Uluslararası Hukuktan Uluslararası Kaosa
Mayıs 20, 2018
Doğu Akdeniz’deki ‘yetki alanı’ meselesi
Mayıs 28, 2018

Şeytanın Orta Doğu’ya Dönüşü

Yakın zamanda hepimizin yakından şahitlik ettiğimiz gelişmeler sonucu A.B.D. küresel politikasında keskin bir dönüş yaptı ve yüzünü Pasifik bölgesinden Orta Doğu’ya geri çevirdi. Bu yorumu yapmamızı sağlayan gelişmeler:

 

  • A.B.D.’nin çok uzun süredir gerilim halinde olduğu K. Kore ile ani bir karar değişikliğiyle doğrudan temasa geçmesi ve G. Kore’yi düşman kardeşiyle barışmaya ikna etmesi,
  • A.B.D.’nin Başkan Trump eliyle Çin’le suni bir ekonomik gerilim yaratıp bunu ticaret açığını kapatmak için kullanması ve en son olarak tarafların “şimdilik” bir ekonomik savaşa girmeme kararı alması ve gerilimin düşürülmesi,
  • Trump yönetiminin Obama yönetiminin uzun çabalar sonrası İran’la ve Avrupa’yla imzaladığı nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran merkezli kurum ve kişilere tekrar yaptırım uygulamaya başlaması,
  • A.B.D.’nin 7 seneden fazladır iç savaşın sürdüğü Suriye’ye (sınırlı da olsa) askeri müdahalede bulunması,
  • Ve en yüksek perdeden provokasyon adımı olarak İsrail’deki büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması.

 

Bütün bu gelişmeler Trump yönetiminin dış politikadaki rotasını tekrar Orta Doğu’ya çevirdiğinin bariz göstergeleri. Peki bu durum Türkiye’yi ve petrol piyasalarının nasıl etkileyecektir?

Öncelikle A.B.D.’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımlar tekrar devreye sokması uzun yıllardır konuşulan “Başkan kim olursa olsun dış politikada büyük değişiklik olmaz” sözünü yerle bir etti ve daha da önemlisi A.B.D.’nin bölgedeki müttefikleri olan başta A.B. ülkeleri ve Türkiye’nin bu ülkeye olan güvenlerinde geri dönülemez yaralar açtı. Türkiye özelinde 15 Temmuz darbe girişiminden beri yokuş aşağı giden ilişkilerde aşırı bir değişiklik olmasa da A.B. üyesi ülkelerin yönetimleri ve A.B. yöneticileri A.B.D.’ye olan güvenlerini yitirdiklerini açıktan dile getirmeye başladılar. Daha da önemlisi Avrupa kıtasının güvenliği için artık A.B.D.’ye (ve dolayısıyla NATO’ya) güvenemeyeceklerini belirterek gelecekte NATO’nun görevini üstlenecek bir Avrupa Ordusu için temelleri attılar.

Yukarıda saydığımız olaylar silsilesi A.B.D.’nin dış politikasının rotasını tekrar Orta Doğu’ya çevirdiğini ve burada yeni karışıklıklar planladığının göstergesi. Türkiye bölgede uzun dönemdir sıkıntı içinde olan tüm ülkelerle kara sınırına sahip ve başta Suriye iç savaşı olmak üzere olaylardan doğrudan etkileniyor. Sadece güvenlik açısından değil nükleer anlaşma öncesi yaptırımlar sebebiyle A.B.D.’de görülen davalarda siyasi ve ekonomik olarak sıkıştırılmaya çalışılıyor. A.B.D.’nin yeniden devreye soktuğu yaptırımlar Türkiye’yi yeniden zor durumda bırakabilir. EPDK’nın Şubat 2018 için yayınladığı Petrol Piyasası Sektör Raporuna göre bahsi geçen ayda Türkiye ithal ettiği ham petrolün %48,9’unu İran’dan satın almış. İthal edilen ham petrolün neredeyse yarısına denk gelen bu miktar Türkiye’nin ekonomik gelişimi için çok önemli bir meblağ. A.B.D.’nin yaptırımları sıkılaştırması ve Türkiye’ye baskı kurması durumunda, ki şu an Türkiye’nin üzerinde zaten kur ve yüksek petrol fiyatları baskısı var, ekonomik gelişmemizi kesintiye uğratmamak için kademeli olarak başka ham petrol ihracatçısı ülkelere yönelmemiz gerekecek.

Kasım 2017’de yayınlanan “Kerkük – Ceyhan’ın Geleceği Ve Türkiye’ye Etkisi” yazısında ( https://www.tespam.org/kerkuk-ceyhanin-gelecegi-ve-turkiyeye-etkisi/ ) o dönemde hiçbir yerde dillendirilmediği halde Trump yönetiminin İran’a yaptırım uygulayabileceğini belirtmiştik. Uluslararası gelişmeler bizi haklı çıkardı. Yine o dönemde yoğun algı yönetimiyle medyada yer alan Kerkük petrolünün İran’a akacağı yönündeki haberlerin de bu olasılık ve diğer sebepler dolayısıyla imkânsız olduğunu söylemiştik, ki bu konuda da yaptırımlar öncesinde bile bir gelişme olmadı. Yine aynı yazımızda çeşitli sebeplerden ötürü Irak’ın Basra’dan sonra en kârlı ihracat kapısının Ceyhan limanı olacağını, bu sebeple Irak’ın çok büyük bir kırılma yaşamadığı sürece Türkiye ve üzerinden yapılan petrol ihracatından vazgeçmeyeceğini yazmıştık. Bu yazımızda sonra Bağdat yönetimi, bizi haklı çıkaracak şekilde, IŞİD tarafından tahrip edilen Kerkük-Ceyhan boru hattının Irak kısmının yeniden inşaatına karar verdi. Bizi haklı çıkaran bir başka gelişme de SOMO’nun (Irak Milli Petrol Satış Şirketi) genel direktörü Alaa al-Yassiri’nin, Ceyhan limanının Kerkük petrolünün batıya satışı için çok önemli olduğu ve buradan yapılan satışlardan vazgeçmeyeceklerini açıklaması oldu. İran’a uygulanacak ambargo, Kerkük-Ceyhan boru hattının onarılacak olması ve Türkiye-Irak hükümetlerinin IKBY bağımsızlık referandumu sonrası düzelen ilişkileri kısa-orta vadede Irak’ın ham petrol ithalat kaynağımız olarak öne çıkmasını sağlayacaktır; ham petrolde tek bir ülkeye bağımlı olmamamız için de sağlamalıdır da.

 

Senelerdir üzerine basa basa söylediğimiz bir hususu burada tekrar dile getirmek istiyoruz. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve enerji güvenliği sınırlarının dışında başlar. Birbirine göbekten bağlı bu üç etmen Türkiye’nin ayakta kalması ve gelişmesi için olmazsa olmazdır. Siyasi güvenlik için ekonomik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık için de enerjide bağımsızlık gerekmekte. Uzun yıllardır savuna geldiğimiz gibi Türkiye’nin petrol ve doğalgaz bazında kendi enerji kaynaklarını mümkünse yurt içinde değilse yurt dışında üretir ve ülkeye getirir olması gerekmekte. Ancak bu şekilde ulaşım sektörlerini tamamen ve elektrik üretimini %33 oranında etkisi altında bulunduran bu sektörde güvenlik ve denge sağlanabilir. Enerji politikalarını belirleyen yönetim kadrolarının bir an önce, sadece İran yaptırımlarından kurtulmak için değil, ülkemizin uzun vadeli enerji bağımsızlığını sağlamak için yurtdışında petrol ve doğalgaz zengini ülkelerde keşfedilmiş kaynaklara yatırım yaparak üretilen petrol ve doğalgazı ülkemize getirmek için gerekli adımları atması gerekiyor.

 

İlk başta saydığımız Orta Doğu merkezli gelişmeler gösteriyor ki yakın zamanda bölgede Amerika ve İsrail eliyle yeni çatışmalar ve savaşlar çıkarılacak. Bu gerçekleştiğinde Türkiye’nin kendisini savunmak için çok güçlü olması gerekiyor. Ülkemizin her bir ferdi vatanımızı korumak için elinden gelenin en iyisini yapacaktır ancak teknolojik olarak da güçlü ve hazır olmalıyız. Savunma sanayindeki gelişmeleri en önden takip etmeli, teknolojiler geliştirmeli ve yerli/milli ürünler üretmeliyiz. Olası bir çatışma ya da savaş durumunda en zayıf noktamız petrol ve doğalgazdaki dışa bağımlılığımız olacaktır. Bunun için petrolde ülkemize en az 3-4 ay yetecek ham petrolü saklayabilecek kapasitede “Stratejik Petrol Rezervi” yaratmamız ve doğalgaz için de yer altı depolama kapasitemizi hızlıca artırmamız gerekiyor.

 

Kısa-orta vadede bölgemizde yaşanabilecek gelişmeler bölge ülkelerinin coğrafi sınırlarını değiştirebileceği gibi ekonomik krizlere de yol açabilir. Enerji politikalarımızı komşularımızla iyi ilişkiler temelli kaynak edinme ve enerji güvenliği üzerine kurarken; dış politikamızı da ülkemizin ve komşularımızın güvenliğini bölge dışı ülkelere karşı zayıf düşürmeyecek şekilde kurgulamamız lazım. Şeytanla mücadele ediyorsan onun gibi düşünmen lazım!

Burak KAYAEL
Burak KAYAEL
Lisans eğitimimi ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2008 yılında tamamladı. 2009 Ocak ayında TPAO’da sondaj mühendisi olarak çalışmaya başladı. TPAO’da 5 sene boyunca deniz sondaj operasyonlarında görev aldı. Aralık 2013’te TPOFS (Turkish Petroleum Oil Field Services) şirketinde göreve başladı ve deniz sondaj projelerinde görev almaya devam etti . Sonrasında Irak ve Afganistan’da kara sondaj operasyonlarında çalıştı. Master programını ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü’nde 2012 tamamladı ve halen aynı bölümde doktora eğitimime devam etmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: