Çin neden oyunun kurallarını değiştiren toryum yakıtlı bir nükleer reaktör geliştiriyor?
Aralık 12, 2021
Turquoise Homeland And Turkey’s Future Vision
Aralık 21, 2021

PETROL ENDÜSTRİSİ ODAKLI BİR HİDROJEN POLİTİKASI

 

Geçen hafta genel hatlarıyla hidrojenden bahsetmiştik.

Ayrıca;

-“Hidrojenin; petrolün yerini alacak enerji kaynağı olduğu,

-Bu bağlamda yeşil hidrojen üretiminin “net sıfır karbon emisyonu” hedeflerine ulaşmayı sağlayacak en önemli adımlardan olduğu,

-Hatta Türkiye’nin dahi bu bağlamda yeşil hidrojen üreterek; enerji ihracatçısı olabileceği” gibi popüler yorumların teknik ve ekonomik olarak tutarlı olmadığını ifade etmiş, petrol endüstrisinin etkin bir hidrojen politikasındaki en önemli kaldıraçlardan biri olduğunu vurgulamıştık.

Şimdi gelin bu hususları biraz daha açalım ve ülkemizin bu bağlamda nasıl bir hidrojen politikası izlemesi gerektiğinden kısaca bahsedelim…

*

Hiçbir politika teknik ve ekonomik tutarlılığa ulaşmadan (ekonomik olarak tutarsız ise de; bir finansör ilgili zararı karşılamadan) hayata geçemez!

Hidrojen ile ilgili izlenecek süreç de bu perspektiften değerlendirilmelidir.

Hali hazırda;

-Hidrojen üretim maliyetleri bir hayli yüksek iken,

-Yeşil hidrojen maliyetleri, diğer alternatif üretim tekniklerine kıyasla çok daha yüksek iken,

-Hidrojenin üretimden sonra; nakli, dağıtımı, depolanması, tüketilmesi süreçleri ile ilgili ekonomik – teknolojik – altyapı – finansman anlamında ciddi anlamda soru işaretleri mevcut iken,

-Bazı gelişmiş (çoğunluğu AB üyelerinden oluşan) ülkeler dışındaki ülkelerin hiç birinde, ilgili soru işaretlerini giderecek finansal destek imkânları bulunmazken,

-Devlet desteği olmadan, yenilenebilir elektrik üretim hedefleri dahi (diğer kaynaklara kıyasla maliyetleri ve iç karlılık oranları sebebiyle yatırım için tercih edilmediğinden) sekteye uğruyorken,

-Bir de yüksek maliyetli yeşil elektriği, maliyetleri arttırıp, verimliliği azaltıp, (birçok lokasyon için nereye/nasıl satılacağı belli olmayan) hidrojene dönüştürmeye (ülkemiz dâhil) birçok ülkede hiçbir yatırımcının (çok ballı destekler ve hibeler olmadığı müddetçe) yanaşmayacağı aşikâr iken;

(Sadece bazı Kuzey Avrupa ülkelerini örnek göstererek) AB fotokopisi “YEŞİL” söylemlerle, büyüme hedeflerini zafiyete uğratma ve devleti yoksullaştırma pahasına, ithal teknolojilere odaklı politika önerileri geliştirmek pek de makul olmasa gerek…

*

O halde nasıl bir politika geliştirmek daha mantıklı?

Cevap: Petrol endüstrisi odaklı bir hidrojen politikası!

*

Petrol endüstrisi (genellikle birbirinden ayrılmayan doğalgazı da ihtiva eden); dünyadaki en yüksek teknolojiye, en büyük finansman kabiliyetine ve en geniş ekonomik hacme sahip olan çok stratejik bir güçtür!

Petrol küresel enerji denklemindeki tahtını yavaş yavaş doğalgaza bırakıyor olsa da, halen ülkelerin ekonomilerinden büyüme hedeflerine kadar birçok dengeyi etkilemeye devam eden en önemli enerji kaynağıdır.

Tamam;

-Küresel ısınma bütün ülkelerin hep birlikte mücadele etmesi gereken bir sorundur.

-Bu bağlamda karbon emisyonunu azaltmak çok önemlidir.

-(Her ne kadar neticeleri itibarı ile ortaya koyulan varsayımlar ve projeksiyonlar sadece teori düzleminde kalsa da) Net sıfır hedeflerine erişmek için bir şeyler yapılmalıdır!

Fakat işte bu noktada petrol endüstrisini tamamen zorlamayla karşıya alarak, verimsiz ve başarısız bir politika geliştirmek hiç de makul değildir!

Çünkü petrol endüstrisi (sahip olduğu kabiliyetler dikkate alındığında);

-Karbon emisyonunu azaltma gayeli projeler için birçok devletten daha fazla bütçe ayırabilecektir.

-Karbon depolama kabiliyetleri anlamında istisnasız çok büyük avantaja sahiptir. Çünkü teknik olarak tanımlanmış yer altı rezervuarları (ekonomik petrol ve/veya gaz üretiminden sonra) kolaylıkla karbon depolama amaçlı olarak da kullanılabilecektir. Hatta öyle ki; bazı eski sahalarda aynı kuyudan farklı rezervuar seviyelerine yönelik aynı anda; hem üretim, hem hidrojen depolama, hem de karbondioksit depolama yapabilmek mümkündür.

-Gelecekteki karbon maliyetleri düşünüldüğünde, eski petrol/gaz rezervuarları sadece karbon depolama amaçlı olarak dahi kullanılsa, operatörlerine ciddi ekonomik getiriler sağlayabilecektir.

-Boru hatları, iletim ve dağıtım ağları anlamında sahip olunan altyapı ve kabiliyetler yerine göre CO2 ve H2 için de kullanılabilecektir.

-Hali hazırda hidrojen üreticileri için en önemli müşterilerin başında yine petrol endüstrisi gelmektedir.

-Mevcut teknolojiler dikkate alındığında, en ucuz hidrojen üretim potansiyeline; yine petrol endüstrisi güçlü olan ülkeler sahiptir.

-Ve belki de en önemlisi, hali hazırda üzerinde çalışılan yeni bir teknoloji olan; rezervuarda (ağır) petrolden hidrojen üretimi konsepti; temiz enerji alanındaki en büyük devrim olarak karşımıza çıkabilecektir. Çünkü bu teknoloji ile yer altında keşfedilmiş fakat teknik/ekonomik koşullarda üretilemeyen hidrokarbonların, rezervuar koşullarında dönüştürülerek ekonomiye kazandırılması anlamına geleceğinden, bütün büyük petrol şirketlerinin milyarlarca dolar bütçe ayırabilecekleri bir teknik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sayede hem dünyamızdaki üretilebilir kaynak potansiyeli, yerine göre belki de %50 oranında arttırılabilecek, hem de ucuz/temiz enerji elde edilmesi sağlanabilecektir. Hatta muhtemelen bu tekniklerle üretilecek hidrojen maliyetleri, diğer yenilebilir kaynaklarla kıyaslandığında, çok daha düşük seviyelerde kalacaktır!

-Ekonomik hidrojen üretimi tamamlanan petrol sahaları ise daha sonra, hidrojen ve/veya karbondioksit depolama amaçlı olarak kullanılabilecektir!

Dolayısıyla, petrol endüstrisinin güçlü olduğu ihracatçı ülkeler için; “Petrolün devri bitecek, sonra hepsi aç kalacak” söylemi hiç de gerçekçi değildir!

Temiz enerji anlamında da ilgili ülkelerin çok büyük avantajı bulunmaktadır!

*

İşte bu açıdan bakıldığında, petrol endüstrisini ötekileştiren bir temiz enerji ve/veya hidrojen politikası izlemektense, petrol endüstrisi ile entegre bir politikaya odaklanmak daha uygulanabilir olacaktır!

Ülkemizin de bu bağlamda, özellikle tarihi Karadeniz keşfi ile büyük bir ivme ve sinerji yakalamış iken, bu alanda da çalışmalar yapması ve petrol endüstrisi odaklı bir “net sıfır karbon emisyonu” ve hidrojen politikası geliştirmesi yerinde olacaktır.

Yoksa maliyetleri meçhul politika önerileri yine devletin sırtında bir kambur olarak sırıtacak ve etkin bir uygulama alanı bulamayacaktır!

*

Peki, bu politika nasıl olmalıdır?

Bu politikanın detayları ile ilgili uzun raporlar hazırlanabilecektir. TESPAM olarak, ilgili depolama ve üretim teknolojileri ile ilgili araştırmalarımız devam etmektedir. İlgili çalışmalar tamamlandığında kamuoyu ile paylaşılacaktır…

 

 

 

 

 

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın