıs’a bir hat çekilip, bunun parasının AB’den alınabileceğinden, fakat yapılmadığından, Türkiye’nin bu konuyla ilgilenmediğinden,
    • AB komisyonu tarafından, Ufuk 2020 projesi kapsamında sadece ARGE’ye 80 milyar Euro ayrılabildiği, fakat Türkiye’den buna ilgi olmadığı, Makedonya, Bulgaristan ve Ukrayna’dan bile üniversitelerin destek alabildiğinden,
  • Türkiye’nin buradaki eksikliğinin; memur mantığı, iletişime geçememe ve araştırmama olduğundan,
  • Akademik sistemimizde ciddi yanlışlıklar olduğundan,
  • Türkiye’nin elektrik altyapısının elektrikli taşıtlar konusunda yeterli olmadığından, fakat buna ihtiyaç olduğundan, bunun için AB ile iletişime geçilmesi gerektiğinden, fakat geçilmediğinden,
  • Türkiye’nin cari açığı olan ve önünü göremeyen bir ülke olduğundan, 6 ay sonra İstanbul’a elektrik dahi verilebilme konusunda tereddüt yaşandığından,
  • Bir yanda akşam yemeği planından öte gidemeyen Türkiye, bir yanda da 2100’e dair planlar yapan İngiltere olduğundan,
  • Türk Milli Eğitiminin kendisini, kendi iradesi dışında milliyetçi-muhafazakar olarak yetiştirdiğinden,
  • Ülkemizin durumunun ve uluslararası başarısının çok geri olduğundan ve üretmediğimizden,
  • Ülke kurumlarından uluslararası toplantılara katılmak için gönderilen memurların, aslında katılım sağlamak yerine şehir turuna çıktıklarından ve İngilizce bilmediklerinden,
  • Türkiye’nin enerji açısından 6 ay sonrasını dahi öngöremediğinden, bu konuda kendisinin Türkiye’nin 2070’e kadarlık enerji ve iklim altyapısını hazırlamak için enerji bakanlığına öneride bulunduğundan, fakat cevap alamadığından,
  • Türkiye’nin Rus doğalgazına bağımlı olduğundan ve bu konuda hiç bir aksiyon alamadığından,
  • Türkiye’nin yapması gerekenlerin;
    • AB’nin bilgi ve finansından yararlanmak,
    • Yol planlarını hazırlamak olduğundan,
  • Hatta şu yılda Rus doğalgazına bağımlılığımızı keseceğiz tarzında bir hedef koymamız gerektiğinden bahsetmiştir.

 

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER (Balıkesir), ODTÜ, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü mezunu olan Oğuzhan AKYENER, 2006 yılı mezuniyetinden bu yana enerji ile alakalı bazı kurumlarda birçok yurt içi ve yurt dışı görevlerde bulunmuş ve yöneticilik yapmıştır. Bunların yanı sıra, Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya ve Kafkas enerji politikaları üzerine uluslararası arenada ses getiren çalışmalara imza atmıştır. Farklı konularda yazmış olduğu 3 adet kitabı bulunan Akyener, halen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) başkanlık görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: