İsrail’in Bize Verecek Gazı Kalmadı
Aralık 9, 2016
Yeni ABD Dışişleri Bakanı Adayı & Petrol! Petrol! Petrol!
Aralık 14, 2016

Oğuzhan AKYENER

TESPAM Başkanı

oakyener@tespam.org

Türkiye için neredeyse 50 yılı aşkın sabırla devam eden Avrupa Birliği (AB)’ne katılım süreci son dönemlerde yaşanan gelişmeler ile iyice çıkmaza girmiştir. Birçok AB üyesi ülkenin de içerisinde yer aldığı batı bloğu, sözde müttefikleri olarak gördükleri Türkiye’ye karşı, FETÖ, YPG, PYD, PKK gibi terör örgütlerini aleni destekleyerek adeta iç yüzlerini dışlarına kusmuşlar ve hakikati aşikar etmişlerdir.

Yeniden bağımsız, milli ve bölgesinin yanı sıra uluslar arası arenada etkin olmaya çalışan yeni Türkiye’nin gayretleri; mazlum İslam coğrafyasının umudunu yeşerttiği gibi, kan emici oyun kurucuların da öfkesini celp etmektedir. Lakin dünya gibi Türkiye’de değişmektedir. Ve yeni dünya düzeninin belirlenmesinde Türkiye’nin rolü önemlidir.

Bu süreçte, AB ile zayıflayan ve gerilen ilişkilerin akabinde, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) tarafından da Türkiye’ye üyelik konusunda davetler gelmeye başlamıştır. Her ne kadar AB ile aynı fonksiyonlara ve yapıya sahip olmasa da, Türkiye ŞİÖ asil üyeliğini değerlendirmeye başlamıştır.

Hatta henüz değerlendirme süreci devam ederken, üyeliği gerçekleşmemiş olmasına rağmen, Türkiye ŞİÖ’nün Enerji Kulübü başkanı olarak seçilmiştir.

Peki, kısaca Şanghay İşbirliği Örgütü nedir? Böyle bir örgüte katılım Türkiye’ye ne gibi avantajlar sağlayacaktır?

ŞİÖ; güvenlik, ekonomi ve kültürel açılardan iş birliğini geliştirmek maksatlı, Rusya ve Çin önderliğinde Asya merkezli olarak kurulmuş olan ve 2017 itibarı ile Hindistan ve Pakistan’ın da katılımı ile 8 asıl üyeye sahip olacak olan yapıya verilen isimdir.

Henüz istenilen kurumsallığa erişememiş olması sebebi ile böyle bir örgütün Türkiye’ye normal şartlar altında ne kazandırabileceği net değildir. Bununla birlikte, Türkiye’nin askeri açılardan üyesi olduğu NATO yada sürekli müdahil olmayı istediği AB gibi topluklardan da nasıl fayda sağladığı yada sağlayabileceği de sorgulanmalıdır.

Önemli olan, güçlenen ve cihanşümul hedeflere niyetlenen yeni Türkiye’nin, ŞİÖ’ne dahil olduğunda elde edebileceği imkanları kullanarak neler yapabileceğidir.

ŞİÖ açısından bakıldığında ise, Türkiye’nin varlığı şüphesiz örgütün küresel etkisini çok arttıracak ve özellikle Orta Doğu politikalarında elinin güçlenmesini sağlayacaktır.

ŞİÖ’ne kısaca giriş yaptıktan sonra, henüz asıl üyeliği gerçekleştirmemiş olmasına rağmen, Türkiye’nin başkanlığını aldığı Enerji Kulübü’nün genel özellikleri incelendiğinde:

  • Enerji Kulübü, mevcut asil üyelerin yanı sıra (Hindistan ve Pakistan’ın da dahil olacağı göz önüne alınarak); Afganistan, Moğolistan ve Sri Lanka gibi ülkeleri de kapsamaktadır.
  • ŞİÖ’nün dünyanın en önemli enerji tedarikçileri ve tüketicilerinden sayılabilecek devletleri bir araya getirdiği, bu sebeple de ortak ekonomik hedeflerin öncelikli olarak enerji arz-tedarik güvenliği hususlarında şekilleneceği gerçeği dikkate alınırsa, enerji kulübü, örgütün en önemli birimlerinden bir tanesidir.
  • Kulübün ana amaçları; kulüp üyeleri arasındaki enerji iş birliğini arttırmak, ortak politikalar belirlemek, üyeler arasında gerçekleştirilecek paylaşımlar ile enerji güvenliği hususlarında destek sağlamak, bu kapsamda ortak yatırım ve projelere imza atmak, petrol ve gaz aramacılığı konusunda birliktelikler gerçekleştirmek ve su kaynaklarının ortak değerlendirilmesine öncülük etmektir.
  • Bununla birlikte, enerji kulübünün fonksiyonları, kurumsallığı ve yaptırımları konularında önemli eksiklikler bulunmaktadır.

Peki, böyle bir kulübün dönem başkanlığı niçin Türkiye’ye verilmiş olabilir?

  • Kulübe üye ülkeler nezdinde kıyaslama yapıldığında, Türkiye hem kaynak tedariği, hem de tüketimi açısından ön sıralarda yer almamaktadır.
  • Örgütün başlıca hedeflerine ve bu hedefler doğrultusunda oluşturulan diğer birimlere bakılarak bir değerlendirme yapıldığında ise, Türkiye güvenlik ve ekonomik alanlarda, enerji alanında olduğuna kıyasla daha başarılı görülmektedir.
  • Demek ki, böyle bir tercihin sebebi; Türkiye’nin enerji alanında mevcut durumundan kaynaklanan artıları değildir.
  • Bununla birlikte, ilk akla gelen sebepler olarak; Rusya’nın Türk Akımı Projesi’nde Türkiye’nin gönlünü ve tam desteğini almasının yanı sıra, bir arayış içinde gördükleri Türkiye’yi kendi taraflarına çekebilme arzusu, düşünülebilecektir.
  • Enerji kulübü başkanlığı da; Türkiye’ye verilebilecek, etkili olmak ile birlikte, Türkiye’nin ciddi etkisini gösteremeyeceği beklenilen bir pozisyondur.

Bu varsayım ile, acaba yeni Türkiye böyle bir görevi aldığında, beklenildiği üzere; Rusya-İran-Kazakistan-Özbekistan gibi önemli tedarikçilerin, Çin ve Hindistan gibi büyük pazarların üye olarak yer aldığı böyle bir kulübün başkanı olarak, etkisiz mi kalacaktır? Yoksa düşünüldüğünün aksine, önemli girişimlere imza atarak, fark mı yaratacaktır?

Bu noktada, ilgili pozisyonu, etkinliğini daha da arttırmak maksatlı kullanabilmesi için, Türkiye genel olarak neler yapmalıdır?

  • Türkiye öncelikle başkanlığını üstlendiği kulübün, kurumsal yapısını güçlendirecek gerekli düzenlemeleri yapmak için girişimlerde bulunmalı ve başkanlığını yaptığı kulüp nezdinde alınan kararların yaptırımı konusunda tüm üyelerin desteğini almalıdır.
  • Hem kendisini başkanlık döneminde desteklemek, hem de bazı ortak politikaları daha rahat geliştirebilmek maksatlı; gözlemci üye statüsünde olan Afganistan’ın, diyalog ortağı statüsünde olan Azerbaycan’ın ve konuk katılımcı statüsünde olan Türkmenistan’ın da kulübe katılmasını sağlamalıdır.
  • Bu gelişmeler takip edilirken, tüm üye ve potansiyel üye ülkelerin ilgili veri kaynakları talep edilerek, ortak bir enerji veri tabanını bünyesinde tasarlamalı ve kayıt altına almalıdır.
  • Örgütün bütün üyelerinin lehine sayılabilecek ortak dengeleri de gözeterek, 2050 yılına kadarlık yatırım, iş geliştirme ve ticaret projeksiyonlarını ele alacağı bir enerji stratejileri programını hazırlamalıdır.
  • Bu gelişmeler, müzakereler, girişimler ve etkileşimler esnasında, artan ortak bilgi ve ilişki düzeyi sayesinde; “Türk Enerji Birliği”nin altyapısını oluşturma konusunda özel bir program yürütmelidir.
  • Kazak petrolü ve Türkmen-Kazak-Özbek gazlarının Azerbaycan ya da (gerekirse) Rusya üzerinden Türkiye’ye gelmesini sağlamak kapsamında ilgili anlaşma ve yatırımlara öncülük etmelidir.
  • Tüm üye ülkelerin finansal, teknolojik ve doğal imkânlarından yararlanarak, uluslararası gaz depolama kapasitesini geliştirmelidir. Bununla da birlikte enerji ticareti seçeneklerini değerlendirmelidir.
  • Özel ya da resmi petrol & gaz şirketlerinin ilgili coğrafyada saha geliştirme ve üretim faaliyetlerinde ortak ve yatırımcı olarak hisseler almasına ön ayak olmalıdır.
  • Başarılı olduğu HES, RES, GES ve doğalgaz çevrim santrali inşası gibi konularda yerli teşebbüslerinin uluslararası projelere müdahil olması konusunda girişimlerde bulunmalıdır.
  • Nükleer teknoloji sahibi olan ülkelerden, Türkiye ve müttefiki olduğu ülkelerin de teknoloji transferini sağlayabileceği altyapıları kurgulamalıdır.
  • Gerekirse yakın ilişkide olduğu Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de kulübe üye olarak katılımı konusunda girişimler yapmalı ve ilgili ülkelerin finansal desteğinden faydalanarak, ortak enerji projeleri için örgüt içi bir finansal destek bankası kurma fikrini hayata geçirmelidir.

Yani Türkiye, henüz kurumsallaşmasını tamamlayamamış böyle bir örgütte attığı adımlar ile fark yaratmalı, küresel organizasyon kapasitesi ve oyunculuğunu tüm ilgili üyelere göstermeli, üyeler nezdinde imajını en üst seviyelere taşımalı ve geniş bir bölgenin (hatta o bölgenin etkilediği tüm dünyanın) enerji politikalarının belirlenmesi hususunda önemli adımlar atmalıdır.

Bahsedilden adımlar şüphesiz gerçekleştirilmesi zor ve ciddi çaba isteyen hedefler gibi görülmektedir. Fakat yeni Türkiye niyetlendiği geleceğe sahip olabilmek için, öncelikle büyük düşünmek, sonrasında bu düşüncelerini hayata geçirebilmek maksatlı çalışmak zorundadır.

Sonuç olarak, ŞİÖ’ne katılım konusunda çok yönlü olarak yapılması gereken analizlerin yanı sıra, Türkiye şu an için kabul ettiği enerji kulübü başkanlığı pozisyonunu, kendi lehine yeni fırsatlar oluşturabilecek şekilde değerlendirmeyi bilmelidir.

Yapılan müzakereler sürecinde unutulmamalıdır ki, ŞİÖ için Türkiye, Türkiye için ŞİÖ’nden daha önemli bir yere sahiptir.

“Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları TESPAM’a aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

“Türkiye’deki enerji politikaları odaklı ilk ve tek sivil yapılanma…” 

“Enerji politikaları alanında gündemi uzaktan takip etmeye çalışan bir Türkiye yerine, gündem belirleyen bir Türkiye’ye ulaşma idealiyle…”

TESPAM-Türkiye Enerji Politikaları ve Araştırmaları Merkezi

TESPAM, Uluslararası Enerji Politikaları Araştırma Derneğinin Bir Kuruluşudur
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER
Oğuzhan AKYENER (Balıkesir), ODTÜ, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü mezunu olan Oğuzhan AKYENER, 2006 yılı mezuniyetinden bu yana enerji ile alakalı bazı kurumlarda birçok yurt içi ve yurt dışı görevlerde bulunmuş ve yöneticilik yapmıştır. Bunların yanı sıra, Avrupa Birliği, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Ortadoğu, Asya ve Kafkas enerji politikaları üzerine uluslararası arenada ses getiren çalışmalara imza atmıştır. Farklı konularda yazmış olduğu 3 adet kitabı bulunan Akyener, halen Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) başkanlık görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: