AB Gibi Zayıflayan Güney Gaz Koridoru Projesi & Türkiye
Kasım 22, 2016
Türkiye’yi Kuzey Irak’da Bekleyen Fırsatlar
Aralık 3, 2016

Oğuzhan AKYENER

TESPAM Başkanı

oakyener@tespam.org

 

 

Kıbrıs müzakere süreci devam ederken, Türkiye kendi içerisindeki uzmanlar tarafından da adeta köşeye sıkıştırılmak istenmektedir.

Yürütülen algı operasyonları çerçevesinde;

-Kıbrıs, İsrail gibi ülkelerde mevcudun çok üzerinde gaz kaynakları olduğundan,

-Türkiye’nin kaderinin bu kaynakların en azından nakli hususunda söz sahibi olmasından geçtiğinden,

-Kıbrıs ve İsrail’in yanı sıra; Mısır, Suriye ve Lübnan’ın da hesaba katılmasıyla; bölgede 43 ila 122 trilyon m3 arasında rezerv bulunduğundan bahsedilmektedir.

Buradan yola çıkarak, uluslararası ilişkiler konseptinde bir yaklaşım ile Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki büyük (!) gaz kaynaklarının üretiminden endişe duyması (ki bu yüzden Avrupa gaz piyasalarındaki hâkimiyetini de kaybedecekmiş!) nedeni ile Suriye’ye müdahale ettiği vurgulanmaktadır.

Acaba, uluslararası politikalarda en önemli etken ve belirleyicilerden diye, bütün analizlerde sebepleri enerjiye bağlamak ve genelleme yapmak doğru mudur?

Bu noktada, analize bölgede keşfedilmiş rezervler ile başlanırsa:

  • Öncelikle rezerv, yer altındaki rezervuarda var olan, ekonomik ve teknik olarak üretilebilecek gaz (yada petrol) miktarını ifade eder.
  • Yani yerinde gaz miktarı ile, üretilebilecek rezerv miktarları farklı anlamları niteler.
  • Gaz sahaları için, yerinde gaz miktarının ortalama (dünya genelinde) %50 – 85’i üretilebilir rezerv olarak kabul edilebilir. Bu oran rezervuar ve akışkan özelliklerine ve ekonomik-teknolojik etmenlere göre değişiklik gösterir.
  • Yani hiçbir zaman yerinde gazın hepsi üretilemez.
  • Bu açıklamadan sonra, bölgedeki ülkelerin sahip oldukları rezerv miktarları incelendiğinde:
    • Mısır 2,2 trilyon m3 civarında,
    • İsrail 1 trilyon m3 civarında,
    • Güney Kıbrıs 0,1 trilyon m3 civarında (Her ne kadar keşiften bahsedilse de, bazı teknik tutarsızlıklar bulunmaktadır. Bu konuda çalışan TESPAM uzmanları, yakın zamanda teknik bir açıklamada bulunacaktır.) rezerve sahiptir.
    • Lübnan’da potansiyel olmakla birlikte, keşfedilmiş rezerv bulunmamaktadır.
    • Suriye’de ise 0,21 trilyon m3 civarında rezerv bulunmakla birlikte, ilgili sahaların hepsi kara alanlarındadır. Yani Suriye’de de Lübnan gibi potansiyel olmakla birlikte, deniz alanlarında keşfedilmiş bir kaynak bulunmamaktadır.
  • Yani bazı uzmanlar tarafından Doğu Akdeniz için ifade edilen rezerv miktarı 43 ila 122 trilyon m3’ değil, 3,5 trilyon m3 seviyesindedir.
  • Potansiyel ihtiva eden bölgelerin ise, olası bir keşif durumunda dahi, yukarıda bahsedilen seviyelere çıkabilecek beklentileri taşımadığı söylenebilir.

Yani, Doğu Akdeniz’in Avrupa gaz piyasalarından Rusya’yı devre dışı bırakabilecek yada Rusya’nın hakimiyetine son verebilecek bir durumu söz konusu değildir.

Mısır’da zaten üretim devam etmekte ve ihraç potansiyeli belli bir seviyede sürdürülmektedir.

İsrail için ise Avrupa piyasalarına küçük hacimli LNG tedarikleri dışında (2020 ile 2040 yılları arasında; 2-3 milyar m3/yıl civarında) bir arz söz konusu olamayacaktır.

Güney Kıbrıs, şüphelere rağmen ifade ettiği keşfi ekonomik olarak geliştirip, üretime alma konusunda sürüncemede kalmaya devam edecek gibi görülmektedir. (Belki politik ve ekonomik problemlerin aşılması neticesinde, İsrail ile birlikte düşük hacimli LNG ticareti söz konusu olabilecektir.)

Lübnan ve Suriye’de ise potansiyel bölgelerin aranması, keşfi ve geliştirilmesi bütün tahminleri yanıltabilecek düzeyde belirsizdir.

Yani, Türkiye’de Kıbrıs müzakereleri hususunda etki oluşturulmak amaçlı yapılan, Doğu Akdeniz gaz kaynakları ile ilgili söylemlerin çoğu asılsızdır.

Bununla birlikte, Rusya’nın da, zaten elinde tuttuğu ve Türk Akımı & Nord Stream 2 ile iyice eline alacağı Avrupa gaz piyasalarını kaybetme konusunda pek endişesi yoktur.

Özetle, Rusya ile ilişkilendirilen Suriye ve Doğu Akdeniz politikalarını da bu pencereden yorumlamak tutarlı değildir. Kıbrıs müzakere sürecinde ise, bu tarzdaki akıl karıştırıcı asılsız görüşler, Türkiye’nin elini zayıflatmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

“Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları TESPAM’a aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

“Türkiye’deki enerji politikaları odaklı ilk ve tek sivil yapılanma…” 

“Enerji politikaları alanında gündemi uzaktan takip etmeye çalışan bir Türkiye yerine, gündem belirleyen bir Türkiye’ye ulaşma idealiyle…”

TESPAM-Türkiye Enerji Politikaları ve Araştırmaları Merkezi

TESPAM, Uluslararası Enerji Politikaları Araştırma Derneğinin Bir Kuruluşudur
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER (Balıkesir), ODTÜ, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü mezunu olan Oğuzhan AKYENER, 2006 yılı mezuniyetinden bu yana enerji ile alakalı bazı kurumlarda birçok yurt içi ve yurt dışı görevlerde bulunmuş ve yöneticilik yapmıştır. Bunların yanı sıra, Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya ve Kafkas enerji politikaları üzerine uluslararası arenada ses getiren çalışmalara imza atmıştır. Farklı konularda yazmış olduğu 3 adet kitabı bulunan Akyener, halen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) başkanlık görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: