İsrail’in Ertelenen Arama İhalesi & Türkiye’nin Rolü
Mayıs 21, 2017
Çok Kuyu Açma Tekniği İle Petrol Aramak
Mayıs 27, 2017

Jeotermal Sektörüne Dair Gözlemler

JEOTERMAL SEKTÖRÜNE DAİR GÖZLEMLER

 

Birçoğunuzun bildiği gibi Türkiye son senelerde (özellikle Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrası) yerli kaynaklardan elde edilecek enerjiye daha fazla önem vermeye başladı. Bu doğrultuda yenilenebilir kaynaklara yatırım teşvikleri, nükleer enerjiye yatırım ve yurt için yer altı kaynaklarının aranmasına dair kampanyalar yürütülüyor.

Hidrokarbon kaynakları gibi tükenir olmaması ve nükleer enerji gibi büyük riskler içermemesi sebebiyle yenilenebilir enerjiye olan destek ve piyasa talebi giderek artıyor. Bunda toplumda giderek artan çevre bilincinin de etkisi büyük.

Tam anlamıyla yenilenebilir sayılamasa (ilerleyen yıllarda rezervuarda gözlemlenecek performans düşüşü sebebiyle) ve güneş ve rüzgâr enerjisi gibi çevreci sayılmasa da (karbon salınımı sebebiyle) jeotermal enerji Türkiye’de elektrik üretimi için giderek yıldızı parlayan bir sektör haline gelmekte. Bu durumun gerçekleşmesini sağlayan en önemli faktör devletimizin yerli kaynaklarla elektrik üretimini teşvik etmek için jeotermal enerjinin de içinde bulunduğu kaynaklardan üretilen elektriğe verdiği alım garantisi. Bu alım garantisinden yararlanmak için yüzlerce yatırımcı jeotermal yatırım lisansı aldı ve onlarcası da yaptıkları yatırımları santrale çevirerek elektrik üretmeye başladı.

Peki bu zamanla yarış ne kadar doğru yürütülüyor; ne kadar verimli işliyor? Sektördeki olumlu hareketleri takdir ederken yanlışları da eleştirmeliyiz ki dersler çıkararak sektör daha iyi bir noktaya erişebilsin.

Sektörün Genel Durumu

Jeotermal sektörü şu an, petrol piyasasındaki durgunluktan da yararlanarak, çok canlı günler geçiriyor. Teşviklerden yararlanmak isteyen yüzlerce şahıs ya da firma lisans alıyor; bir kısmı bunu çantacılığa döndürme çabasında kimisi ise kendince yatırımlar yaparak bu lisansları ticarete dönüştürme ve kâr etme çabasında. Serbest piyasa ekonomisinin getirdiği bu doğal sonuç sektörü maalesef ince bir çizgi üzerinde tutuyor.

Ciddi firmaların büyük başarılar kazandığı sektör, işe sadece kısa sürede kâr amaçlı bakan dar görüşlü firmalar sebebiyle kısa/orta vadede çıkmaza girme riskiyle karşı karşıya. Bu sebeple şapkayı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz gereken bir noktadayız. Bunu ancak doğrularımızı ve yanlışlarımızı belirleyerek yapabiliriz.

Neler Doğru?

Sezar’ın hakkı Sezar’a! Devletimiz çok uzun bir uykudan uyanarak yerli kaynaklara yatırım yapmak gerektiğini gördü ve gerekli adımları attı. Seneler boyu sadece MTA’nın elinde olan jeotermal yatırım haklarını özel sektöre açarak ve teşvik vererek doğru bir adım attı. Bu doğru adımı da yenilenebilir enerjilere verilen teşvikleri dönem dönem uzatarak devam ettirdi. İtalya ve İzlanda’nın uzun senelerdir yaptığı gibi jeotermal enerjiden elektrik üretimi ivme kazandı.

Bu desteklerden yararlanan şirketlerden çok azı ise yaptıkları işi anlayarak ya da hakkıyla yapmaya çalışarak yatırımlarını devam ettiriyor. Bu tür yaklaşım da onları başarılı ve sektörde kalıcı kılıyor. Sektörü şu an ayakta tutan ve ilerlemesini sağlayan şirketler bu türde olanlar. İşini ehliyle yapmaya çalışan şirketler jeofizik çalışmalar-sondaj-santral-elektrik üretimi aşamalarında dikkatli ve özenli çalışmalar yürütüyorlar.

Neler Yanlış?

Sezar’a hakkını verdik ama yanlışını da yüzüne vurmalıyız. Devlet halkın vergileriyle teşvik verirken yani bir anlamda havucu uzatırken sopayı da göstermesini bilmeli. Devletin belirlediği denetleyici kurumlar sadece şirketlerin davalı duruma düştüğü durumlarda kural belirleyen değil lisans izninden proje geliştirmesine, rezervuar yönetiminden elektrik üretimine kadar jeotermal ile ilgili her konuda yetkin ve bilgili olmalı. Olmalı ki şirketler devletin onlara emanet ettiği “milli servet” olan yer altı kaynaklarını yanlış değerlendirip kaba tabirle çar çur etmesinler.

Petrol aramacılığında da Türkiye’nin çıkmaza girmesine sebep olan teknik denetimsizlik jeotermal sektöründe de etkisini gösteriyor. Teknik denetimden kasıt lisans alanlarını belirleyip bu sınırlardan şu kadar uzakta sondaj yapacaksınız demek değildir asla. Şu an sektöre yatırım yapan firmaların çoğu bu tür bir işi (yer altı) ilk defa yapıyor. Liberal ekonomilerde kurallara uymak koşuluyla herkes istediği sektöre yatırım yapabilir, tabii burada önemli olan kurallar neler?

Jeoloji/jeofizik – sondaj – rezervuar çalışmaları sırasında üzerine çalıştığımız rezervuar (kaynak) bize kendi ile ilgili sayısız bilgi verir. Önemli olan bu bilgileri üst üste koyarak o saha için en doğru çözümü üretebilmek. Yeraltı bir bilinmezler yığınıdır. Sizin yaptıklarınıza karşılık yanıtlar verir. Bu yanıt bazen yanlış yerde sondaj sonucu kuru bir kuyu, bazen yanlış bir kuyu programı yüzünden kuyudaki kontrolün kaybedilmesi ve çevre felaketi (2012’de Manisa/Alaşehir’de meydana gelen kaza gibi) ya da doğru bir çalışmanın sonucu olarak başarılı bir üretim olabilir.

İlgili kurumların arama/üretim lisanslarını firmalara vermesinden sonra onları kontrolsüz bırakması çok yanlış. Amaç rezervuarın “suyunu çıkartıp” en büyük kapasiteli santrali yapıp devlete en çok elektriği satmak değil; uzun vadeli, sürdürülebilir, verimli ve başarılı projeler yürütmektir. Burada sürdürülebilirlik anahtar kelime durumunda çünkü jeotermal kaynaklar sanılanın aksine rüzgâr ve güneş gibi sınırsız değil. Orta/uzun vadede yer altı kayaçlardaki akışkan miktarı azalacak ya da kayaçların sıcaklığı düşmeye başlayacaktır. Bu da kurulan santrallerin verimini düşürecektir.

Yapılan yanlışlardan biri de yeraltının vadetmediği kadar büyük kaynaklar hayal ederek santral çöplükleri kurmak. Bu iki açıdan kötü. Birincisi gereksiz yere kurulan kapasite havaya saçılan ve bir daha geri alınamayacak bir ölü yatırım. İkincisi ise kurulan santrallerde kullanılan ekipmanın ciddi bir kısmı ithal ediliyor. Bu da gereksiz yere ülke içinde yapılabilecek yatırımın yurtdışına aktarılması demek.

Ne Yapılmalı?

Görüldüğü gibi yanlışların listesi doğrulardan daha uzun. Bu da kat etmemiz gereken çok yol olduğunun bir göstergesi. Kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerektiğini düşündüklerimiz şöyle:

Kısa dönem:

  • Jeotermal kaynakların yönetimini düzenleyen ve denetleyen entegre bir kurum yaratılmalı. Bu kurumun içerisinde konunun uzmanı jeoloji, jeofizik, petrol-doğalgaz, elektrik-elektronik, makine ve endüstri mühendisleri ile işletmeciler bulunmalı. Bu sayede şirketlerin kaynaklarını doğru bir şekilde değerlendirmeleri, bulunan kaynakların doğru yönetimi ve bu kaynaklardan en verimli şekilde elektrik üretimi sağlanacaktır.
  • Piyasada çok fazla bulunan sözde “uzman”lardan kurtulmak için devletin yeterlilik kriterleri getirmesi gerekmekte. Böylece teknik anlamda yapılacak yanlışlar azaltılacaktır.
  • Yatırım maliyetlerinin artmasını engellemek için çantacılığın engellenmesi gerekmekte.
  • Düşük maliyet – yüksek kâr prensibiyle hareket ederek aslen kamu malı olan yer altı kaynaklarını yanlış değerlendiren şirketler ivedilikle sektörden el çektirilmelidir.

Orta dönem:

  • Kısa vadede kurulacak denetleyici kurumun özellikle teknik anlamda (rezervuar yönetimi) detaylı düzenlemeler hazırlaması gerekmekte. Bu tür düzenlemeler A.B.D.’de (özellikle petrol aramacılığında) bulunmakta.
  • Sektöre yatırım yapan şirketlerin gerçekçi politikalar izleyerek doğru yatırım planları geliştirmesi gerekmekte. Bu yatırım planlarının denetleyici kurum tarafından sıkı biçimde kontrol edilmesi ve uymayan şirketlere uyarı/ceza hükümlerinin uygulanması gerekmekte.
  • Orta vadede petrol fiyatlarının yükselebileceği göz önünde bulundurularak yatırımların aksamaması için gerekli önlemler alınmalı.

Uzun dönem:

  • Kazılan kuyuların veriminin düşmesinin engellenmesi ve dolayısıyla elektrik üretimin sekteye uğramaması için gerekli teknik ve ekonomik planlamalar yapılmalı.
  • Devletin ileride sektöre olan teşviğinin ekonomik ya da ticari sebepler dolayısıyla kesileceği öngörülebilir bir durum. Bu duruma karşılık yatırım yapan şirketlerin hazırlıklı olması gerekmekte.

Milyon liralar, dolarlar ve avroların harcandığı sektörde Türkiye’nin atması gereken ciddi adımlar var. Geçmişte yaşanan çevre felaketleri gibi sıkıntılar ya da ileride yaşanabilecek ekonomik sıkıntılara bugünden hazırlıklar yapılmalı. Hem idari hem teknik hem de ekonomik olarak sürdürülebilir bir sektör yaratılması için ivedilikle harekete geçilmeli.

Burak KAYAEL
Burak KAYAEL
Lisans eğitimimi ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2008 yılında tamamladı. 2009 Ocak ayında TPAO’da sondaj mühendisi olarak çalışmaya başladı. TPAO’da 5 sene boyunca deniz sondaj operasyonlarında görev aldı. Aralık 2013’te TPOFS (Turkish Petroleum Oil Field Services) şirketinde göreve başladı ve deniz sondaj projelerinde görev almaya devam etti . Sonrasında Irak ve Afganistan’da kara sondaj operasyonlarında çalıştı. Master programını ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2012 tamamladı ve halen aynı bölümde doktora eğitimime devam etmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: