ERDOĞAN’IN SOÇİ ZİYARETİNİN YANSIMALARI 
Ekim 1, 2021
Enerji Krizi ve Küresel Dengeler
Ekim 4, 2021

Nükleer Enerji Odaklı Yeni bir Güç Rekabeti: AUKUS Paktı

15 Eylül 2021 tarihinde, Avustralya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri, AUKUS (üç üye ülkenin isimlerinin kısaltması), adı verilen güvenlik paktıyla üç devletin güvenlik alanında işbirliği konusunda anlaştıklarını dünyaya ilan ettiler.

Anlaşma, yapay zekâ, siber savaş, sualtı yetenekleri ve uzun menzilli saldırı yetenekleri gibi kilit alanları kapsıyor. Paktla birlikte en dikkat çekici konu, ABD ve Birleşik Krallık, Avustralya’yı destekleyerek nükleer enerjili denizaltılar geliştirmesine ve konuşlandırmasına yardım etmeyi ve Pasifik bölgesinde Batı’nın askeri varlığına katkıda bulunmayı hedefliyor olması. Bu işbirliği sayesinde Pasifik ülkesi olan Avustralya, denizaltılar konusunda Çin ile teknolojik eşitliği yakalayacaktır.
Daha önce Avustralya’nın Fransa ile imzaladığı ve yaklaşık 12 geleneksel (dizel ile çalışan) denizaltı satın almasını öngören anlaşmanın iptal edilmesi, Fransa ile ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya arasındaki tansiyonu yükseltmiştir. 17 Eylül 2021’de, Avustralya’nın Fransa ile olan denizaltı anlaşmasını iptal etmesi nedeniyle Fransa, Avustralya ve ABD’deki büyükelçilerini geri çağırarak paktın kurulmasını “arkadan bıçaklama” olarak nitelendirdi.

Dünya ülkelerinin sahip olduğu nükleer enerji ile çalışan gemilerin sayısı dikkate alındığında, AUKUS Paktı ile Pasifik’te nelerin değişeceği ve Avustralya’nın yeni rolünü anlamak mümkündür. ABD ve İngiliz teknolojik yardımı ile yapılacak nükleer tahrikli denizaltı filosu Avustralya’ya sınıf atlatacaktır.

Hangi Ülke Neyi Amaçlıyor?

ABD, bu anlaşma ile Çin’i Asya-Pasifik bölgesinde hem dengelemeyi hem de çevrelemeyi hedefleyen bir adım atmış oldu. Burada hedeflenen ülke kesinlikle Çin. ABD’nin de artık odak noktasını Asya-Pasifik ve Hint-Pasifik bölgesine doğru kaydırdığı anlaşılıyor.

Çin’in ekonomik gücü vasıtası ile pek çok ülkede olduğu gibi Avustralya’da da nüfuzunu arttırdığı görülmektedir. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki agresif tutumunun yanı sıra, Avustralya’daki medya ve eğitim kuruluşları ile şirketlerde yaptığı yatırımlar ile arttırdığı gücü Avustralya hükümeti için endişe kaynağı olmuş ve sonuç olarak Çin’in etkisinin azaltılması için farklı sektörlerde bazı düzenleyici tedbirler alınmıştır. Çin, ticarette Avustralya’nın birinci partneri durumunda. Güvenlik açısından ise Çin aynı zamanda Avustralya’nın ‘tehdit’ algısını oluşturuyor. Çin’in bölgedeki bu açılımı Avustralya’yı endişelendiriyor. Avustralya’nın bu anlaşmaya dahil olmasının nedeni bu. Her ne kadar Avustralya için de bu anlaşmanın doğrudan denizaltılar ile ilgisi olsa da, Avustralya da ekonomik öncelikleri ile güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kurmaya çalışmakta ve Çin’e karşı olan cephede yer aldığını ilan etmektedir.

Bununla beraber, Çin’in güneşteki nükleer füzyon sürecini taklit ederek, plazma sıcaklığının yaklaşık iki dakika boyunca yüz milyon santigrat dereceyi aştığı nükleer reaktöründe yaptığı başarılı deneyler de batı dünyası tarafından yakından takip edilmekte.

İngiltere açısından bakıldığında ise, bu anlaşma ile İngiltere hem ABD’ye Çin’le mücadelede yanındayım mesajı veriyor hem de geleneksel müttefiki olan Avustralya’yı destekleyerek, onun yanında olarak yeniden ‘Küresel İngiltere-Britanya’ stratejisini devreye sokmaya çalışıyor.

Tepkiler ve Beklentiler

Çin’in verdiği sert cevap sadece kınamakla kalmayıp, Avustralya’yı üstü örtük bir şekilde de tehdit etti. Çin bu anlaşmadan oldukça rahatsız oldu. Bunu sadece politik, ekonomik ya da siyasi olarak değil aynı zamanda askeri bir hamle tehdidi olarak da görüyor. Kuzeydoğu Asya’da Rusya Federasyonu ile işbirliği içinde olan Çin, Güneydoğu Asya’da bölgesel olarak yeni bir rakiple karşı karşıya kalacaktır. Pasifik’e kıyısı olan bir devlet olmasına rağmen kıyılarına ABD tarafından örülen Deniz Duvarı ile Çin’i denizden ablukaya almak ve izole etmek için uygulanan bu strateji tarihin çeşitli dönemlerinde de yaşanmıştır. 1990’lardan itibaren ekonomik bir güç olarak ortaya çıkan Çin, bu Deniz Duvarı’nı yıkmak için çabalamaktadır. Ayrıca kıyısındaki “Deniz Duvarını” aşmak için nükleer reaktörlü denizaltılarla hazırlanan Çin, aynı zamanda rekabet ve çatışmayı Pasifik’e kaydırmak ve bunun için de nükleer denizaltıları kullanmak istemektedir. Bu noktada, bu anlaşma ile Avusturalya, Çin ile eşit düzeye gelecek ve Çin’i açık bir şekilde nükleer bir hatla caydırmaya çalışacak. Bununla beraber gerek uranyum gerekse hidrokarbon kaynakları açısından oldukça zengin olan Avusturalya’nın nükleer teknolojik güce sahip olması da Çin açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.

Fransızların dizel yakıtlı denizaltıları Avustralya’ya gelecekte istediği caydırıcılık gücünü sağlayamayacaktır. Projenin uzaması da Fransa’nın oyun dışı kalmasını beraberinde getirdi. Fransa’nın ‘ihanet’ olarak gördüğü üçlü anlaşma için AB, Fransa’ya destek verirken Avrupa Birliği’nin savunma alanında otonomi arayışını arttırması beklenebilir. Ancak Rusya ve Çin gibi güçlere karşı AB içerisinde hiçbir ülkenin tek başına caydırıcılık sağlaması mümkün olmayabilir.

Birleşik Krallık için, batının çıkarlarını koruma konusunda daha aktif, ancak Çin’e karşı ABD’ye kıyasla daha dikkatli ve çıkarlarına uygun bir yaklaşım içerisinde olması beklenebilir. Bölgede Çin’i dengelemek amaçlı yapılan planların tümüne bakıldığında ise ABD’nin hala sahneden inmediği ve Çin, Rusya gibi ülkelere karşı etkin bir rol oynamaya devam edeceği görülebilir.

Tüm bu gelişmeler nükleer caydırıcılık siyasetinin geri gelmesi anlamına geliyor. Yeni bir soğuk savaş benzetmesi yapılsa da, kesin olan, dünya siyasetinde Asya-Pasifik ve Hint-Pasifik merkezli yeni bir güç rekabeti olacağı.

Dr. Lütfi TAŞKIRAN

Bir cevap yazın