Türkiye’de Petrol Aranır Mı?
Mayıs 1, 2019
Turan ve Türk Enerji Birliği
Mayıs 3, 2019

“İran Ambargosu” Ne Anlama Geliyor?

ABD’nin İran’ın petrol ihracatını sıfırlamak maksatlı 4 Kasım 2018’de yaptığı hamlenin akabinde neredeyse 6 ay geçti. Bu süre zarfında, ABD karar verdiği ambargo uygulamasını esneterek, ilgili ülke ve şirketlerin bu süreç zarfında başka tedarikçiler ile anlaşabilmesi için yaklaşık 6 aylık uygulamayı geciktirme kararı aldı. Lakin, bu geciktirme sürecinde sona yaklaşırken, 2 Mayıs 2019’da artık ambargoların hayata geçeceğini ve yeni bir süre uzatımı olmayacağını duyurdu. Küresel piyasaların etkilenmemesi, petrol fiyatlarının da yukarı yönlü beklenmedik bir dalgalanmaya maruz kalmaması için de, İran’ın tedarik hacminin sıfırlanması ile oluşacak boşluğu Suudi Arabistan ve BAE’nin doldurabileceğini duyurdu.

Şimdi yaşanan bu süreci belli sualler altında yorumlarsak:

Öncelikle ABD bu hamlesinde haklı mıdır?

ABD küresel ölçekte siyasi ve ekonomik olarak güç kaybetmekte, ortaya koyduğu daha bencil ve uluslararası hukuka aykırı hamleler ile bu süreci de kötü yönetmektedir. Filistin konusundaki kararları, Suriye’de terör örgütlerine verdiği destek, Sudan – Venezuela gibi ülkelerdeki darbe girişimlerine arka çıkışı gibi İran konusunda da, nükleer müzakerelerden tek taraflı çekilerek, uluslararası toplumun görüşünü dikkate almadan uygulamaya koymaya çalıştığı ambargolarla dünyayı hala yönlendirme gayretinde oluşu gibi girişimler ciddi tepkiye sebep olmaktadır.

ABD tek taraflı olarak aldığı bu kararda haklı mıdır? Hayır!

ABD’nin nükleer müzakerelerden çekilmesinin somut ve uluslararası toplumu ikna edebilecek bir gerekçesi var mıdır? Hayır!

Bu hamle neticesinde ABD menşeili herhangi bir ham petrol ithalatçısı zarar edecek midir? Hayır!

Peki, ABD’nin sözünü dinlemek, diğer ilgili uluslararası girişimcileri ekonomik olarak zarar ettirecek midir? Evet!

ABD’nin baskılarına boyun eğen ve sözünü dinleyen bir ithalatçı rafineri nasıl bir durumla karşı karşıya kalacaktır?

Öncelikle şu belirtilmektedir ki, her rafineri belli niteliklerde ham petrolü en verimli bir şekilde işleyebilecek şekilde dizayn edilmiştir. Bunun yanı sıra, ihtiyacı olan ürün tedarikini güvenli bir şekilde sürdürebilmek için uzun dönemli satış anlaşmaları yapmaktadır. Bu satış anlaşmaları yerine göre bağlayıcı maddeler de içerebilmektedir. Yani, örneğin Türkiye’de İran’dan ham petrol ithal eden TÜPRAŞ’ın bu miktarı başka yerlerden almaya uğraşması:

  • Belki mevcut anlaşmaları sebebiyle ceza ödemek zorunda kalmasına,
  • Başka satıcılardan belki daha pahalıya, istedikleri spesifikasyonlara tam olarak haiz olmayan, daha yüksek taşıma maliyetleri ile ürün almak zorunda kalmasına sebep olacaktır.
  • Aynı spesifikasyona haiz olmayan ürünü işleyerek, daha verimsiz bir üretim süreci yürütecek, bu hususta da zarar edecektir.
  • Bu durumlar da, kar oranlarından, borsa değerlerine, vergi miktarlarından ve ikincil ürün fiyatlarına kadar çok yönlü negatif etkilerle sonuçlanacaktır.
  • Diğer bir ifade ile ilgili şirketlerin yanı sıra, ilgili ülkeler de bu durumdan mustarip olacaktır.

Peki, ABD bu haksız hamlesinde muvaffak olabilecek midir?

ABD her ne kadar ambargo kararları ile İran’ın üretim ve ihracatının azalmasını sağlayabilse de, ihracatının sıfırlanmasını sağlayamayacaktır. Daha önceki ambargo sürecinde de olduğu gibi, ambargolardan etkilenmeden ticaretin sürdürülebileceği birçok alternatif yol bulunmaktadır.

ABD’nin bu hamlesi İran’da petrol üretimini nasıl etkileyecektir?

Aşağıda yer alan IEA kaynaklı grafik incelendiğinde, İran’ın ham petrol üretiminin ambargolar sürecinde nasıl azaldığı görülebilecektir. Ayrıca, daha önceki dönemde de olduğu gibi, üretim seviyesinin 2012 -2015 yılları arasındaki dönemde olduğu skalada değişeceği öngörülebilecektir. Bununla birlikte, sürdürülebilir petrol üretimi için lojistik, insan kaynakları, yüksek teknolojili servis hizmetleri ve finans gibi birçok kalemin mevcut olması gerekmektedir. Her ne kadar bu kalemler ile ilgili Çin ve Rusya’dan destek alınsa da, ambargo direk yada dolaylı olarak, ilgili üretim sahalarındaki aktiviteleri de etkileyeceğinden, uluslararası talebin yanı sıra, teknik ve ekonomik nedenlerle de İran’ın üretiminde düşüş beklenebilecektir.

Özetle, İran’ın ham petrol üretimi 2,6 milyon varil/gün seviyelerinde devam ederken, orta vadeli azalma eğilimini sürdürecektir.

O halde ihracat bu durumdan nasıl etkilenecektir?

İran’ın ihracatı da, daha önceki dönemde olduğu gibi, ilgili Batılı müşteriler, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerin resmi ve gayri resmi ticaretlerini sonlandırmaları, Çin, Hindistan ve Türkiye gibi müşterilerin ise resmi ticaretlerini mümkün olduğunca azaltıp, gayri resmi ticaret hacimlerini arttırması şeklinde bir düzlemde devam edecektir.

Mevcut durumda resmi rakamlara göre Mart ayında 1,5 milyon varil / gün civarında devam eden ihracat hacimlerinin, Nisan ayında 1,2 milyon varil / gün seviyelerine düştüğü bilinmektedir. Tabii bu oranlara artan gayri resmi hacim dahil değildir.

Özetle, İran’ın (resmi+gayri resmi) ihracatının bu süreçte, en kötü ihtimalle 1 milyon varil / gün seviyelerine düşeceği beklenebilecektir. Lakin daha da fazla düşmesi çok da söz konusu değildir.

İran hangi alternatifler ile ihracatını sürdürecektir?

ABD’nin ambargolarından ve finansal akış sisteminden etkilenmeyecek, resmi takibine yakalanmayacak modelleler ile ihracatını sürdürecektir.

ABD ambargolar kapsamında nasıl bir engelleme yapabilmektedir?

ABD;

  • İran ile petrol ticareti yapan şirketlerin ABD’deki hesaplarına ve varlıklarına bloke koyabilme,
  • İlgili para ticaretini engelleme,
  • İlgili şirketlere farklı alanlarda engellemeler yapabilme ve dolayısı ile farklı kalemlerdeki ticaretlerine müdahale edebilme
  • İlgili ülkelere ticari olarak farklı yaptırımlarda bulunma gibi engelleme politikalarını uygulama gibi aksiyonlar alabilecektir.

Çin bu durumda nasıl bir yol izleyecektir?

  • Çin bu durumu daha fazla gayri resmi yada menşei değiştirilmiş hacimde petrolü, daha ucuza alarak avantaj sağlamaya çalışacaktır.
  • Ayrıca finansal destekleri ile İran’ı kendisine daha da fazla bağlayacaktır.
  • Kurmuş olduğu INE isimli, Çin para birimiyle faaliyet gösteren INE ile ilgili ticari süreci çok daha iyi yönetecektir.

Çin’in kurmuş olduğu INE’nin bu hususta katkısı olacak mıdır?

Tabiki katkısı olacaktır. Çünkü INE bünyesinde zaten ABD bankalarına ve ABD para birimlerine takılmadan ticaret yapabilmek mümkündür. Bunun da yanı sıra, işlem hacmi nezdinde INE günlük yaklaşık 200 000 lota ulaşmıştır. Brentin 800 000, WTI’ın ise 1200 000 lotlar civarında olduğu düşünülürse, INE daha kurulalı bir yıl olmasına rağmen hızla güçlenen, kaynak çeşitliliği artan ve ABD’nin baskılarından etkilenmeyen bir yapı olarak büyümektedir. Bu durum da, INE’nin Çin’in ABD’nin petrol hegemonyasını kıracak önemli bir etmen olma sinyallerini verdiğini kanıtlamaktadır.

Küresel petrol fiyatları bu durumdan nasıl etkilenecektir?

Küresel petrol fiyatları ile ilgili çok farklı tahminler yapılmaktadır. Hatta bu kriz sürecinde petrol fiyatlarının yeniden 130 $’lar civarına çıkacağını öngören modeller dahi kurgulanmaktadır. Lakin ilgili modellerde kullanılan değişkenler tutarlı bir öngörüde bulunmak için yeterli değildir. Bu kapsamda bazı kriterleri incelediğimizde;

  • Küresel arz halen küresel talepten fazladır.
  • OPEC+ kararlarının uygulanmasına devam edilecek gibi görülmektedir.
  • Daha önceki ambargo süreçlerinde tecrübe kazanan İran, bu süreci de alternatif yollarla yönetebilecek ve ihracat miktarını 1 milyon varil / gün seviyelerinin altına düşürmeyecek gibi görülmektedir.
  • Yani OPEC+’ın 1,2 milyonluk kesinti kararına, İran’ın ihracat hacmindeki (2018’lere kıyasla) 1 – 1,5 milyon varillik düşüşe, Venezuela – Libya – Nijerya’daki krizlere ve artan talebe rağmen halen arz talepten fazladır.
  • Kaldı ki, 70 – 80 $/varil bandı 2020 yılına kadar petrol fiyatları için normal sayılabilecek bir seviyedir.
  • Bunların yanı sıra, ABD’nin doları geri çağıran para politikaları, gerilen uluslararası ortam sebebiyle yukarı yönlü ivmesi zayıflayan küresel ekonomi de petrol fiyatlarını her türlü olumsuzluğa, siyasi krize rağmen azaltıcı bir etmen olarak etkilemektedir.
  • Yani, İran ambargosu krizinin de petrol fiyatları üzerinde 70 – 80 $ / varil bandının dışına çıkaracak bir etkisinin olacağı beklenmeyecektir.

Suudi Arabistan ve BAE aradaki farkı kapatabilecek midir?

İki ülke bir kenara, sadece Suudi Arabistan dahi ilgili farkı kapatabilecek kapasiteye sahiptir. Tabii OPEC+ kararları kendisini bu minvalde bağlamaktadır. Suudi Arabistan ise diğer uluslararası yatırımcılar gibi, İran ihracatının uygulamada sıfırlanamayacağını bildiklerinden büyük bir hacim artırımı yapmaya gerek duymayacaklarını tahmin etmektedir.

Tabii bunların yanı sıra, İran petrolünün nitelikleri açısından, Suudi Arabistan ve BAE ile de aynı olmadığının göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Kayıt dışı petrol hacminden kimler, nasıl yararlanacaktır?

Ne yazık ki, ABD’nin küresel ölçekte uyguladığı saldırgan, bölücü, sömürgeci ve bencil politikaları sebebiyle, dünyanın birçok yerinde oluşan kaostan faydalanarak, kayıt dışı petrol ticaretinden büyük finansal imkânlar elde eden terör örgütleri olmuştur. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Nijerya’da bunun örneklerini görebilmek mümkündür.

Bunların dışında, İran’da ise, yine artan kayıt dışı hacimden, bu alanlardaki ticareti bilen, parası ve tecrübesi olan birçok Doğulu yada Batılı girişimci faydalanacaktır. Bu ticaretten sadece kaynaklarını çok daha zor şartlar altında satmak zorunda olan İran devleti zarar edecektir.

Hürmüz Boğazı’na ABD yada İran tarafından askeri müdahale söz konusu olabilir mi?

Böyle bir müdahale bütün taraflar açısından büyük yıkımlara sebep olacağı için, beklenmemektedir.

Çin ve Hindistan “oil buyers’ clup” kurma konusunda görüşmeler yapıyor. Bunun süreçle bir ilgisi olabilir mi?

Evet, Çin ve Hindistan “oil buyers’ clup” tarzında ortak bir platform kurma konusunda görüşmeler yapıyor. Bu minvalde OPEC+ kesintilerinden de etkilenmeden (ABD arzı dâhil) alternatif kaynakları kullanmayı hedefliyor. Bu girişim İran ambargoları sürecinden bağımsız olarak, iki ülkenin enerji güvenlikleri için önemli bir adım. Tabii bununla birlikte, ilgili müzakereler üzerinde, İran’ın en büyük iki müşterisinin daha kolay anlaşarak, karar alabilmesi açısından ambargo sürecinin bir psikolojik etkisinin olacağı da düşünülebilecektir.

Sonuç olarak ABD’nin girişimleri küresel ölçekte nasıl bir etki uyandıracaktır?

ABD’nin bu haksız ve bencil girişimleri neticesinde küresel anlamda daha fazla kaos, daha kırılgan bir Batı ittifakı ve daha sancılı bir geçiş süreci yaşanacaktır. Lakin, dünya hakimiyeti çoktan ABD’nin tekilinden çıkarak, yeni bir düzene doğru kaymaya bağlamıştır.

Türkiye’nin ise bu sürecin idrakinde olarak, birlik ve bütünlük içerisinde, cihanşümul hedeflerini gerçekleştirmek için gayret göstermeye devam etmesi gerekmektedir.

OĞUZHAN AKYENER

TESPAM BAŞKANI

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın