ÇEŞİTLENDİRME ENERJİ GÜVENLİĞİNDE ÖNEMLİ BİR FAKTÖRDÜR
Haziran 7, 2022
AVRUPA’DA NÜKLEER ENERJİ YENİDEN Mİ YÜKSELİYOR? BİRLEŞİK KRALLIK’TA YAŞANAN NÜKLEER ENERJİ GELİŞMELERİ
Haziran 17, 2022

SURİYELİLER ve GÖÇ ÜZERİNE 2

Bir önceki yazımızda sormuştuk:

-Türkiye’de misafir ettiğimiz yabancı nüfusun, bize faydası ve zararları nelerdir?

-Göçmenlerin idaresi yönetilemez bir boyutta mıdır?

-Türk Devlet geleneği perspektifinden bu tablo nasıl okunmalıdır?

-Bu okuma yapılırken, nelere dikkat edilmelidir?

-Süreç nasıl bir planlama ile yönetilmelidir?

-Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısını riske atabilecek midir?

-Suriyeliler ve diğer mülteciler geri gönderilebilecek midir?

-Mülteciler Türkiye’de kalırlar ise uzun vadede ülkedeki dinamikleri etkileyecek bir argüman olarak karşımıza çıkabilecek midir?

-Mülteciler Türkiye’nin büyüme hedeflerine ve ekonomisine katkı sağlamakta mıdır?

****

Bu gibi sorulara cevap verebilmek için, öncelikle yukarıda da ifade edilen veri eksikliği hususuna bir çözüm getirmek gereklidir. Aksi halde ortaya koyulacak yaklaşımlar tutarlı olmayacaktır. İşte bu bağlamda göç ve mülteci yönetimi dâhilinde:

-Yapay zekâ destekli, coğrafi bilgi sistemleri tabanlı modellerle süreci yorumlayabilen dijital platformlar kurulması,

-Her mültecinin kayıt altına alınması ve kayıt altında tutulması,

-Hatta bunun için gerekirse uygun maliyetli teknolojiler ile takip cihazları dahi kullanılması söz konusu olabilecektir.

Mültecilerin şehir ve mahalle değişimleri, istihdam süreçleri, yaşam koşulları, temel ihtiyaçlarının hangi düzeyde karşılandığı, eğitim ve sağlık imkânlarından ne ölçüde faydalandıkları, ikamet ettikleri bölgede nasıl karşılandıkları ve nasıl davrandıkları, ilgili bölgenin kırılgan yönleri, geri dönmeye gönüllü olup olmadıkları, Türk devletine bağlılıkları ve sempatileri, zorluk ve kaos durumlarında nasıl hareket edebilecekleri gibi bütün süreçlerin ilgili veriler ışığında analiz edilmediği bir model pek de başarılı olamayacaktır.

Öte yandan yine de yukarıda yöneltilen sorulara veri eksikliği göz ardı edilerek, genel cevaplar vermeye çalışırsak;

-Türkiye’nin barındırdığı 5,6 milyonu bulan yabancı ve 3,8 milyonu bulan kayıtlı Suriyeli sayısı yönetilemez seviyede risk ihtiva etmemektedir. Evet, devletin bekasına ve hedeflenen politikaların sürdürülebilirliğine yönelik riskler mevcuttur fakat bunlar halen yönetilebilecek düzeylerdedir. Öte yandan etnik anlamda kırılganlık perspektifinden bakıldığında da; Hatay gibi şehirlerimiz hariç, henüz korkulacak bir tehdit düzeyi mevcut değildir. Yine de, bu bağlamdaki tehdit düzeylerinin analiz edilirken, devletin ekonomi ve istikrar altyapısı, hali hazırdaki terör, etnik ve mezhepsel kırılganlıklar, siyasi kutuplaşma, ekonomik sıkıntılar gibi kırılgan yönlerinin de farklı senaryolar dâhilinde dikkate alınarak çalışılması ve alternatif yorumlar geliştirilmesi önemlidir. İşte bu bağlamda oluşturulabilecek yapay zekâ destekli modellerle, ülkemizin dış politika hedeflerine bağlı olarak planladığı adımlar dâhilinde ulusal kabiliyetler ve imkânlar değiştiğinde ve olası zafiyet durumlarında, misafir edilen yabancıların nasıl aksiyon alacaklarının alternatif senaryolar dâhilinde çalışılıyor olması çok önemlidir. Örnek vermek gerekirse, ülkemize uygulanacak bir ambargo, ülkemizin dâhil olacağı bir askeri müdahale veya savaş, daha büyük boyutlarda ekonomik krizler, yeni ayrıştırıcı olay zincirleri, etnik farklılıkların kaşınması akabinde oluşabilecek isyanlar ve yükselen terör ihtimalleri dâhilinde ilgili yabancı uyruklu unsurların davranışsal eğilimlerinden (en azından büyük oranda) emin olunması gereklidir. Dolayısıyla risk ve kırılganlık düzeyleri ancak bu analizler sonrasında daha net bir biçimde yorumlanabilecektir.

-Türk devlet geleneği perspektifinden mülteci ve yabancı misafir hususuna değinecek olursak; tarihteki ilk Türk devletlerinden bu yana; mazluma el uzatan, sadece kendisinin egemen olduğu coğrafyayı değil, bütün dünyayı kendisinin nizam vermekle yükümlü olduğu bir bölge olarak kabul eden Türk devlet anlayışı karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda bir Türk devleti (kabiliyetleri ölçüsünde) tabii ki, Suriye’de, Afganistan’da ve diğer sıkıntılı coğrafyalarda yaşanan durumlara seyirci kalmayacak bir düsturla hareket edecek ve kendisine sığınan mazlumlara kol kanat gerecektir. Kaldı ki özellikle Suriye’nin (göçmen kabul ettiğimiz Halep vilayetimiz şehirlerinden oluşan) önemli bir bölümünün devletimizin kurucu aklı tarafından dahi misak-ı milli anlayışı çerçevesinde Türkiye Cumhuriyetinin gayrı resmi mirası, namusu ve parçası konumunda kabul edildiği unutulmamalıdır. Her ne kadar eğitim düzeyi, sosyo-kültürel altyapı ve (aynı dine mensup olsak da) mezhepsel farklılıklar araya mesafeler koysa da, yine de tarihi birliktelik azımsanmayacak sorumluluklar getirebilecektir.

-Bunların da ötesinde Türkiye’nin kendi ulusal güvenliği çerçevesinde dahi Suriye’de yaşanan olaylara seyirci kalma ve Kuzey Suriye’de bir terör devleti oluşumuna müsaade etme lüksü de bulunmamaktadır. İşte mülteci hususunun tüm bu etmenler dikkate alınarak yorumlanması gerekmektedir.

-İşte tüm bu risklerle birlikte fırsatlar da ihtiva eden süreçlerin yönetimi dâhilinde çok kapsamlı, alternatifli ve yerine göre hataya dahi tahammül edilemeyecek düzeyde detaylı planlamaların yapılabilmesi gerekmektedir. Bunun için de yapay zekâ destekli sistemlerin kurgulanması önemlidir. (TESPAM Teknoloji bu perspektifte bazı proje çalışmalarına başlamıştır.)

-Mevcut durum, diğer bir ifade ile dışarıdan kabul edilen göçmen sayısı Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet yapısını riske atacak düzeyde değildir. Öte yandan, bir cihan imparatorluğundan bir ulus devlet modeline dönmek zorunda kalan Türk devletinin yerine göre (düşmanları tarafından sürekli kaşınan) etnik ve mezhepsel kırılganlıkları bertaraf edebilecek hamleler ile ulus devlet zeminini de daha farklı ve kapsayıcı bir düzleme taşıyabilme kabiliyeti de mevcuttur. Bu durum tamamıyla Türk devletinin çağın ihtiyaçlarına göre uygulayacağı uzun vadeli politikalarına bağlıdır.

-Türkiye’de yaşayan yabancılar tabii ki sınır dışı edilebilecektir. Fakat bu durum gönül kırarak değil, gönüllülük esasına dayalı olarak, adil bir üslupla şekillenmelidir. Aksi halde bunca emek harcanan toplumlar, dönecekleri ülkelerde Türk devletinin gönüldaşı olabilecek iken, düşmanı haline gelebilecektir. İşte bu dengenin gözetilmesi gereklidir. Öte yandan, muhakkak Türkiye’ye yerleşen, hayat kuran ve buradaki imkânları kendi ülkesine nazaran daha konforlu bulan birçok mülteciyi geri göndermek çok zor olacaktır. Bunun için çok ince, zor, zaman alan ve kapsamlı bir planlamayla birlikte gönüllere temas eden bir çalışma yürütmek gereklidir.

-Mevcut mültecilerin tamamı şayet Türkiye’den gönderilemez ve sosyal-kültürel-ekonomik uyum süreci sağlanamaz ise uzun vadede büyüyen bir risk olarak karşımıza çıkabilecektir.

-Muhakkak büyüme GSYIH perspektifinden okunduğunda, her yeni mülteci bir anlamda ülkenin büyümesine katkı sağlamaktadır. Fakat mevcut konjonktürde mültecilerin reel anlamda getirdikleri döviz ve sonrasında üretime sürdürülebilir katkıları karşısında onların ihtiyaçları ve gelmeleri akabinde değişen dengelere yönelik yapılan harcamaların ve maliyetlerin hesaplanarak kıyaslanması gerekmektedir. Bu bağlamda net bir veri seti olmadığı için analiz yapabilmek güç de olsa, ülkenin bütçesine mülteciler sebebiyle milyarlarca dolar ek yük bindirildiği gerçeğinden yola çıkarak, ekonomik katkı oranının eksilerde olma ihtimalinin daha büyük olduğu düşünülebilecektir. Tabii bazen ulusal politik hedefler doğrultusunda ekonomik zararlar dahi göz ardı edilebilecektir.

Buradan da görülebileceği üzere, göç süreçlerinin idaresi ve bu bağlamda politikalar geliştirilebilmesi zor, kompleks ve yanılma payı yüksek olan bir süreçtir. Bu sürecin daha başarılı bir şekilde ifa edilebilmesi için hiç şüphesiz kapsamlı veri setleri ile yapay zekâ destekli bir çalışma ortamının oluşturulabilmesi önemlidir.

Türk devleti kendisi için risklerle birlikte fırsatlara da zemin hazırlayabilecek bu zor süreci yönetebilmeye kadirdir.

 

 

 

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın