Trump’ın Temiz Enerji Planını Yürürlükten Kaldırmak İçin Yaptığı Düzenleme Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Mart 31, 2017
Rusya’nın Libya’daki Varlığı
Nisan 3, 2017

Nükleerde Türkiye’nin Vizyonu-2

Nükleer teknoloji alanına enerji arzından çok daha geniş bir perspektifte yaklaşan Türkiye’nin çok hızlı hareket ederek, kaybettiği zamanı telafi etmesi ve mümkün olan en kısa zamanda nükleer teknoloji ihraç edebilir duruma gelmesi gerekmektedir.

Neden mi?

***

Daha önceki çalışmalarda da ifade edildiği üzere, dünyadaki nükleer santral sayısı ve bu santrallerden elektrik üretim kapasitesi hızla artmaktadır. 2040 yılına kadar bu kapasitenin %50’den fazla artış göstermesi beklenmektedir.

Nükleer teknolojiye hali hazırda sahip olan ülkeler;

  • Öncelikle mevcut reaktör kapasitelerini arttırma ve ömrünü uzatma çalışmalarını sürdürmekle birlikte,
  • Sahip oldukları teknolojiyi yeni anlaşma modelleri ile ihraç etmeye çalışmaktadırlar.

Bu kapsamda dünyada 45’ten fazla ülkede yeni nükleer santral kurma planı yapılmaktadır. Bu ülkeler içerisinden de özellikle Bangladeş, Senegal, Uganda gibi; nükleer teknolojiyi ithal etmek isteyen fakat bu ithalatı gerçekleştirebilmek için finansal – teknolojik – altyapısal hiçbir imkana sahip olmayanlar dikkat çekmektedir.

Çünkü hiçbir imkana sahip olmadan, ülkesinde ekonomi-ticaret-sanayi-sağlık-güvenlik gibi birçok alanda imkansızlıklar bulunmaktayken, tamamı ile dış teknoloji ve finans desteği ile yabancı yatırımcılar için dahi riskli kabul edilebilecek böylesi ülkelerde nükleer uygulaması akla farklı soru işaretleri getirmektedir.

Örneğin;

  • Nükleeri talep eden taraf için:
    • İlgili tesisin işletilmesi, güvenliğinin sağlanması, üretilen elektriğe alım garantisi verilmesi, dağıtım ve satışının sağlanması, yerli yan sektörlerin geliştirilmesi, yerli uzmanların yetiştirilmesi gibi konuların hepsinde aksaklıklar ve ciddi riskler bulunacaktır.
    • Ülkeye nükleer hammaddenin giriş – çıkışlarını dahi takip etmek kolay olmayacaktır.
  • Nükleer teknoloji ve finansman ihraç edenler için:
    • Devlet garantisi alınmış olsa dahi, ekonomisi oturmamış ve çalışma koşulları açısından çok fazla risk ihtiva eden böylesi devletlere güvenerek, büyük yatırımlar yapıp, bu yatırımların uzun süreli dönüşü beklemek tutarlı değildir.

O zaman, tabiri caiz ise; nükleeri bu kadar ayağa düşüren ve bu girişimlerin arkasında olabileceği varsayılabilecek hangi sebepler bulunmaktadır?

Akla gelen en somut sebepler; ilgili ülkelere santraller kurarak;

  • Ülkeleri tamamı ile kontrol altına almak,
  • Bu sayede petrol-gaz-maden gibi olası yer altı kaynaklarını da araştırarak, pay sahibi olma ihtimallerini değerlendirmek,
  • En önemlisi de; yüksek maliyetli nükleer atık depolama işini, bu ülkelerde çok daha ucuza hallederek çözümlemek,
  • İlgili ülkelere bu sayede farklı seviyelerdeki radyoaktif maddeleri ya da atıkları resmi kanallardan kolayca sokabilmek,
  • İnsan sağlığını göz ardı ederek, ucuz depolama imkanlarına sahip olmak olarak düşünülebilecektir.

Yani bizim vicdan gözüyle yaklaştığımız, medeniyet coğrafyamızdaki mazlum kardeşlerimiz, bu sefer de nükleer ihracatçıları tarafından, bir santral inşası karşılığında hem kontrol altında tutulmak hem de resmi olarak nükleer atık çöplüğüne dönüştürülmek riski ile karşı karşıya bırakılmak istenmektedir.

Günümüzde, bazı yabancı basın organlarında da dillendirildiği üzere, ABD’nin koordine ettiği Batı ittifakı grubunun Suriye’de icra ettiği hava saldırılarında dahi, gayri resmi olarak indirgenmiş uranyum ya da nükleer atık içerikli bombalar kullandığına yönelik tespitler dikkate alınırsa; konunun ehemmiyeti ve enerji dışındaki askeri yönü daha iyi anlaşılabilecektir.

Çünkü yüksek teknolojiye sahip zalim zihniyet, askeri operasyonlarını bedevaya getirebilmek için sadece yaşayanların değil, gelecekte yaşayacak olanların dahi sağlıklarını riske etmek pahasına, hava saldırılarında kullandıkları bombaların etkisini arttırabilmek için (normal şartlarda kullanılan indirgenmiş uranyum yerine) nükleer atık katkısı ekleyebilecek kadar aşağılık durumlara düşebilmektedir.

Not: Daha pahalıya gelecek olan indirgenmiş uranyum takviyesinin de benzer radyoaktif sonuçları olacaktır. Fakat bu seçeneğin nükleer atık kullanımından farkı maliyetlerdir. Çünkü nükleer atık kullanıldığında, atıktan kurtulma maliyeti düşünülürse, askeri operasyon bedavaya gelecektir. Diğerinde maliyetler çok yükselecektir.

Tarih, güç sahibi zalimlerin çıkarları için neler yaptığını ve neler yapabileceğini zaten göstermektedir.

Tüm bu sebepler dikkate alındığında, Türkiye’nin bir an önce;

  • nükleer teknolojiler alanındaki eksiklerini gidermesi,
  • güçlü olması, önden gitmesi, teknoloji ihraç eder konuma gelmesi,
  • askeri – havacılık – denizcilik – uzay – KBRN içerikli savunma gibi alanlarda da yetişmesi,
  • ve medeniyet coğrafyasında dönen farklı oyunları bozması gerekmetedir.

Çünkü Türkiye sahip olduğu medeniyet coğrafyasının ve mazlumların tek umududur.

Sonuç olarak nükleer Yeni Türkiye için enerjiden çok öte bir yaklaşımdır.

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER (Balıkesir), ODTÜ, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü mezunu olan Oğuzhan AKYENER, 2006 yılı mezuniyetinden bu yana enerji ile alakalı bazı kurumlarda birçok yurt içi ve yurt dışı görevlerde bulunmuş ve yöneticilik yapmıştır. Bunların yanı sıra, Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya ve Kafkas enerji politikaları üzerine uluslararası arenada ses getiren çalışmalara imza atmıştır. Farklı konularda yazmış olduğu 3 adet kitabı bulunan Akyener, halen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) başkanlık görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

1 Comment

  1. Necdet Karakurt Necdet Karakurt dedi ki:

    “Sinop Nükleer Santrali Üzerine” adlı yazımda yapılan yanlışların bir kısmından bahsetmiştim. Ülkemizin pek çok konuda olduğu gibi nükleer santraller konusunda da ne yaptığını bildiğini düşünmüyorum. Zira nükleer teknoloji elde edeceğiz derken atılan adımlar, Japonların Sinop Nükleer Santrali için depremsellik katsayısı riskinin yükseltilmesi açıklaması ve şimdi de AP’den Akkuyu Nükleer Santrali için açıklanan deprem riski uyarısına cevaben bilimsel bir açıklama olmaması, ülkemizin bu tarz teknolojik adımları atmakla görevlendirdiği bürokratlarının ve/veya bürokratlara teknik bilgi sağlayan teknik personelin konudan ne kadar uzak olduklarının bir göstergesidir.
    Zira, bahsettiğiniz Bangladeş, Senegal, Uganda gibi ülkeler gibi ülkemizin de bir nükleer çöplük haline getirileceği apaçık ortadadır. Nitekim daha önceleri nükleer atıklarını “derin sondaj teknolojisinden uzak ülkelerde açılan derin deniz sondajları” ile gömen Batı, bugün daha açık bir kart uygulayarak nükleer atıklarından kurtulmak istiyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: