Jeotermal Sektörüne Dair Gözlemler
Mayıs 25, 2017
Dünyada Karbondioksit Salınımı Son 3 Yıldır Artmıyor
Mayıs 29, 2017

Çok Kuyu Açma Tekniği İle Petrol Aramak

Uzun bir süredir gerek basında gerekse televizyonlarda “Petrol Aramak” tabirini duymaktayız. Malum, ülkemizin enerji üretiminde en ön sırada bulunan bu hammadeyi ve bu hammadde için harcadığımız milli serveti gözönüne aldığımızda petrolün hayati bir önem taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu yüzdendir ki, petrol aramak ve bulmak için adımlar atılması gerektiği ortak bir fikir olarak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Petrolün nasıl bulunacağı doğrultusunda öne sürülen somut bir adım olmasa da bazı fikirler ortaya atılmaktadır fakat bu fikirler sadece günü kurtarmak adına söylenmiş sözler olmaktan ibaret gibi görünmekteler.

Tahmin ediyorum ki pek çoğunuz şu soruların cevabını merak ediyordur: “Ülkemiz neden petrol bulamıyor?”, “Nerede yanlış yapıyoruz?” ve “Ülkemizde gerçekten petrol yok mu?”. Hatta, bazı köşe yazarları bile konunun uzmanıymış gibi “Petrol bulmak için çok sondaj yapmalıyız!” türünde açıklamalar yaparak ülkemizin enerji geleceğinin nasıl şekilleneceği doğrultusunda ileri geri konuşmaktalar. Elbetteki, vergilerini ödeyen vatandaşlar olarak bu soruları sormaya herkesin hakkı var ancak ilk önce bu soruları daha net cevaplayabilmek için “Petrol nasıl aranır?” kavramını irdelemekte fayda vardır. Zira, nasıl arandığını bilmediğiniz bir hammaddeyi bulmamız için ya çok şanslı olmamız gerekir ya da bir sihirli değneğimiz.

Bu yüzden, petrolün oluşma aşamasından çıkarılma aşamasına doğru kısa bir analiz yaparak nerede hata yapııdığını anlamaya çalışalım.

Petrol Nasıl Oluşur?

Petrolün oluşması için bir havza (tabaka çökelmelerinin gerçekleştiği çukur alan) olmak zorundadır. Havza içinde bolca organic madde içeren -yani bileşiminde Karbon (C) elementi olan- bir kaynak kayada C elementleri, ortamda bulunan Hidrojen (H) elementleri ile farklı biçimlerde bileşik yaparak petrolü oluştururlar. Petrolün bir diğer adı da “Hidrokarbon” dur ki bu da H ve C bileşimi anlamındadır. Bu kimyasal bileşiğin oluşabilmesi için ortamda gerekli basınç ve sıcaklık koşullarının sağlanması gerekir. Yeterli basınç, kaynak kayanın üzerinde çökelen (oluşan) tabakalarla ve kabuk hareketleri ile sağlanır. Sıcaklık ise basınç, dışarıdan etkiler(kabuk hareketleri, faylar, mağma sokulumları) ve kimyasal reaksiyonlar sonucu artar.

Petrol Nasıl Göç Eder?

Kaynak kayada oluşan petrol, yüksek basınç ve yerçekimi etkilerinden kurtulmak amacıyla basıncın ve yerçekiminin daha düşük olduğu  (genelde yukarı doğru ya da yüzeye doğru) hareket etmeye başlar. Kayalardaki gözenekler-çatlaklar veya fay kırıklarını kullanarak başka kayalara göç eder. Eğer kaynak kaya geçirgen olmayan (sızdırmayan) bir tabaka ile örtülü ise oluşan petrol göç edemez ve kaynak kaya içinde kalır.

Rezervuar Nasıl Oluşur?

Göç eden petrol, graviteyi (yerçekimi) yenebilmek için gidebildiği kadar yüzeye doğru hareket edecektir. Ancak yer altında bu yukarı doğru hareketi durduracak etmenler vadır. Bu etmenler, sızdırmaz bir kaya, geçirimsiz bir fay veya gözenekler arası irtibatı sağlayan kırık ve çatlakların olmadığı bir ortam olabilir. Genel olarak rezervuarlar, gözenekli ve gözenekler arası bağlantıya sahip (geçirgen) kayalardır ama bir örtü kaya veya geçirimsiz bir fay ile sınırlanması gerekir ki göç eden petrol burada birikerek bir rezervuar oluşturabilsin.

Buraya kadar anlatılanlar, petrolün var olabilmesi için bir havza olması gerektiğini ve bu havzada çökelen bir kaynak kaya, bir rezervuar kaya, bu ikisi arasındaki bağlantıyı sağlayacak göç yollarının olması ve rezervuar birikimini sağlayacak sızdırmaz bir örtü kayanın gerektiğini vurgulamaktadır. Petrolün nasıl oluştuğu ve bir rezervuara nasıl depolandığı bilindiği takdirde, onu bulmak için yapılması gereken tek şey rezervuarın yerini tesbit etmek ve sondaj yapmaktır.

Peki, petrol aramak veya bulmak bu kadar basit ise neden Türkiye elle tutulur rezervler bulamıyor? Tabiat ana çözülmesi gereken karmaşık olaylar silsilesini ortaya koymakta ve petrol aramacılığını zorlaştırmaktadır. Bu zorlukların temelinde ise genel olarak jeolojik olaylar (kabuk hareketleri, aşınma-bozunma ve faylanmalar gibi) yatmaktadır. Bu olaylar, petrolün depolandığı yeri değiştirebilir, rezervuar yeraltı suları ile yıkanabilir, yer değiştirebilir veya dağılıp yok olabilir. Bu durumda yapılması gereken, rezervuların doğru yerini bulmak veya göç eden petrolün başına neler geldiğini jeolojik tarihçe içerisinde doğru tahmin ederek en son nereye gittiğini tesbit etmektir. Açıkça söylemek gerekirse, jeolojik olaylar ne kadar karmaşık bir ortam oluşturmuşsa, petrolün bulunma ihtimali o kadar zorlaşıyor demektir.  Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın petrolü bulmak, hiçbir zaman “İmkansız” değildir.

Hatırlarsanız, yakın geçmişte “Petrolün 50 yıllık ömrü var!” gibi söylemler dillendirilse de, bulunan yeni rezervler bu teoriyi çürütmüştür. Çünkü yeni teknolojiler, yeni bilgi ve tecrübeler, yeni teçhizatlar eskiden öngörülemeyen veya bulunamayan rezervuarların bulunmasına neden olmaktadır.

Öyleyse, Türkiye bu alanda faaliyet gösteren 50’den fazla kurumu ile, “Yeni” kavramının neresindedir?

Öncelikle, ülkemizin bu “Yeni” kavramına çok da yakın takipte olmadığını ya da epeyce geriden geldiğini belirtmek doğru olacaktır. Zira, Batılılar, 1970’li yıllarda Kuzey Denizi’nde ısrarla sondajlar yapıp petrol keşfettikleri yıllarda şu kanıyı ortaya atmışlardı: “Olumsuz sonuçlanan 1-2 kuyu neticesinde yılmamak veya pes etmemek gerekir.”. Sonuçta haklıydılar; zira 10-15 sondaj yaptıktan sonra büyük keşiflere imza atmışlardı. Tabii ki, güzide ülkemiz aynı hissiyatla bir sürü kuyu açıp büyük keşifler yapabilmeyi hak etmektedir ancak bu eylemi Batılılar gibi 1970’lerde yapsaydı daha iyi olurdu diye düşünmemek elde değil!

Aradan geçen onca zaman içinde petrol sektörü oldukça hızlı ilerlemiştir. Artık teknolojik olarak eskiden öngörülemeyen derin denizel alanlar ve zorlu iklim-coğrafi şartlara vakıf bölgelerde petrol aramacılığı yapılabilir hale gelmiştir. Bu nedenle, sondaj maliyetleri de eskiye kıyasla daha yüksek olduğundan açılacak kuyuların veya sondaj yapılacak rezervuarların çok yüksek doğrulukta tesbit edilmesi elzem hale gelmiştir. Bu yüzden geliştirilen jeofizik ve jeolojik yöntemler yeraltının tomoğrafisini doğru bir şekilde belirlememize yardımcı olmakta ve 10 kuyu açıp “Rastgele” ya da “İnşaallah” demek yerine, 1 kuyu açıp tam 12’den vurmayı kolaylaştırmaktadır.

Basit bir toplama-çıkarma işlemi yaparak ne demek istenildiğini daha net anlatmak babında: Diyelim ki, 1 kuyunun (karalarda açılan) maliyeti 5 milyon TL. Buna göre, 10 kuyu = 50 milyon TL’dir. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; çok kuyu açarak bulunan petrolün maliyeti 50 milyon TL olurken doğru yerde bir kuyu açılarak bulunan petrolün maliyeti sadece 5 milyon olacaktır. Sondaj öncesi doğru kuyunun yerini tesbit ederken kullanılan yeni teknolojilerin maliyeti ise 3 milyon TL olarak varsayıldığında; çok kuyu açarak petrol bulma mantığı ile 42 milyon TL daha fazla para harcanacak demektir! Aynı mantığı denizde açılacak kuyular için düşünürseniz bu miktarları onlarca değil de yüzlerce milyon TL olarak düşünmek gerekir çünkü deniz sondajlarının maliyeti karadakilere göre çok daha yüksektir.

O takdirde, teknoloji ve bilgi-tecrübe birikimi olarak ilerde olduğu bilinen Batı’nın nasıl petrol bulduğunu iyi anlamak, öğrenmek ve uygulamak gerekir. Zira, onların 30-40 yıl önce uyguladıkları “10-15 sondaj yapıp petrolü bul” mantığını kullanarak geçmişe gitmek ve onların bu zaman aralığında yaşadıkları tecrübeleri yaşayarak günümüze gelmek akıl karı değildir. Zaten bu fikir uygulandığında, 30-40 yıl sonra yine bir o kadar onların gerisinde olacağımız aşikardır!

Aslına bakarsanız, benzer bir mantık Arap Baharı öncesinde bir Akdeniz ülkesinde izlenmiştir. Arap Baharı sonrası oluşan kaos ortamı nedeniyle ne tür bir sonuç alınacağını görme fırsatı olmamıştır ancak yapılan yatırımların hiç bir şekilde geri dönüşü olmadığını belirtmekte fayda vardır.

Son olarak, madem ülkemizin petrol bulmaya ihtiyacı var ve bunun için varını yoğunu ortaya koymak istiyor, o halde ülkemizin gerek teknolojik anlamda gerek bilgi ve tecrübe anlamında batıyı yakalaması gerekmektedir. Ve hatta enerji alanında ilk sıralara gelebilmek için onları geçmesi gerekmektedir. Batı’nın bugün kullandığı ve uyguladığı “Nokta atışı ile petrol arama” mantığının benimsenmesi gerekmektedir.

Kısacası, ülkemizin petrol aramacılığı üzerine izleyeceği politika 30-40 yıl öncesinin bilgi-tecrübe-teknoloji birikimi olmamalıdır. Yeni teknolojiler, bilgi ve tecrübeler ışığında petrol aranmalıdır ve bunu başarabilecek uzmanlarla yola devam edilmelidir!

Necdet Karakurt
Necdet Karakurt
Jeofizikçi, Yük. Lis.
%d blogcu bunu beğendi: