KENYA’NIN ENERJİ ÇEŞİTLİLİĞİ VE TURKANA GÖLÜ PETROL KEŞFİ
Kasım 11, 2021
COP26 GLASGOW ZİRVESİ
Kasım 12, 2021

SURİYE İÇ SAVAŞI VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Fatma Cengiz

İklim ve Çevre Koordinatörlüğü

 

Tunus ve Mısır’da başlayan Arap Baharı gösterileri, 1971 yılından itibaren Esad ailesi tarafından yönetilen Suriye’ye ulaştığında, bu duruma ihtimal vermeyen Beşşer Esad yönetimi için düşünüldüğünden çok daha şiddetli ve uzun bir iç savaşa dönüştü. Mart 2011’de Esad rejiminin yönetim şekli ve bozuk düzenin getirdiği aksaklıklara karşı başlayan barışçıl gösteriler, rejimin sert tepkisi ile birlikte şiddetlenerek bölgesel / uluslararası illegal örgütlerin, bölgesel halk direnişçilerin ve de küresel güçlerin katıldığı ve birden fazla aktörün oluşturduğu şiddetli bir iç savaş ve insanlık dramına dönüştü.

10 yıldır süren iç savaş 400.000’den fazla insanın ölmesine, 6,6 milyon insanın göç etmesine ve 6,7 milyon insanın yerinden edilmesine neden oldu.[1] Ülke onarılması çok zor olan bir yıkım geçirdi ve şu anki savaş ve istikrarsızlık ortamı ülke için en azından yakın gelecekte hiçbir umut vadetmiyor. Sürekli olarak çatışma faktörlerinin faal olması, güç savaşları ve politik çıkarların ülkenin geleceğini yok etme derecesine getirdiği bu iç savaş, hem Ortadoğu hem de uluslararası düzen için tam bir kaos kaynağına dönüşmüş durumda.

Modern zamanların en şiddetli iç savaşlarından biri olan Suriye iç savaşının bugüne kadar yapılan analizlerinde birden fazla birbirine bağlı faktörler incelenirken, son zamanlarda bazı analistler iklim değişikliği çarpanını da iç savaşı tetikleyen bir faktör olarak değerlendirmeye başladı. İklim değişikliği, su kıtlığı ve de tarımsal faaliyetlerdeki aksamaların iç savaşı tetiklemiş olabileceği ya da ülkenin sosyo-dinamik yapısındaki dengeleri etkilemiş olabileceğine dair bir takım tezler oluşturmaya başlandı. Su güvenliğinin, ulusal güvenlik hassasiyeti seviyesinde kabul edildiği ve de tarımsal faaliyetlerin önemli gelir kaynağı oluşturduğu antik çağların ‘bereketli hilal’ bölgesinde konumlanmış Suriye, belki de iklim değişikliği ile birlikte bu değişikliklere cevap veremeyen hükümetin çöküşü katalizör etkisi ile hızlandırmasıyla iç savaş ortamına çekilmişti.

Suriye, 2011’de gösteriler başlamadan uzun bir sure önce, ülkenin özellikle kuzeydoğu bölgesinde daha çok hissedilen kuraklık ve de kuraklığın tarımsal faaliyetler üzerinde oluşturduğu yıkıcı etkiyle mücadele ediyordu. Ülke gelirinin büyük bir kısmını oluşturan tarım ve hayvancılık bu bölgelerde zor bir dönemden geçiyordu ve kırsal kesimden büyük kentlere göçler ve çölleşme ülkede hem kentlerde baskı oluşturmuş hem de ülkenin ekonomik dengeleri ile oynamaya başlamıştı.

Suriye iklimini kısaca analiz edilecek olursak, batıda Akdeniz kıyıları ve doğudaki çöl alanları arasındaki yağış seviyelerinde geniş farklılıklarla birlikte, kurak ve yarı kurak olarak karakterize edilen bir yapıya sahiptir. Ülkenin yüzde elli beşi çöl ve bozkırlarla kaplı, ülkenin yüzde 90’ından fazlasında yıllık yağış genelde 350 milimetrenin altında seyretmekte. Son 50 yılda, 1961’den 2009’a kadar, Suriye yaklaşık olarak 25 yıl kuraklık yaşadı. Kuraklıkların her biri yaklaşık dört buçuk yıl sürdü, ancak 1970’lerdeki kuraklık kesintisiz on yıl sürdü. Kuraklık süreleri arttıkça, ülkenin kuzey doğusundaki tarımsal üretim ve hayvancılık üzerinde etki de, aynı derecede artmaya başladı. 1961’deki kuraklık, deve nüfusunun yüzde 80’inin ve koyunların yüzde 50’sinin kaybına neden oldu. 1998-2001 kuraklığında, 329.000 kişi (ya da 47.000 göçebe hane) hayvan varlıklarını satarak ya da keserek tasfiye etmek zorunda kaldı ve gıda güvenliğinde sorunlar yaşanmaya başlandı.[2]

Özellikle 1971-2000 döneminde Hafız Esad yönetimi, kuraklık dönemlerine karşı su güvenliği ve modern teknolojik tarımsal önlemler yerine, destek toplamak amaçlı arazi dağıtımları, devlet destekli dizel sübvansiyonları ve de su hassasiyeti yüksek olan tarım ürünlerine teşvikle ülkenin su kaynakları tehlikeye atılmış oldu[3].

Ülkede daha önceleri geleneksel yollarla yapılan sulama, yağışlarla birlikte doğal yollarla kullanılan yeraltı sularının kendini tekrar yenilemesine izin verirken 1960 sonrası binlerce dizel pompanın piyasaya sürülmesi, yer altı su kaynaklarının aşırı derecede tüketilmesi ve de kendini yenileyecek kapasiteye gelmesini engellemesine neden olmaya başladı. Tabi bunu tetikleyen diğer bir etmen de lisansız, izni olmayan fakat hükümete yakın duran aileler ya da şahısların daha da artırdığı su kuyularının çoğalmasıdır.

2006-2011 yıllarında meydana gelen kuraklık bu sefer ülkeyi daha savunmasız ve zayıf yakaladı. Kuzeydoğu bölgesinde tarım sistemi çöktü. Sıcaklık artışı ve azalan yağış, Suriye’de çölleşmeye ve tarım arazilerinin tahrip olmasına neden oldu. Bununla birlikte 800.000 kişi gelirini kaybetti ve ülke hayvancılık sektörünün % 85’i öldü. Çobanlar mera ve tohum yokluğu sebebiyle hayvanları satmak ya da kesmek zorunda kaldı. Mahsul verimi üçte iki oranında düşünce 1990’larda buğday ihracatı yapan bir ülke olan Suriye, büyük miktarlarda tahıl ithal etmeye başlamak zorunda kaldı. Sonuç olarak, gıda fiyatlarında iki katına çıkan artış gözlemlendi.[4]

2008-2009 döneminde Esad yönetimi liberal ekonomi politikalara ayak uydurmak amaçlı olarak bir dizi devlet sübvansiyonlarını iptal etti. Aniden meydana gelen bu sübvansiyon desteklerinin kaldırılması ile birlikte hem dizel hem de gübre fiyatları katlanmaya başladı. Kıtlık ve kuraklıkla baş etmeye çalışan çökmüş kırsal kesim ekonomik zorlukların eklenmesi ile birlikte kırsal kesimden şehirlere göç etmeye başladı. Zaten diğer ülkelerden göçlerle kalabalıklaşmış büyük kentlerin nüfusları hızla artmaya başlayınca toplumdaki sosyo-ekonomik baskı ve streste artmaya başladı.

2009’da meydana gelen kuraklıkla birlikte BM kurumları kuzeydoğudan yaklaşık olarak 65.000 kadar ailenin veya yaklaşık 300.000 kişinin göç ettiğini ve de Haseke ve Deyrizor vilayetlerindeki köylerin yüzde 60-70’inin terk edildiğini tahmin ediyor.[5] Bu nüfus, genelde Lübnan ve Iraktan gelen göçmenler hesaplanmadan yapılan sayımlar olduğu için gerçek sayı bunun kat ve kat üzerinde olabilir. Şam ve Halep etrafında banliyölere ve de güney valilikleri (güney şehirleri) etrafına çadırlara yerleştirilen bu kesim, bir şehirde olması gereken su ve elektrik alt yapısının hiçbirine sahip değildi. Kurulan çadır şehirler tamamen derme çatma şeklinde oluşturulmuş ve de sağlıklı bir yasam alanı teşkil etmiyorlardı. Buradaki göçmenler yaşam şartlarına adapte olmaya ve daha kötü şartlarda ve gelirlerde sanayi ve tarım alanında iş aramaya başladı.

Esad rejimi arka arkaya gelen sosyo-ekonomik sinyalleri doğru okuyamadı. Çok uzun süre önce meydana su kaynaklarında azalmanın önüne geçmek için gerekli müdahaleleri zamanında yapamadı. Özellikle su konusu için birden fazla (22 adet) bakanlık ve resmi kurum olmasına rağmen koordinasyon sağlanmada zorluk çekildi. Su kuyuları ve de su mevzusu hükümete sadakat için bir ölçüt olarak kullanılıp izinsiz ve lisanslı olmayan kuyulara göz yumulurken bir yandan aniden kesilen sübvansiyonlar ve de yanlış tarım politikaları ile kırsal kesimde tarımsal faaliyetler gösteren kesim güvencesiz bırakıldı.

Kuzeydoğuda kötüleşen insani durumla karşı karşıya kalan hükümet, bir dizi kısa, orta ve uzun vadeli yardım ve kalkınma projesini finanse etmeye yardımcı olmak için Eylül 2008 ve Ağustos 2009’da BM kuruluşlarıyla birlikte iki kuraklık çağrısı başlattı. Ancak, 2008 Suriye Kuraklık İtirazı, talep edilen 20 milyon doların yüzde 20 sini aldı. 2009 Suriye Kuraklığa Müdahale Planı talep edilen 43 milyon doların ise sadece yüzde 33’ünü alabildi.[6]

Uluslararası alanda meydana gelen desteklerdeki zayıflık ise Suriye hükümetinin ülke durumu konusundaki şeffaf olmayan süreç paylaşımı, ülke içinde koordinasyon bozukluğu, basın üzerinde ülke imajını zedelememek adına dış basını ve lokal basını baskı altında tuttu ve de doğru bilgileri ulaştırmak konusunda isteksiz davrandı.

50 yıllık süren yanlış su politikaları hem bölgede tarımı bitirip çölleşmeye neden olurken, hem de artan kentsel nüfus üzerinde sosyal gerginliği arttırmaya başladı. Kötü ve yozlaşmış yönetim birden fazla etnik grubun yaşadığı Suriye toplumunda sosyal ihtiyaçlara cevap vermekte isteksiz davranınca Dera gibi şehirlerde ekonomik ve sosyal bunalımdaki toplum gösterilere başladı. Uzun süre adaletsiz ve sosyal güvencesiz kendi kaderine terk edilmiş kesimler DAEŞ gibi illegal örgütlerinde bu bölgede köklenmesi ve güçlenmesi için zayıf halkalar olmaya başladı. Buna bağlı olarak ülke hâlâ çözülemeyen bir iç savaş dönemine girmiş oldu.

Suriye kuraklık ve su kıtlığı bakımından çok hassas bir jeopolitik konumdadır. Bugün bile rejim güçleri ya da DAEŞ gibi illegal örgütlerin stratejik olarak üstünlük sağlamak için bölgede kullandıkları en önemli silahlardan biri su kaynakları, su alt yapı sistemleri ve de barajlardır[7]. Ülkede su iç savasın tamamen etkin bir silahı haline gelmiş ayrıca toplum üzerinde hem fiziksel hem de psikolojik bir silah olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Suriye özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi için aslında iklimin nasıl politik ve sosyo-dinamik yapıyı etkileyebileceğine dair bir açıklayıcı örnek teşkil etmektedir. Belki ana sebep olmasa bile bir iç savaş tetikleyicisi olarak çevresel şartların, iklim ve suyun nasıl bir çarpana dönüşebileceğinin canlı kanıtlarından biridir.

Birleşmiş Milletler’e göre, 2025 kadar dünyanın üçte ikisi su-stresli şartlar altında yasamak zorunda kalacak ve yaklaşık 1,8 milyar insan su kıtlığını birebir yaşayacak.[8] Bu sebeple ülkelerin iklim şartlarının değişmesi ile birlikte oluşabilecek her türlü olumsuz sosyo-dinamik etkenlere karşı önlem almaları ve de oluşabilecek her türlü iklim şartlarına ve toplumdaki olumsuz yansımalarına karşı tarımsal, teknolojik ya da uluslararası düzenlemeler ile ileride oluşabilecek yeni kaos alanlarının önlemeleri imkânsız değildir.

 

 

 

KAYNAKÇA

*Jan Selby, Omar S. Dahi, Christiane Frohlich, Mike Hulme, Climate change and the Syrian civil war revisited, Political Geography 60 (2017), 232-244

*Peter H. GLEICK, Water, Drought, Climate Change, and Conflict in Syria (2014)

*https://www.nature.com/articles/nature.2015.17027

[1]https://news.un.org/en/focus/syria

[2]Francesca De Châtel (2014) The Role of Drought and Climate Change in the Syrian Uprising: Untangling the Triggers of the Revolution, Middle Eastern Studies, 50:4, 521-535,

[3]Colin P. Kelley, ShahrzadMohtadi, Mark A. Cane, Richard Seager, andYochananKushnir, PNAS March 17, 2015 Climatechange in theFertileCrescentandimplications of therecentSyriandrought

[4]https://climateandsecurity.org/2012/02/syria-climate-change-drought-and-social-unrest/

[5]UN-OCHA, 2010.

[6]Francesca De Châtel (2014)a.g.e

[7]https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/growing-power-water-syria

[8]ArnonKarnieli , AlexandraShtein ,NatalyaPanov ,NoamWeisbrod ,andAlonTal (may 2019)WasDroughtReallytheTriggerBehindtheSyrianCivilWar in 2011?

 

 

Bir cevap yazın