Her 100 Makaleden 3’ü Küresel İklim Değişikliğinin Olmadığını İddia Ediyor – Ve Hata Ediyor
Eylül 23, 2017
Irak’tan Gelecek Yeni Boru Hatlarına Gerek Var Mı?
Eylül 26, 2017

Referandum Sürecinde Petrol Sevkiyatını Kesmek?

Oğuzhan AKYENER (oakyener@tespam.org)

IKBY bütün komşu ülkelerin, merkezi yönetimin ve hatta parlementolarında yer alan birçok siyasi ve etnik hareketin karşıt görüşlerini hiçe sayıp, başlatacakları sürece saatler kala referandum konusunda kararlı olduğunu yeniden ilan etti.

Pazarlık süreçleri ve tehditler fayda vermedi. Belki de parlemento onayı olmadan 2015 yılından bu yana IKBY başkanlığını farklı oyunlar ile sürdürmeye çalışan Barzani:

  • Bu sürecin sonunda bütün Kürtleri ilk defa bağımsız bir sancak altında toplayacak lider olacağını,
  • Bu algı ile ömrünün sonuna kadar hakimiyetini ve koltuğunu koruyacağını,
  • Goran ve Talabani hareketi karşısında bundan sonra bir seçim yapılsa dahi her zaman başarılı çıkacağını,
  • Kendisini, Büyük Orta Doğu Projesini, bu proje kapsamında hedeflenen İsrail kontrolündeki büyük Kürdistan’ı, bu hedefin ön adımları olan Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’deki bağımsız Kürt oluşumlarını destekleyen efendilerinin artık böyle bir hamle için kararlı olduklarını ve kesin talimatları olduğunu,
  • Bu sebeple Türkiye’nin ciddi bir hamle yapmasının mümkün olmayacağını,
  • Şii milislerin ve MIY’nin de askeri operasyonlarının yine efendileri tarafından bertaraf edileceğini,
  • Referandum sonuçlarını yakın vadede uygulamaya geçiremeyeceğini,
  • Buna özellikle Türkiye’nin izin vermeyeceğini,
  • Fakat efendilerinin “bak referandumu yaptı ama uygulamaya geçirilmedi” algısı ile Türkiye’yi oyalayacağını,
  • Bu oyalama sürecinde de uluslararası toplum nezdinde daha fazla kabul görebileceklerini,
  • Hatta mağdur algısı oluşturabileceklerini,
  • Suriye’deki oluşumun da istenilen seviyeye gelmesi için zaman kazanılacağını,
  • Zaten Suriye’de de istenilen altyapı hazır edildiğinde artık Türkiye’ye de ihtiyaç kalmayacağını düşünmekteydi.

Yani beklendiği üzere, referandum yapılacaktır. Sonuçları da, Kerkük şehrinde dahi oynanan demografik yapıya ek olarak olası liste ve sandık hilelerinin yapılacağı dikkate alındığında, şimdiden bellidir.

Türkiye’nin ise bu süreç sonrasında atacağı adımlar ve yaptırımlar bazı dengeleri değiştirebilse de, uluslararası kamuoyunda aleyhine kullanılacak, çarpıtılacak ve IKBY, hatta Kuzey Suriye’deki terör örgütleri de dahil olmak üzere, bütün Kürtler mağdur rolüne büründürülecektir!

Aslında anlatılan bu süreci Türkiye’nin referandum kararı alınmadan çok önce alacağı sert yaptırım kararları değiştirebilecekti. Özellikle bu süreç ilk duyurulduğu günlerde ivedilikle Habur sınır kapısının kapatılması, petrol sevkiyatının kesilmesi ve Barzani’nin Türkiye’deki bütün faaliyetlerinin durdurularak, mal varlığına el koyulması IKBY’nin felç olmasına sebep olacak ve referandum zaten ifa edilemeyecekti.

Fakat bu fırsat değerlendirilememiştir. Ve bundan sonraki süreçlerde Türkiye’nin yapacağı hamlelerde Kürtler ile ilgili mağdur algısı oluşturulmasına imkan vermeyecek taktikler izlemesi gerekecektir.

Yani süreç çok daha güçleşmiştir.

Fakat yinede olumsuz gibi algılanacak bu durumun da avantajları yok değildir. Yeni başlayan süreçte IKBY’nin Türkiye’ye ilhakı yada Türkiye’nin bölgede askeri ve siyasi varlığı için yeni kapılar açılmıştır. Diğer bir ifade ile cihanşümul hedefleri olan yeni Türkiye her durumdan fırsatlar yakalayabilecektir. Yeterki kararlılıkla stratejiler doğru belirlensin ve uygulanabilsin.

Gelinen süreçte sonucu zaten şimdiden belli olan referandum, IKBY’nin uluslararası arenada daha rahat adımlar atmasını ve kabul görmesini sağlayacaktır.

Bundan sonraki süreçte beklenenin aksine bir askeri operasyon seçeneğinden önce, yukarıda da anlatılan IKBY’yi felç edecek hamlelerin yapılması önemlidir. Bu hamlelerin kararlılıkla uygulanması Barzani yönetiminin özellikle aklını başına getirmek açısından etkili olacaktır. Hatta Barzani ve efendilerinin bu noktada Türkiye’nin kapısını aşındırmaları dahi sağlanabilecektir.

Çünkü diğer lojistik imkanlar bir şekilde farklı yollar ile (hava yolu ve Suriye üzerinden) belli bir ölçüde temin edilebilse dahi, petrol sevkiyatının durması ve IKBY’nin gelir kalemlerinin sıfırlanması, süreci kurgulayanları finansal olarak zora sokacaktır.

Yani petrol sevkiyatını sonlandırmak, Habur sınır kapısını kapatmaktan dahi daha etkili olacaktır. Çünkü petrol sevkiyatı bağımsız Kürdistan süreci ve bölgedeki oyunlar için en önemli finans kaynağıdır.

Peki Kuzey Irak’ta referandum süreci kapsamında Türkiye’nin elinde olan petrol sevkiyatına kesme kozu gerçekte ne anlama gelmektedir?

Yani böyle bir hamle tarafları nasıl etkileyecektir?

Yoksa petrol sevkiyatının kesilmesi Türkiye’ye zarar verirken, diğer tarafların mı işine yarayacaktır?

Çünkü Türkiye’nin böyle bir sevkiyatı kesmesi durumunda zarar göreceği ve böyle bir hamleyi aslında İsrail ve ABD’nin isteyeceğine dair algılar mevcuttur.

Şimdi IKBY’nin Ceyhan üzerinden yaptığı petrol ticareti ile ilgili olarak, 24 Ağustos’ta hazırlanan raporumuzda yer alan ilgili bölüm incelendiğinde (https://www.tespam.org/kuzey-i/):

“IKBY Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nın Ekim 2016’da açıkladığı son resmi verilere göre IKBY kontrolü altındaki sahalardan günlük yaklaşık 600 – 620 bin varil petrol üretilmiş ve bunun 540 – 550 bin varillik kısmı Ceyhan limanı üzerinden uluslararası piyasalara satılmıştır. Bağımsızlık durumunda bu miktarın piyasalara ulaşmasında sıkıntı yaşanır mı sorusunun cevabı ise öncelikle bu petrolün alıcılarında saklıdır. Bu konuda resmi açıklama hiçbir zaman yapılmasa da ihraç edilen petrolün çok büyük bir kısmının (%75 – %80) İsrail tarafından satın alındığı açık kaynaklarda iddia edilmektedir. Bunun dışında Türk, Rus ve Avrupa kaynaklı şirketlerin de bu petrolün alıcıları olduğu bilinmektedir.”

Yani, “Türkiye’nin taşıma ve ihracat izni vermemesi durumunda ise bu durumdan en zararlı çıkacak olan Kürtler olacaktır. Sevkiyatın Türkiye ayağının kesilmesi durumunda etkilenecek diğer aktörler incelendiğinde:

  • En büyük alıcı olan İsrail’li tüccarlar, muhtemelen ucuza kapattıkları bu hacmi kaybetmiş olacaklardır. Hatta muhtemelen Suriye üzerinden geldiği bilinen kayıt dışı petrolün önemli bir kısmının da bu tüccarlarca satın alınarak pazarlandığı düşünülürse, alıcılar nezdinde en büyük zararı da İsrail yaşayacaktır.
  • Türkiye’de de var ise bu petrolün ticaretini yapan gruplar bu girişimden kötü etkilenecektir. Fakat durumun ülkenin ali menfaatleri açısından değerlendirilmesi ile bu kaybın ülke için hiçbir öneminin olmayacağı anlaşılabilecektir.
  • Ruslar aslında bu senaryoda şu an için Kuzey Suriye’de ürettikleri petrolün satışını yapmaktadırlar. Tabii resmiyette alıcı gibi gözükmektedirler. Türkiye’nin sevkiyatı kesmesi Rusların da üretimini etkileyecek ve Rusların daha riskli ve maliyeti opsiyonlar aramasına neden olacaktır.
  • Kuzey Suriye’de YPG-PYD-PKK ortaklı ABD petrolünün de Rus petrolü gibi IKBY üzerinden Ceyhan’a gayri resmi olarak taşındığı düşünülmektedir. Yani Türkiye’nin petrol akışını kesmesi ayrıca Kuzey Suriye’de kurulması planlanan terörist Kürt Devleti’ni de olumsuz etkileyecektir.”

Buradan da anlaşılacağı üzere petrol sevkiyatının kesilmesi durumunda en çok zararlı çıkacak olan gruplar; IKBY ve İsrail’li tüccarlar olacaktır.

Peki Türkiye ise bu ticaretten ne kazanmaktadır?

Türkiye’nin kazançları:

  • Petrolü kendi boru hatlarından taşıma karşılığında aldığı tarife,
    • Bu tarifenin de yaklaşık varil başına 2 $ olabileceği tahmininde bulunulduğunda, 0,3 $’lık bir kısmın da işletme maliyetlerine harcandığı düşünüldüğünde, varil başına 1,7 $’lık bir kazanım olacağı anlaşılabilecektir.
    • Yani günlük ortalama 500 000 varilden, yılda: 365*1,7*500000 = 310 milyon $’lık bir kar elde edileceği hesaplanabilecektir.
  • Petrol satışları işlemlerinin bazı Türk bankaları üzerinden yapılması sayesinde, işlem hacmi ve sıcak para trafiğinin arttırılması,
  • İlgili ticaret kapsamında Ceyhan limanını kullanan gemilerin ödedikleri harçlardır.

Yani tekrar vurgulamak gerekirse, satılan petrol de, satış da IKBY’nindir. Türkiye sadece taşıyıcıdır. Bu taşımanın karşılığında ise ortalama yıllık karının yaklaşık 310 milyon $’lar civarında olabileceği öngörülebilecektir. Fakat petrolün sahibi olan IKBY bu ticaretten, petrolün varil fiyatı 50 $ olarak farz edildiğinde, yıllık (50*500000*365) 9,1 milyar $’lar civarında bir gelir elde etmektedir.

Böyle bir meblağın bir kısmının bir süreliğine Türk bankalarında tutulması Türk ekonomisi için tabiki önemlidir. Fakat unutulmamalıdır ki, bu para IKBY’ye aittir.

Diğer açıdan yıllık 310 milyon dolarlık bir kar için de, Türkiye gibi cihanşümul hedefleri olan bir devletin geleceğini riske atması ihtimal verilebilecek bir husus değildir.

Sonuç olarak, petrol sevkiyatının sonlandırılması Türkiye’den az, fakat satıcı olan IKBY’den ve en büyük alıcıları İsrail’li tüccarlardan çok götürecektir. Yani, böyle bir sevkiyatın durmasını zaten ABD ve İsrail istiyor tarzındaki yaklaşımlar doğru değildir.

310 milyon $ ise Türkiye gibi büyük bir devleti kararlarını etkilemek noktasında hiç de dikkate alınabilecek bir meblağ değildir.

Yani petrol sevkiyatını keserek atılacak bir adım, güzel bir başlangıç olacaktır.

 

Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan Akyener 1983 yılında Gönen’de doğmuştur. Eğitim hayatına Gönen Şehit Rahmi İlkokulunda başlamış ve orta okuldan itibaren, Gönen Anadolu Lisesi’nde devam etmiştir. 2001 yılında buradan mezun olduktan sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği’nde lisans eğitimine başlamıştır. ODTÜ’de öğrenim gördüğü dönemde çok aktif bir öğrencilik hayatı geçiren Akyener, birçok sosyal projede görev almış, TESPAM’ı bir öğrenci kulübü olarak hayata geçirmiş, eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi’nde İşletme alanında eğitim almaya başlamış, Gönen Jeotermal Kaynakları ile ilgili projeler hazırlamış ve birçok uluslararası ortamda konuşmacı olarak ülkesini ve kurucusu olduğu öğrenci kulüplerini temsil etmiştir. 2006 yılında ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinden, 2008 yılında ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olmuştur. Aynı zamanda ODTÜ mezuniyeti sonrasında, Gönen Belediyesi’ne “Jeotermal Rezervuar Yönetimi” ve yüzey tesisleri alanında bir yıl boyunca danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte de eş zamanlı olarak bir dış ticaret firmasında iş hayatına başlamıştır. 2006 yılı sonunda TPAO Yurtdışı Projeler Dairesi’nde Rezervuar Mühendisi olarak göreve başlayan Akyener, kurumun Azerbaycan, Libya, İran, Cezayir, Irak, Tunus, Kazakistan, Brezilya, Ukrayna, Suriye, Özbekistan, Türkmenistan, İngiltere, Rusya gibi birçok projesinde aktif görev almıştır. Ayrıca 2007 yılında ODTÜ Jeodezi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde, uzaktan algılama ve CBS tabanlı sistemler alanında akademik çalışmalar yapmıştır. 2007 – 2009 yılları arasında TPAO’nun Libya Ofisinde teknik ihalelerin değerlendirilmesi kapsamında dönüşümlü olarak görev almıştır. 2010 – 2011 yılları arasında Ağrı Doğubayazıt İlçesinde (kısa dönem olarak) askerlik görevini tamamlamıştır. Askerlik sürecinde de, “Bölük İçi Kalite Çemberi” gibi bazı yeni uygulamaların hayata geçmesine vesile olmuştur. 2011 – 2014 yılları arasında TPAO’nun Azerbaycan ofisine, ilgili bütün projelerden sorumlu Teknik Müdür olarak atanmış ve TPAO’yu ilgili uluslararası ortamlarda temsil etmiştir. 2014 – 2018 yılları arasında, TPAO’nun Merkez Ofisinde Yurtdışı Projeler ve İş Geliştirme alanında danışmanlık görevini sürdürmüştür. Ayrıca Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, 2015 yılında, bir öğrenci kulübü olarak başlattığı TESPAM’ı bir düşünce kuruluşu olarak yeniden aktive etmiş ve TESPAM bünyesinde birçok uluslararası çalışma ve projeye imza atmıştır. 50’den fazla makalesi, yüzlerce köşe yazısı, onlarca röportajı farklı ortamlarda yayınlanmış ve ulusal, uluslararası arenada beğeni kazanmıştır. TESPAM bünyesinde çıkartılan “Energy Policy Turkey” ve “Turkish Journal of Energy Policy” dergilerinin yazarı ve imtiyaz sahibidir. “Enerji Panorama” ve “Yerli Düşünce” dergilerinde de köşe yazarlığı yapmakta, TESPAM’ın başkanlığını, TENVA’nın yönetim kurulu üyeliğini ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulamaları Araştırma Merkezi’nin de danışmanlar kurulu üyeliğini sürdürmektedir. Köklerine bağlı, şehirlileşme üzerine kurulan bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirme gayesiyle faaliyet gösteren; “Cuma Ağacı” derneğinin ise kurucu başkanıdır. Farklı alanlarda kaleme aldığı (“Peygamber Ordusunda Askerlik”, “Cuma Rüzgarı”, “Bizim Halep: Enerji Harekatı”, “Doğu Akdeniz Gaz Politikaları”, “Enerji-Güvenlik-Siyaset Boyutlarıyla Suriye İç Savaşı”, “Türk-İslam Dünyasında Enerji Birliği” ve “Yeni Türkiye Vizyonunu Taşıyan Örnek Bir Belediyecilik Anlayışı” isimlerinde) 7 adet kitabı bulunan Akyener, 2016 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. 2017 yılında ise Polis Akademisi’nde Uluslararası Güvenlik alanında başladığı ve tamamlanmak üzere olan akademik çalışmalarına ek olarak, hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarında da farklı üniversitelerde eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar birçok uluslararası ortamda ülkesini temsil eden, ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarına mülakatlar veren, yerine göre manşetlerde yer alan ve ülkesinin enerji politikalarının belirlenmesinde önemli katkılar ortaya koyan Akyener, Cumhurbaşkanlığı makamına özel olarak hazırlanan “Ulusal Güvenlik Yapılanması” ve “Devlet E-Hafıza” gibi proje gruplarında da yer almıştır. Çok iyi derece İngilizce bilen Akyener, evli ve üç çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın